adderall online

basetme_din.jpgİnsanoğlu her ne kadar ilk başlarda biopsikososyal bir varlık olarak ele alınsa da manevi boyutu göz ardı edilmemesi gerekmektedir.[1] İnsanda aciz kaldığı durumlarda aşkın bir varlığa karşı duymuş olduğu inanç, varoluşsal bir ihtiyaçtır.[2] Nitekim zorluk ve kriz anlarında insanların dine yönelmeleri evrensel bir husustur.[3] Yapılan çalışmalarda stresli durumlarda dini törenlere katılma, dua etme, kutsal metinleri okuma vb. dini içerikli davranışların yaşanan olayın atlatılmasında olumlu etkileri olduğu gözlenmiştir.[4] Farklı dinlerden pek çok kişinin ifade ettiği gibi dini inanç insanların ruhunu derinden kuşatmakta ve onlara gerçek huzuru sunmaktadır.[5] Nitekim insan yüce bir yaratıcıya bağlanmak suretiyle, yaşadığı bu dünyada bulamadığı güveni temin etmiş olmaktadır.[6] Yazının tamamını oku »

28 Kasım 2008Logoterapi

logotrapi2.jpgVictor Frankl’ın geliştirdiği logoterapi, terapi sürecinde etkili olabilecek bir yöntem olan varoluşçu psikoterapinin bir varyantıdır. Logoterapiye göre kişinin hayatında anlamlı olanı bulmaya çalışmak, insanlarda en temel motivasyonel güçtür. Frankl teorilerini varoluş, sorumluluk, sevgi ve acı gibi kavramlar üzerinde temellendirmiş; insanın her şeyden önce “anlam” sahibi olduğu zaman ruhen ve bedenen sağlıklı olabileceğini öne sürmüştür. Başka bir ifadeyle her türlü sıkıntının temelinde insanın anlam bulamaması, anlam boşluğuna düşmesinin yattığını ileri sürer Frankl (http://gridergi.8k.com/psikoloji/celisik.htm, 03.03.2004). Antropolojik temeller üzerinde yükselen logoterapinin temel hedefi, anlam arayışındaki bireye ihtiyaç duyduğu parametreleri sağlamak; anlamsızlıkla karşılaştığı durumlarda ise olumlu ve kalıcı bir çözüme ulaşmasında yardımcı olmaktır. Logoterapi diğer psikoterapi ekolleriyle işbirliğine sıcak bakar ve tedavi sürecinde başka terapatik çözümlemelerden destek alır (Abdülkerim Bahadır, “Psikoterapi’de Yeni Bir Yaklaşım: Logoterapi ve Victor Frankl”, UÜİF Dergisi, Sayı: 9, Cilt: 9, Bursa: 2000, s. 473). Yazının tamamını oku »

freud2.jpgFreud’un din ve Tanrı konusundaki düşüncelerine geçmeden önce onun bu düşüncelerinde etkili olan dini geçmişi üzerinde durmak gerekir. Yahudi bir aileye mensup olan Freud, Tanrı inancından uzak bir ortamda yetişmiştir. Genellikle ergenlik yıllarında ortaya çıkan duygusal ihtiyaçlar daha çok şüpheci felsifi düşüncelere dönüşmüş, ilk yetişkinlikte ise yerini bilimsel prensiplere bırakmıştır (Jones, Ernest, The Life and Work of Sigmund Freud, Penguen Books, New York 1981, sf.47-48).

Din konusunda böyle bir süreçten geçen Freud, kültürel kimlik bağlamında Yahudi olmuşsa da hayatı boyunca ateist olarak yaşamıştır. Kendi ifadesiyle o, her zaman “Tanrısız bir Yahudi” olarak hayatına devam etmiştir. Freud kendi hayatından dinin ve Tanrının etkinliğini çıkarmakla birlikte dini indirgemeci bir yaklaşımla ele alarak, dinin ve Tanrının hakiki gerçekliğinden çok psikolojik gerçekliğiyle ilgilenmiştir. Yazının tamamını oku »

manevi_egitim.jpgYunus, bütün dinlerin, insanlara insanlığı öğretmek için geldiğini, insanı insan etmek gayesini güttüğünü söylemiştir.

DİN EĞİTİMİNİN ÖNEMİ

Din eğitimi bireye, hayatını düzene koymak için bazı ilkeler kazandırır.

Din eğitimi insana Allah inancını öğreterek hayatının değerini ve üstünlüğünü anlatır. Ona, bedensel zevklerini ve ihtiyaçlarını gidermesi yanında ruhunun isteklerini de dikkate almasını öğretir.

Din, sosyal gruba iyi ve doğru hedefler gösterir (Ayhan, 1997).

H. Ayhan’a göre, din konularını zamanından önce ya da sonra yanlış öğretirsek, hangi yaşta olursa olsun çocuğa veya yetişkin insana iyilik yerine kötülük yapmış oluruz (Ayhan, 1997).

Yazının tamamını oku »


© 2008 Tema Tasarım Just Skins | Yönetim