adderall online

siddet34.jpgSon günlerde özellikle medyada konuya ilişkin haberlerin artması özellikle bir çoğumuzun malumu olduğu üzere Ayşe Paşalı’nın, korunma talebiyle ilgili Cumhuriyet başsavcılığına başvurmuş olmasına rağmen, talebinin kabul edilmemesi ve akabinde 7 Aralık 2010 tarihinde boşandığı eşi tarafından bıçaklanmak suretiyle öldürülmüş olması ve daha sonra da bu tür olayların sık sık gündeme gelmesi devletin kadınları koruyamadığı, adli makamların özellikle tutuklama gibi tedbirleri almada ihmali bulunduğu algısına yol açmıştır. Aile içi şiddet kavramı, ilk kez 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun ile yasal olarak kabul edilmiştir. Kanunun kabulünden önce, genel hükümler çerçevesinde çözümlenmeye çalışılan aile içi şiddet, kanun ile çözümlenmesi gereken bir olgu olarak ele alınmıştır. 4320 sayılı Kanun ile, Medeni Kanunda belirlenen genel önlemleri yürürlükten kaldırılması ya da sınırlandırılması değil, özel bir düzenleme getirilerek, aile içi şiddetin önlenmesinde etkinlik sağlanması amaçlanmıştır. Yazının tamamını oku »

aile_ter.jpgÖnemli Teorisyenler: David Kantor, Fred Duhl, Bunny Duhl, Virginia Satir, Carl Whitaker, Walter Kempler, August Napier, David Keith, Leslie Greenberg ve Susan Johnson. Yaşantısal aile terapisi 1960’larda hümanistik var oluşçu akımın dışında ortaya çıkmıştır. Bu terapide ağırlıklı olarak Gestalt teknikleri, psikodrama ve danışan merkezli terapinin izleri görünür. Terapinin odak noktası geçmiş bilgilerden çok şimdi ve buradadır (here-and-now). Yüz yüze olmak, süreç, gelişim ve eylem terapideki anahtar kavramlardır. Terapide, teorik ve soyut faktörler en aza indirilmiştir. Aile içinde yaşanılan deneyimlerin niteliği; psikolojik sağlığı ölçmede ve gerekli müdahale yöntemleri belirlemede önemli bir noktadır. Yaşantısal aile terapisi, duygular üzerinde etkiye çalışır. Bireysel ve ailesel işlevsellik için, duyguların açığa vurulması ve farkındalık üzerinde durur. Dolaysıyla, terapide duyguların etkili ve açık bir şekilde ifade edilmesini cesaretlendirir. Buna göre sağlıklı ile duyguların karşılıklı yaşandığı ve aile içindeki yaşamın canlı bir şekilde paylaşıldığı ailedir. İşlevsiz aileyi ise; duygular ve etkileşimler konusunda katı, dirençli olan ve empati becerisi olmayan aileler olarak tanımlıyor. Yazının tamamını oku »

ozlem.jpgSanayi toplumu ve modernizmin sonucu olarak kadınlarımızın bir çoğu çalışıyor. Çalışan kadınların birçok sorunu var. Ama çalışan annelerin sorunları sosyal devlet tarafından önemsenmesi ve “acil” koduyla tespit edilerek çözülmesi gereken sorunlar. Çalışan anne, çocuğu dünyaya getirdikten sonra en az 2 yıl çocuğuyla sürekli birlikte olmalı, 4 yıla kadar da çocuğundan her gün 3 saatten fazla ayrı kalmamalı. Çocukta duygusal gelişimde anne yakınlığı, zekâ gelişimin de baba yakınlığının önemi çok büyük. Sevgi, güven çocuğun gelişmesinde oksijenden, gıdadan daha önemli. Anne ile bebeğin arasındaki ilişkinin niteliği kadar, sürekliliği de çok önemlidir. İlk bir yıl içerisinde annenin uzun süreli ayrılığı, çocuğu ruhsal yönden etkilemektedir. İlk üç yaşta çocuk, annesinin ayrılığına birkaç hafta dayanabilir. Yazının tamamını oku »

