adderall online

esler-iliskiler.jpgEvlilik kurumu ailenin çekirdeğini, aile de toplumun temelini oluşturur. Kültürümüzün binlerce yıllık geçmişe sahip olmasında, ailenin büyük rolü vardır. Aile, geçmiş ve gelecek arasında bir kültür elçisidir. Bu çalışma evliliğe adım atacak bireylere farkındalık kazandırmak, eşler arası iletişimi besleyen manevi-kültürel değerlerimizi tespit etmek ve bu değerlerin yaşanması için öneriler geliştirmek amacı ile hazırlanmıştır. Evlilik kurumu manevi-psikolojik yaklaşım çerçevesinde ele alınmış, “manevi değerlerin eşler arası iletişime katkısı ve günümüzdeki evliliklerin manevi-kültürel değerlerle ilişkisi” incelenmiştir. Veri toplama aracı olarak mülakat kullanılmıştır. Mülakata 24’ü evli, 5’i nişanlı olmak üzere toplam 29 kişi katılmıştır. Mülakatlar, içerik analizi ile değerlendirilerek yorumlanmıştır.

Yazının tamamını oku »

aile-donusum.jpgToplumun çekirdeğini oluşturan, bireyleri ve toplumu bir arada tutan aile kurumu, hoşgörü, sevgi ve karşılıklı anlayış çerçevesinde yetişen bireyler, güçlü toplum olmanın temel esasıdır. Göç ve kentleşme, kültürel değerlerdeki aşınma, bireyselleşmenin artması, aile eğitimindeki eksiklikler, yeni iletişim teknolojileri gibi nedenlerle, aile üyeleri arasındaki iletişim azalmış, boşanmalar artmış, tek ebeveynli ailelerin oranı yükselmiş ve aile kurumu zayıflamaya başlamıştır. Nüfusun yaş yapısındaki değişimler sonucunda gelecekte aktif olmayan nüfusun payının artması, doğurganlık hızının azalmasıyla da yaşlı nüfusun payının yükselmesi riski bulunmaktadır. Bu programla, Türkiye’nin ekonomik ve sosyal gelişmesini desteklemek üzere dinamik nüfus yapısının korunması, aile kurumunun güçlendirilmesi ve böylece sosyal refah ve sosyal sermayenin artırılması amaçlanmaktadır. Program kapsamında aile refahının korunması, evlilik öncesi eğitim ve aile danışmanlık hizmetlerinin etkinleştirilmesi, sosyal yardım ve hizmetlerin aile temelli sunulması, genç nüfusun yarattığı demografik fırsat penceresinden azami derecede faydalanılması öngörülmektedir.

Yazının tamamını oku »

10934739-lg.jpgBu makalede ebeveyn kaybı nedeniyle korunmaya muhtaç durumda olan çocuğa yönelik uygulanan sosyal hizmet müdahale süreçleri ele alınmıştır. Çalışma yapılan vaka M.O. yedi yaşında olup, ilköğretim birinci sınıf öğrencisidir. Annesinin cinnet geçirmesi sonucu babasını ve kardeşini öldürdükten sonra intihar etmesine şahit olmuş ve kendisi de olaydan yaralı olarak kurtarılmıştır. Olay sonrası tedavi altına alınan M.O. ile hastane ortamında görüşülmüş; yaşadığı travmanın etkisinin en aza indirilmesi ve normal yaşama dönmesi için birey, aile, örgüt ve toplum düzeyinde neler yapılabileceği üzerinde durulmuştur. Genelci sosyal hizmet yaklaşımı açısından çalışılan vakanın kriz durumunu atlatarak ebeveynsiz bir yaşama hazırlanması için alternatif sosyal hizmet modelleri değerlendirilmiş ve çocuğun yüksek yararı gözetilerek en uygun modele karar verilmiştir.

Yazının tamamını oku »

ksiddet.jpgKadına yönelik şiddet tüm toplumlarda yaygın bir sosyal sorun olarak varlığını devam ettirmektedir. Aile içinde yaşanan şiddet olaylarında ise genellikle mağdur kadına yönelik müdahaleler uygulanmakta, şiddeti ortaya çıkaran aile yapısı üzerinde durulmamaktadır. Halbuki aile karşılıklı ilişkiler ağından oluşan dinamik bir sistemdir ve şiddet gibi iç dengesini bozan ciddi bir sorunla karşılaştığında bütüncül bir müdahaleye ihtiyaç duymaktadır. Ailenin bozulan işlevselliğinin onarılmasında aile terapisinin pozitif katkı sağladığı görülmektedir. Aile terapisi yaklaşımında şiddet mağduru kadar, şiddet uygulayan ve şiddetten etkilenen diğer aile üyelerinin de katılımıyla ailedeki dengeyi ve uyumu bozan unsurlara bütüncül bir müdahale imkanı bulunmaktadır.

