16-17 Aralık tarihinde İstanbul Beyoğlu İlçesi Cezayir Konferans Salonu’nda Roman Topluluklar İçin Sosyal Politikalar Konferansı’na Konya Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü adına katıldım. İlimizden Dr. Özgür Ünal ve Yeni Mahalle Muhtarı Ali Hakikat’te konferansın katılımcıları arasındaydı. Konferans süreci ve önceki çalışmaların tümü; edRom (Edirne Roman Derneği), Boğaziçi Üniversitesi SPF (Sosyal Politika Forumu) Anadolu Kültür, Consulate General of Swiden ve Tacso (Stk için Teknik Destek) işbirliğiyle gerçekleştirildi ve Avrupa Birliği tarafından desteklendi. Roman topluluklar için Bütünlüklü Sosyal Politikalar Geliştirme Projesi Ayşe Buğra, Başak Ekim Akkan, Mehmet Baki Deniz, Mehmet Ertan, Özlem Anadol, Goncagül Gümüş tarafında yürütüldü. Konya, Erzurum, Samsun, İzmir Bergama, Hatay, Sakarya, İstanbul’da atölye çalışmaları yaptılar. Konferans bu atölye çalışmasının sonuçları ve çözüm önerilerini paylaşmak üzere düzenlenmişti. Yazının tamamını oku »
25 Aralık 2011Aile İçi Şiddet Mağduru Kadınlar
Kocaları ya da eski kocaları tarafından sokak ortasında öldürülen kadınları konuşuyoruz şu sıralar. O kocaların elinden kurtulmayı başarmış, kimi zaman ayakkabısını giymeye bile fırsat bulamadan evinden kaçmış kadınları da konuşmalıyız… Ev; dört duvar, iki pencere, bir çatı, bir kapı… Kapı kapalı. İçeride bir adam, insanlıktan çıkmış, karısını dövüyor. Onu kim durdurabilir? Çocuklar korkudan köşeye sinmiş, duvarların rengi griye dönmüş. Ev ‘yuva’ değil bu hâliyle, çilehane… Bir gün değil, iki gün değil; bir yıl değil, iki yıl değil… On yıl, on beş yıl, o evin içinde, bir adamdan korkarak nasıl yaşar bir kadın? Diyelim yaşamak istemedi, ne yapar, nereye gider? O kadının/kadınların gittiği, daha doğrusu can havliyle sığındığı ‘ev’lerden birine konuk olduk. İncitmekten korkarak neden orada olduklarını sorduk. Film ne zaman, nerede kopmuştu? Hepsini bir çatı altında toplayan neydi?
10 Aralık 2011Sosyal Hizmetler ve Din
Türkiye’de Sosyal Hizmetler ve İlkeleri: Türkiye’de Sosyal Hizmet 1960 ihtilalı sonrasında 1961 Anayasasının getirdiği ‘sosyal devlet’ ilkesi, sosyal hizmet eğitimi ve sosyal hizmetler açısından, dönemin en önemli kazancı olmuştur (Sosyal Hizmet Eğitiminde Yeni Yaklaşımlar, 2005, 118). Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’yla (1963-67) birlikte sosyal hizmet ve yardım politikalarında, yatırımlarında ve uygulamalarında sistematik düzenlemeler yapılmıştır (Danışoğlu, 1987, 2). Bu yıllardan sonra devlet politikası olarak sosyal hizmet mesleğinde önemli gelişmeler olmuştur. Öyle ki Sosyal Çalışma, Türkiye’nin modernleşmesine ve demokratikleşmesine hizmet eden bir araca dönüşmüştür. Zaten Sosyal Çalışma mesleği, insancıl ve demokratik ideallere dayalı bir meslektir (Kut, 1988, 11-14). İnsana değer veren bir meslek olmasından dolayı ‘her bireyin kendi kaderini kendisinin tayin etme hakkı olduğu’ değerini ön planda tutmuştur. Yazının tamamını oku »