6 Ağustos 2010Evlilik Danışmanlığı

evlilik_dan.jpgProfesyonel “Evlilik Danışmanlığı”nın geçmişi, psikiyatrinin ana akışının dışında kaldığı için aile terapisine göre daha az bilinmektedir. Yıllarca ayrı bir evlilik danışmanlığı gibi bir uzmanlık alanına açık bir gereksinim duyulmadı. Evlilik sorunları olan insanlar bunları uzman mental sağlık çalışanlarından önce doktorları, din adamları avukatları ve öğretmenleri ile tartışma eğilimindedirler. Evlenmeyle ilgili kurslarda bazı öğrenciler ve aile dersten sonra danışmanıyla akademik sorunlarının yanında kişisel evlilikteki cinsel sorunlarını jinekologları ile tartışırlar.[1] Evlilik danışmanlığı ile ilgili ilk merkezler 1930’larda kuruldu. Poul Popenoe Los Angeles’a American aile İlişkileri Enstitüsünü açtı ve Abraham ve Hannah Stone’da New York’da benzer bir klinik açtılar. Evlilik danışması ile ilgili üçüncü bir merkezde 1932’de Emily Hartshorne Mudd tarafından başlatılan Philedelphia Evlilik Konseyi idi.[2] Yazının tamamını oku »

oral.jpgWinnicott isimli bir bilim adamı “hırsızlık yapan çocuk annesini arar” demiştir. Yani hırsızlık bir anne yokluğu neticesidir. Anne hayatta olabilir. Hayatta olmaması şüphesiz daha büyük bir kayıptır. Ancak hayatta olduğu halde gerçek bir anne davranışı gösteremeyebilir. Özellikle sevgi, şefkat, ilgi konularında çocuğuna sıcak analık yapamayabilir. İşte Winnicott bu tip annelerden bahis etmektedir. Sevgisiz anneler çocuk için birinci plânda şanssızlıktır. Yine şöyle bir söz vardır: “Her anne babanın çocuğu vardır, ancak pek çok çocuğun anne ve babası yoktur”. Ne kadar anlamlı değil mi? Oral dönem insan yaşamının ilk yılını kapsar. Bu evrede “id”in hâkimiyeti vardır. Uzmanlar bebeğin gelişmesinde oral aşamanın, rolünün bilinenden büyük olduğunu iddia etmektedirler. Yazının tamamını oku »

yasli.jpgSosyal Hizmetler Konya İl Müdür Yardımcısı ve Aile Danışma Merkezi Müdürü Uzm. Cemil Paslı, Türk toplumunun pederşahi aile geleneğine sahip olduğunu, ailenin büyüğe göre şekillendiğini ifade ederek, önceliklerin büyüklerden başladığını anımsattı. Günümüzde ise bunun, yerini veledşahi diyebileceğimiz aile modeline terk ettiğine dikkat çeken Cemil Paslı, “Çekirdek ailelerde herşey çocuk eksenli. Tüm aile çocuğun durumuna göre şekilleniyor” dedi. Yaşlılarımızın bugünkü sosyal hayatta ev içerisindeki konumunun irdelenmeye değer olduğuna işaret eden Cemil Paslı, “Niçin evlerimizde ‘çocuk odası’ var da ‘yaşlı odası’ yok. Dilediğinde bizimle zamanını paylaşacağı, dilediğinde odasına çekilip kendisini dinleyebileceği odaları niçin olmasın. Evlerimizde yaşlı odası oluşturursak huzurevinden evlere geri dönüşün başlayacağını ve huzurevlerine gerek kalmayacağını söyleyebilirim” dedi. Yazının tamamını oku »

tutumlar.jpgErgen, anne-babasının ve yaşamındaki önemli insanların kendisi hakkında düşündüklerinden önemli ölçüde etkilenir. Bu noktada anne babaların hem kendi duygularını açıkça ifade edebilmeleri hem de ergene duygularını açıklama fırsatı vermeleri, kısacası birbirleri hakkında neler hissettiklerini konuşmaları çok önemlidir.  Sevecenlikle yaklaşılan, kabul gören bir ortamda yetişen ergen, ilgilerinin farkına varıp yeteneklerini geliştirebilir. Böylece, toplumsallaşmış, iş birliğine hazır, arkadaş canlısı, duygusal açıdan dengeli ve mutlu bir insan olur. Bir ilişkide gücün nasıl kullanıldığı öncelikle kişilerin birbirlerini nasıl algıladıklarına (kabul ettiklerine) bağlıdır. Anne babalar da çocuk yetiştirirken çocuklarını nasıl algılayıp ediyorlarsa, ona uygun bir “AİLE TUTUMU” kullanır. Kullanılan bu tutumların sıklığı ve yoğunluğu çocuğun gelecekteki kişilik ve duygu durumunu şekillendirir. Yazının tamamını oku »