Yazının tamamını oku »

aile_kon_2.jpgGazeteciler ve Yazarlar Vakfı Kadın Platformu tarafından düzenlenen, 15 ülkeden 50 konuşmacının katıldığı konferansta ‘aile ve şiddet’ tartışıldı. ‘2. Uluslararası Aile Konferansı’ üç gün sürdü ve dün yayımlanan bildirgeyle sona erdi. Sonuç bildirgesine göre, şiddetin yaygınlaşması ve sıradanlaşmasında medyanın etkisi büyük. Toplumda yaygınlaşan şiddet, aileyi tehdit ediyor ve mücadele için aile kurumunun mutlaka güçlendirilmesi gerekiyor. Sonuç bildirgesinde, toplumda yaygınlaşan şiddetin aileyi tehdit ettiği ve şiddetle mücadelede aile kurumunun güçlendirilmesi gerektiği belirtildi. Bildirgede, aile birliğinin korunması için şiddet konusunda devletin aktif görev üstlenerek caydırıcı ve önleyici her türlü tedbiri ivedilikle alması gerektiğine dikkat çekildi. Bu tedbirler arasında ise örneğin şiddet uygulayan failin psikolojik destek alması, özel ya da devlet çatısı altında danışmanlık ve terapi merkezlerinin açılması, aile ombudsmanlık sisteminin yaygınlaştırılması bulunuyor.

Yazının tamamını oku »

onleme.jpgHer çocuk gelişim hızı, öğrenme biçimi, kişiliği ve ailesinden edindikleriyle birbirinden farklı özelliklere sahiptir. Çocuk, çevresiyle etkileşimi yoluyla edindiği deneyimler sonucu dış dünyayı keşfeder ve gelişir. Bu gelişimin ilk adımları ise daha bebeğin oluşumunu izleyen ilk haftalarda atılır. Mc Cain ve Mustard (2002), beyin gelişimindeki en önemli sürecin hamilelik ve yaşamın ilk yılları olduğunu; annenin bebeğini emzirirken, bebeğin hem beslendiğini hem de annesinin dokunuşunu ve sıcaklığını hissedip, onun sesini duyup gülümseyişini gördüğünü; bütün bu deneyimlerin de yaşamının ilk yıllarında bebeğin beynindeki milyonlarca sinir ağının oluşumunu ve gelişimini doğrudan etkilediğini ileri sürmektedir. Diğer taraftan yaşamın ilk yıllarında, bütün bu uyaranlardan ve anne/yetişkin desteğinden yoksun kalma, ihmal edilme veya kötü muamele görmenin ise çocukların gelişimlerinde telafisi mümkün olmayan aksaklıklar, okulda başarısızlık, sınıf tekrarı, özel eğitim gereksinimi, öğrenimine devam etmeme; yetişkinlikte ise işsizlik ve suç işleme eğilimi gibi olumsuz sonuçlara yol açtığı görülmektedir. Yazının tamamını oku »

ntarhan.jpgMobilya mağazasında kocası ile kavga eden çarşaflı kadını düşündükten sonra bu yazıyı yazma ihtiyacını hissettim. Sade yaşamanın güzelliğini kaybeden bir kültür bizim kültürümüz olamazdı. İç mimari mesleği ile uğraşanlar yanlış anlamasınlar ancak mesleklerinin bazı risklerini onlara anlatmak istiyorum. Özellikle iç mimari ve tasarım üretiminde önde olan İtalya, İspanya’nın süratle krize yönelmesi bazı sosyal hastalıkları bize hatırlattı. Bu üç sosyal hastalık aile de ve ülke de ekonominin çöküşünün görünmeyen psiko-sosyal nedenidir. Batının  “Hedonizm, Egoizm ve Komfortizm” hastalıkları çöküşün işaretleri olarak düşünülmelidir. Bu sosyal hastalık belirtileri bizde de çokça rastlanır oldu. Zevkçiliği, bencilliği ve kişisel rahatını yücelten bireylerin çoğunlukta olduğu hiçbir aile mutlu olamaz, hiçbir kurum devam edemez ve hiçbir toplum ayakta kalamaz. Yazının tamamını oku »

ckagitcibasi.jpgProf. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı’nın araştırmalarına göre 1970′lerde Türk ailelerin yüzde 84′ü erkek çocuk isterken, bugün bu oran kentli anneler arasında yüzde 41′e düştü. Türk aile yapısında son 30 yıldaki değişimleri inceleyen bu yılın TÜBİTAK Bilim Ödülü sahibi Koç Üniversitesi öğretim üyesi ve Türkiye Bilimler Akademisi Şeref Üyesi Prof. Çiğdem Kağıtçıbaşı’nın araştırması, 1970′li yıllarda ekonomik nedenlerle erkek çocuğu yaşlılıkta güvence olarak gören Türk insanının, 2000′li yıllara gelindiğinde bu düşüncesini büyük oranda terk ettiğini ortaya koydu. “Çocuğun Değeri Araştırmasına” göre, 1970′li yıllarda yüzde 84 oranında erkek çocuk tercihi gösteren aileler, 2000′lerde özellikle şehirlerde bu tercihini yüzde 41′e kadar düşürdü. Yazının tamamını oku »