6 Aralık 2011Ağır Düzeyde Engelli Çocukların Sorunları
‘Çok engelli’ çocukları hiçbirimiz tanımıyoruz. Onlar dünyaya bir çok problemle ‘merhaba’ diyor, yaşlarıyla birlikte mağduriyetleri de artıyor. Yaşadıkları olumsuzlukları bir nebze değiştirecek tek şey eğitim. Tabii okul sırası gelirse!.. Helen Keller, dünyaya gözlerini açtığında sağlıklı bir bebektir. Hayatının 19. ayında ateşli bir hastalık geçirerek görme, işitme ve konuşma melekelerini kaybeder. Büyüdükçe daha hırçın, geçimsiz bir çocuk olur. Yaşlı bir doktor, “Umut yok. Göremez, konuşamaz, işitemez ama eğitilebilir. Sağır çocuklarla çalışmış bir uzmandan yardım alın.” deyince, Perkins Görme Engelliler Okulu’ndan yeni mezun Anne Sullivan bu iş için görevlendirilir. Genç öğretmen bez bir bebekle işe başlar. Helen’in ellerine “b-e-b-e-k” kelimesini dokunmak suretiyle harf harf yazar. Böylece Keller’in nesneler ve harfler arasında bir bağlantı kurmasını amaçlar. Fakat küçük kız önce bunun farkına varamaz. Bir gün öğretmeniyle bahçedeki tulumbanın yanına gider. Öğretmen tulumbadan su çekerken Helen’in elini akan suyun altına tutar, diğer eline de “s-u” sözcüğünü yazar. İşte o an, minik kızın kalbi yerinden fırlayacakmış gibi çarpmaya başlar. Çünkü hayatının ilk 18 ayında zihninde tek yer etmiş kelimedir su. Bu sözcükten yola çıkarak, dokunduğu nesnelerle harfler arasında bir bağlantı olduğunu, her nesnenin sözcüklerle ifade edildiğini anlar… Yazının tamamını oku »
6 Aralık 2011Ankara Adliyesi’nde Aile İçi Şiddet Bürosu Kuruldu
‘Savcı Bey, bizim bir aile büyüğümüz yok. Size danışmaya geldik. Kızımı kocası birkaç yıl önce dövmüştü. Hakkında işlem yapıldı, dava açıldı; ama kocası şimdi barışmak istiyor. Biz size savcı olarak değil de danışacak biri olarak geldik. Kızımı kocasına göndereyim mi göndermeyeyim mi?” Kızının yuvasını kurtarmak için savcılığa gelen bir annenin savcıyla arasında geçen bir konuşma bu. Ankara Adliyesi’nin koridorları birkaç aydır bu tür diyaloglara şahitlik ediyor. Sebebi ise şiddetin önüne geçmek için Türkiye’de ilk kez kurulan Aile İçi Şiddet Bürosu. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, aile içi şiddetle mücadelede Türkiye’ye örnek olacak yeni bir modele geçti. Başsavcılık, geçen aylarda aile içi şiddet suçlarına bakmak üzere özel büro kurdu. Önce iki savcıyla çalışan büronun başarısı üzerine savcı sayısı dörde yükseltildi. Türkiye’de ilk kez pilot olarak Ankara’da kurulan büronun ardından her ilde aile içi şiddete karşı bu bürolar görev yapacak. Yazının tamamını oku »