hasta_cocuk.jpgBu araştırmanın amacı, kronik hastalıklı çocuğu olan annelerin, yaşadığı duygu, uyum, destekleyici sistem ve çocuklarının tedavi-kişisel bakımı yönünden yaşadığı güçlüklerin neler olduğunu belirlemektir. Araştırmada, Çukurova Üniversitesi Balcalı Eğitim ve Uygulama Hastanesi Çocuk Cerrahi Servisinde yatan on çocuğun anneleri denek olarak kullanılmıştır. Veriler, yarı yapılandırılmış görüşme tekniği ile toplanmıştır. Elde edilen veriler içerik analizi yöntemi ile çözümlenmiştir. Bu araştırmanın sonucunda ortaya çıkan temaların frekansları hesaplanmıştır. Yazının tamamını oku »

digital_cocuk.jpgGeniş çaplı araştırmaya göre 8-14 yaş grubundaki Avrupalı çocukların yüzde 95’i, bilgisayar ve interneti yaşamlarının ‘vazgeçilmez bir parçası’ olarak görüyor… Disney XD Avrupa, Ortadoğu ve Asya Bölgesinden Sorumlu Araştırma Direktörü Victoria Hardy, Avrupa’da 6 ülkede 8-14 yaş arasındaki 3 bini aşkın çocuk üzerinde yapılan araştırma sonucu, çocukların yüzde 95’inin internet ile bilgisayarların kendileri için önemli olduğunu düşündüğünü, hemen hemen yarısının bu temel araçların olmadığı bir dünyayı hayal bile edemediklerini bildirdi. Yazının tamamını oku »

engel_sahip.jpgModernizm ve neoliberal anlayışın hâkim olduğu toplumlarda medyanın da etkisiyle sağlıklı, genç, güzel ve başarılı olmak yüceltilmekte, bu yüceltmenin gizli kurbanları da bu özellikleri taşımayanlar olmaktadır. Modernitenin “ürettiğin ve tükettiğin kadar değerlisin” anlayışı genç ve sağlıklı olmayı kutsamaktadır. Bu anlayış nedeniyle özürlü, yaşlı ya da hasta olmak toplumun dışına itilme riskini de beraberinde getirmektedir. Ömür boyu özrü ya da kronik hastalığı ile yaşamak zorunda kalan bireyler için modern yaşam hayatı kolaylaştırmakla birlikte, bazen acı verici de olabilmektedir. Sosyal yaşamda gerekli düzenlemelerin yapılamaması ve tedbirlerin alınamaması nedeniyle dışlanma ve etiketlenme durumu yaşayan özürlüler, toplumdan izole olmaktadırlar. Toplum dışına itilmenin temel bir nedeni de; özrün, hastalığın ya da yaşlılığın modern insana ölümü ve acizliği hatırlatıyor olmasıdır. Yazının tamamını oku »

aile_mudahale.jpgÜlkemizde hızlı toplumsal değişim yaşanmaktadır. Her değişim, beraberinde kimlik ve kişilik çatışmasını getirir. Günümüzde kendine yabancılaşmış birey, kimlik ve kişilik erozyonuna uğramış bunalımlı bir insandır. Toplumsal yozlaşma, kendine yabancı kitleler oluşturmakta, bir yandan refah düzeyi yüksek bir toplum içinde giderek artan problemli kişiler üretmektedir. Böylece toplumsal yapımızda kendi kendine gelişmekte olduğu “modern alt kültür kavramı” ciddi bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır.

Yazının tamamını oku »

aile_ici_siddet.jpgŞiddet her toplumda ve her dönemde varolmuş ve varolacak bir sosyal olgudur. Kadınların fiziksel istismarı ise binlerce yıl öncesine dek uzanmaktadır. Arkeologlar erkek mumyaların kemiklerinde % 9-20 kırığa rastlarken kadın mumyalarda bu oranın % 30-50 olduğunu bildirmişlerdir. Bu kırıklar savaştan çok bireysel şiddete bağlı olduğu düşünülen kafa kırıklarıdır (1). Kadına yönelik şiddet türlerinin en sık görülen şekli, kadının birlikte olduğu kişi tarafından istismar edilmesidir. Kadına yönelik şiddet, yapılan antropolojik çalışmalara göre Papua Yeni Gine’de bazı yerli toplulukları dışında dünyada nerdeyse her toplumda görülmektedir (2). Kadının eşi tarafından yöneltilen şiddet davranışıyla karşı karşıya kaldığı her dönem ve her toplumda bilinmesine karşın buna aile içinde çözülmesi daha uygun kişisel bir sorun olarak bakılmış, bu konu bilim adamlarının ilgisini pek çekmemiştir. Yazının tamamını oku »


© 2008 Tema Tasarım Just Skins | Yönetim