tvaile.jpgTürkiye maalesef ‘midesi geniş’ insanların çoğaldığı aile kültürünü besliyor ve ihraç ediyor. Azerbaycan ve Orta Asya’dan çeşitli dostlar edindikçe kadın misafirlerin İstanbul Türkçesini rahat kullandıklarını gördüm. Bunun izlenen Türk dizilerine bağlı olduğunu anladıktan sonra bazı sorulara cevap bulmaya başladım. Aileler neden daha kolay parçalanıyor, çocuklar neden mutsuz, uyuşturucu neden yaygınlaşmış, şiddet neden artıyor soruları zihnimde karşılık bulmaya başladı. Eskilerin “şöhret, servet, şehvet” şeklinde ifade ettiği üç cazibeli psikolojik tuzak diziler sayesinde sosyal virüs gibi yayılıyor. Bu dizilerin Ortadoğu ve Balkanlarda da talep görmesi sosyal hastalıkların geleceği konusunda toplum bilimcileri ve ruh bilimcileri düşündürüyor. Yazının tamamını oku »

siddet_son.jpgKadına şiddet uygulayan kişilere elektronik kelepçe veya bileklik takılmasına imkan sağlayan Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine ilişkin kanun tasarısı TBMM Başkanlığına sunuldu. Buna göre, kanun kapsamında korunan kişilerle ilgili alınacak tedbirlere mülki idare amiri tarafından karar verilecek. Alınacak tedbirler kapsamında kanun kapsamında korunan kişiye, gerekiyorsa beraberindeki çocuklara, bulunduğu yerde veya başka bir yerde, uygun barınma yeri sağlanabilecek ve gerekli görüldüğünde geçici maddi yardım yapılabilecek. Psikolojik, mesleki, hukuki ve sosyal bakımdan, rehberlik ve danışmanlık hizmeti verilebilecek. Korunan kişinin hayati tehlikesinin bulunması halinde, ilgilinin talebi üzerine veya resen geçici koruma altına alınabilecek. Korunan kişinin çalışması durumunda, varsa çocukları için, gerektiğinde ücreti karşılanmak üzere kreş imkanı sağlanabilecek. Yazının tamamını oku »

cift_kisilik.jpgSeni diğerlerinden farksız kılmaya bütün gücüyle gece gündüz çalışan bir dünyada kendin olarak kalabilmek dünyanın en zor savaşını vermek demektir. Bu savaş başladı mı artık hiç bitmez…(E.E.Cummings)

Avusturya’da 24 yıl hapsettiği kızından 7 çocuk sahibi olan emekli elektrikçi Josef Fritzl’in çift kişilikli ve üstünlük kompleksi içinde olduğu belirtilmişti. Mahkeme psikiyatrı Sigrun Rossmanith ise Fritzl’in asıl olarak çift kişiliğe sahip olduğunu belirterek, “Biri gizli diğeri ise görünen kişilik. Kendisi bir yönetici. Eğer evdeki hücre, eşi ve diğer kızları için tabu ise ve bunu defalarca duydularsa burayı kontrol etmeye cesaret edememişlerdir. Eğer bir kişi güç sahibi ise ve bunu başkalarına kabul ettirdiyse o kişinin sözü tanrının sözü gibi olur” dedi. Yazının tamamını oku »

siddet34.jpgSon günlerde özellikle medyada konuya ilişkin haberlerin artması özellikle bir çoğumuzun malumu olduğu üzere Ayşe Paşalı’nın, korunma talebiyle ilgili Cumhuriyet başsavcılığına başvurmuş olmasına rağmen, talebinin kabul edilmemesi ve akabinde 7 Aralık 2010 tarihinde boşandığı eşi tarafından bıçaklanmak suretiyle öldürülmüş olması ve daha sonra da bu tür olayların sık sık gündeme gelmesi devletin kadınları koruyamadığı, adli makamların özellikle tutuklama gibi tedbirleri almada ihmali bulunduğu algısına yol açmıştır. Aile içi şiddet kavramı, ilk kez 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun ile yasal olarak kabul edilmiştir. Kanunun kabulünden önce, genel hükümler çerçevesinde çözümlenmeye çalışılan aile içi şiddet, kanun ile çözümlenmesi gereken bir olgu olarak ele alınmıştır. 4320 sayılı Kanun ile, Medeni Kanunda belirlenen genel önlemleri yürürlükten kaldırılması ya da sınırlandırılması değil, özel bir düzenleme getirilerek, aile içi şiddetin önlenmesinde etkinlik sağlanması amaçlanmıştır. Yazının tamamını oku »


© 2008 Tema Tasarım Just Skins | Yönetim