Afet sonrası dönemde çocukların ruhsal açlıkları çok daha fazla olur ve anne-babalarına daha bağımlı hale gelir. Travmatik ve şiddet içeren afetlere maruz kalma çocukta kaygı ve depresif bozukluklara da yol açar. Peki bu durumlarda psikolojik destek nasıl verilmeli? Neler yapılmalı? Cerrahpaşa Tıp Fak. Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Uzmanı Dr. R. Hülya Bingöl, ‘Çocukta davranış değişikliği fark edildiğinde, zaman kaybetmeden uzman yardımı almak gerekir.’ dedi. Dr. Bingöl, Afetler genel tanımıyla insanlar için fiziksel, ekonomik, ve sosyal kayıplar doğuran, gündelik yaşam faaliyetlerini durdurarak veya kesintiye uğrayarak, insan topluluklarını etkileyen ve etkilenen topluluğun kendi imkan ve kaynaklarını kullanarak altından kalkamayacağı, üstesinden gelemeyeceği doğal, teknolojik veya insan kökenli olaylardır. Şeklinde konuştu. Yazının tamamını oku »
21 Eylül 2011Endişe Verici Araştırma: Öfkeli Bir Gençlik Geliyor
İstanbul’da yaşayan 15-20 yaş arası gençler üzerinde yapılan psikolojik araştırmada ilginç sonuçlar ortaya çıktı. Ben Ötesi psikoloji derneği kurucusu psikiyatrist Mustafa Merter ve ekibinin 616 öğrencinin katılımıyla gerçekleştirdiği çalışmada, gençlerin öfke, kaygı ve narsisizm duygularının her geçen yıl biraz daha arttığı tespit edildi. Çeşitli psikolojik test yöntemlerinin kullanıldığı araştırmada gençlerin genel olarak kendilerini normalden fazla beğendikleri görülürken yüzde 88,8′inin klinik düzeyde kaygı sahibi olduğu saptandı. Amerika’da ise bu oran daha düşük. Amerika’daki gençlerin yüzde 85′i kaygı bozukluğu yaşıyor. Araştırmada ayrıca kaygı oranı yüksek olan gençlerin yüzde 54′ünün halk arasında yoğun iç sıkıntısı olarak tanımlanan ‘anksiyete bozukluğu’ taşıdığı belirlendi. 1982 yılında İstanbul, Ankara, İzmir ve Mersin’de 15-19 yaş arası öğrenciler üzerinde yapılan araştırmada kaygı oranı yüzde 47′ydi. Geçen zaman diliminde bu oranın yükselmesi Türk gençlerinin duygusal açıdan yıprandığını gösteriyor. Yazının tamamını oku »
17 Ağustos 2011Kadınları Kim Neden Öldürüyor?
Son günlerde ülkenin her tarafından kadın cinayetleri haberleri alıyoruz. Devletin ve medyanın olaya daha hassas yaklaşması , daha önce intihar süsü verilen cinayetlerin bu gün aslıyla tespiti iddiaları ve toplumun her kesiminde farkındalığın artması dışında olayların asıl sebebinin üzerinde kafa yormamız gerekir diye düşünüyorum. Kadına , çocuğa , özürlüye hatta yaşlıya , 18-60 yaş arası erkeklerin şiddet uygulaması ve bazen öldürmeye kadar uzanmasının altında çok derin tarihsel bir arka plan olduğunu düşünüyorum. Ademoğlu ilimle , irfanla aklını ve kalbini eğitmezse onda hayvani duygular hakim oluyor. Fiziki gücüne güvenen her insan diğerine tahakküm , baskın ve zulmü bir hak olarak görüyor. Eskilerin istibdat dediği bu kavrama yakından bakalım. Yazının tamamını oku »
Seni diğerlerinden farksız kılmaya bütün gücüyle gece gündüz çalışan bir dünyada kendin olarak kalabilmek dünyanın en zor savaşını vermek demektir. Bu savaş başladı mı artık hiç bitmez…(E.E.Cummings)
Avusturya’da 24 yıl hapsettiği kızından 7 çocuk sahibi olan emekli elektrikçi Josef Fritzl’in çift kişilikli ve üstünlük kompleksi içinde olduğu belirtilmişti. Mahkeme psikiyatrı Sigrun Rossmanith ise Fritzl’in asıl olarak çift kişiliğe sahip olduğunu belirterek, “Biri gizli diğeri ise görünen kişilik. Kendisi bir yönetici. Eğer evdeki hücre, eşi ve diğer kızları için tabu ise ve bunu defalarca duydularsa burayı kontrol etmeye cesaret edememişlerdir. Eğer bir kişi güç sahibi ise ve bunu başkalarına kabul ettirdiyse o kişinin sözü tanrının sözü gibi olur” dedi. Yazının tamamını oku »
11 Ağustos 2011Londra’yı, İşsiz Ve Ümitsiz Gençler Yakıyor
İngiltere, 1980′lerde başını ağrıtan, güvensiz, huzursuz günlerini tekrar yaşıyor. O dönem, Londra’nın Brixton, Tottenham semtleri ile Liverpool ve Birmingham kentlerinde yaşanan ırkçı isyanın bir benzeri dört gündür ekranlardan tüm dünyaya ulaşıyor. Londra alev alev yanarken, kimse çetelerin sonraki hedefini bilmiyor. İsyanın altında ise çeteleşmeye terk edilmiş, işsiz, ümitsiz ve eğitimsiz gençler yatıyor. Ahlakî çöküntü içindeler. Hiçbir şeye aidiyet hissetmiyorlar. Ayaklanma ve yağma olaylarının fitilini ateşleyen hadise perşembe akşamı Londra’nın en düşük gelirli, uyuşturucu ve çetelerin beşiği olarak bilinen semti Tottenham’da özel polislerin dört çocuk babası siyahi Mark Duggan’ı şüpheli sıfatıyla öldürmesiyle başladı. Yazının tamamını oku »
8 Ağustos 2011Bizim Çocuklarımız
Bir genç evlenme hazırlığına girişmişti. Kendisi, henüz küçükken anne ve babasını kaybetmişti. Bırakılan bir miktar mülkün geliri ve akrabalarının yardımıyla tahsilini bitirmiş, kazançlı ve dürüst bir iş sahibi olmuştu. Ancak, küçük yaşta hem annesini, hem babasını yitirmenin hüznünü hayat boyu hep yanında taşımıştı. Evlenme kararını vermesinin ardından, bu temiz ahlâklı gencin neşesi artmış, hayat bağları daha da kuvvetlenmişti. Ancak, düğünden birkaç gün önce, bozuk bir yüzle bana geldi. Belli ki, bir üzüntüsünü anlatacaktı. Fakat başlangıç kelimelerini bulup çıkarmanın güçlüğü içindeydi. Meslek icabı ‘acaba nasıl başlasam’ problemini daima hisseden bir dostu olarak, onu sıkmadım. Bir süre sonra, rüzgâr yiyip dayanağından kurtulan bir kapı gibi gümledi. Yazının tamamını oku »
Son günlerde özellikle medyada konuya ilişkin haberlerin artması özellikle bir çoğumuzun malumu olduğu üzere Ayşe Paşalı’nın, korunma talebiyle ilgili Cumhuriyet başsavcılığına başvurmuş olmasına rağmen, talebinin kabul edilmemesi ve akabinde 7 Aralık 2010 tarihinde boşandığı eşi tarafından bıçaklanmak suretiyle öldürülmüş olması ve daha sonra da bu tür olayların sık sık gündeme gelmesi devletin kadınları koruyamadığı, adli makamların özellikle tutuklama gibi tedbirleri almada ihmali bulunduğu algısına yol açmıştır. Aile içi şiddet kavramı, ilk kez 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun ile yasal olarak kabul edilmiştir. Kanunun kabulünden önce, genel hükümler çerçevesinde çözümlenmeye çalışılan aile içi şiddet, kanun ile çözümlenmesi gereken bir olgu olarak ele alınmıştır. 4320 sayılı Kanun ile, Medeni Kanunda belirlenen genel önlemleri yürürlükten kaldırılması ya da sınırlandırılması değil, özel bir düzenleme getirilerek, aile içi şiddetin önlenmesinde etkinlik sağlanması amaçlanmıştır. Yazının tamamını oku »