adderall online

utsch.JPG

Varoluşçu yaklaşımın temsilcisi Irvin Yalom yaşamla ilgili 4 temel sorundan bahseder: “Yalnızlık, anlam, özgürlük ve ölüm.” Ömrü süresince yaşamına bir anlam arayan insanoğlu rasyonel aklın öncülüğünde maddi dünyayla tatmin olmaya çalışır. Ekonomik gelişmişlik, şöhret, iktidar gibi hedeflerin peşinde koştukça mutluluk yerine kaygı düzeyinin arttığını görür. Eşya ve insanla ilişkisi fizik alemin ötesine geçemeyen birey, var olmanın ötesinde sahip olmaya çabaladıkça içindeki anlam boşluğunun derinleşmesi karşısında şaşkına döner. Geç de olsa kalabalıklar içinde yalnızlaştığını, bencilleştiğini ve özgürlüğünü yitirdiğini anlar, ancak bu sefer de ölüm hakikatiyle yüzleşir. Ölümü de hiçlik olarak nitelendirdiği için ömrü boyunca biriktirip durduğu her şey bir anda anlamını yitirir. Viktor E. Frankl’ın da belirttiği gibi; “İnsan, davranışlarını yönlendiren manevi geleneklerin hızla azaldığı çağımızda kayıplarla yüz yüze gelmiştir. Hiç bir içgüdü ona ne yapacağını söylemez. Hiçbir gelenek ona ne yapması gerektiğini söylemez; bazen neyi arzuladığını bilmez.” İşte günümüzde yitirdiğimiz bu anlamı bulacağımız yer manevi dünyamızdır.

Yazının tamamını oku »

manevipsikoloji1.jpg1970′li yıllarda Amerikan toplumunda çok ilginç bir süreç başlamıştır. Chicago’da toplanan Nobel ödüllü bilim adamları o yıllarda bugünkü gidişatın durumunu ve dünyaya getirilen konumu fark edip: “Böyle giderse, bilimsel materyalizm bu şekilde dünyaya tesir ederse dünyayı yok edebilirler.” tespitinde bulunmuşlardır. Bu çok ilginç bir ön müşahededir ve tabii psikoloji alanında etkin olan hümanist yaklaşım da ihtiyaca cevap veremediği için bu sefer maneviyata yöneliş başlamıştır. Ama hangi maneviyata yönelmiştir psikologlar? Tabii ki Uzakdoğu maneviyatına. Çünkü İslam ile Batı Dünyası arasında haçlı seferlerinden beri büyük bir kavga vardır. Dolayısıyla İslam’dan ve Tasavvuf’tan feyiz almak yerine Budizm’den, Brahmanizm’den, Taoizm’den, Hinduizm’den yola çıkarak insanı anlamaya çalışmışlar ve bazı yönlerden de anlamışlardır.

Yazının tamamını oku »

kabul_dili.jpgİnsanları çoğu, duygularını bastırarak, unutmaya çalışarak, başka şeyler düşünerek bunlardan kurtulabileceklerini sanırlar. Bastırılmış duygular şuur altında birikerek ruh sağlığımızı tehdit etmeye başlar. Oysa sıkıntı veren duygular, açıkça dile getirildiklerinde çoğu zaman etkilerini kaybeder. Anne babalar etkin dinleyerek, çocukların duygularını tam olarak açıklamalarına yardımcı olmalıdır. Duygular bizim bir parçamızdır. Duygusuz insan düşünülemez. Sevinç, neşe, güven ve mutluluk veren duygular ne kadar normalse; üzüntü, kaygı, şüphe, endişe ve korku veren duygular da o kadar normaldir. Olumsuz duygularından dolayı kınanmadığını, suçlanmadığını ve anlayışla karşılandığını gören bir çocuk duygularından korkmamayı öğrenir. Bir başkası tarafından kabul görmek ve anlaşılmak insana o kadar iyi gelir ki, anlatan kendisini dinleyip anlayana karşı her zaman sıcak duygular besler. Benzer duygular anne babalarda da uyanır. Çocuklarına karşı daha sıcak ve yakın duygular beslemeye başlarlar. Biri sizi dinleyince, size de onu dinlemek daha kolay gelir. Bu yüzden anne babalar çocuklarını daha önce dinlemişlerse, çocuklar da anne babalarını dinlerler. Çocuklarının kendilerini dinlemediğinden yakınan anne babalar, büyük ihtimalle, çocuklarına dinleme konusunda, iyi örnek olmamışlardır. Yazının tamamını oku »

24 Haziran 2011Kendine Hayranlık

en_gzel_bebek_resimleri.jpgHikâyemizin kahramanı, mesela, yemek pişiren bir anne olsun. Ya da tahtaları oyarak gösterişli işler çıkaran bir oyma ustası, kilim dokuyan genç bir kız, parmaklarını bilgisayar tuşlarına dokunduran bir yazar… Tarlasında domates yetiştiren bir çiftçi de olabilir kahramanımız veya elinde kalem, matematik denklemini çözdü çözecek bir matematik profesörü de. Kahramanımız yaptığı işe öylesine yoğunlaşmış ki, top patlasa duymayacak. Tüm dünyasını istila etmiş elindeki iş. Çalışırken büyük zevk alıyor. Hazzın içinde gark oluyor. Yok, hayır, kahramanımız yaptığı işin neticesinde ortaya çıkacak olanı sergileme düşüncesi taşımıyor şimdilik. “Ben başkası için değil kendim için giyinirim.” diyenlerden. Anne, yemeği kendisi için yapıyor mesela. Oyma ustası el emeği göz nuru işini kimselere göstermeye veya satmaya hiç niyeti yok. Yazarımız, kitabını kimselere okutmayacak. Veya kahramanımız bir adada tek başına yaşıyor olsun isterseniz. O yine de tek kişilik bir gösteriden kurtaramayabilir nefsi emaresini. İnsan denilen varlık, tek başına bile, hayatı kendi için bir gösteriye dönüştürebilir. İnsanın bilinçli benliği insanın bizatihi kendisini seyreden ilk seyircidir çünkü. Yazının tamamını oku »

terapi.jpgİnsanın insanı pek az dinler hale geldiği bir dünyada, psikoterapi, eşsiz bir insani karşılaşma imkânı sunar. Terapi odası, zamanımızda, pek çok kişinin gerçekten işitildiği tek yer haline gelmiştir. Peki, terapi odası değer-bağımsız bir alan mıdır, yoksa bütün kuramlar gibi modern terapi kuramlarının da berisinde bir kültür ve ideoloji saklamakta mıdır? Terapi: Kültürel bir Eleştiri adlı bu kitabında Prof. Dr. Kemal Sayar, bir şifa yönteminin kültürel çözümlemesini yapıyor. Zamanımız ‘psikolojik insan’ın yükselişine ve ‘terapi kültürü’nün yaygınlaşmasına tanıklık ediyor. İnsanlar kendilerini, modern çağda giderek daha fazla terapi diliyle ifade ediyor. Modern terapiler, bireyselleşme ve özgürlüğe vurgu yaparken, insanı toplumsal ve kültürel bağlamından uzaklaştırıyor mu? Modern terapiler eliyle yalnızlaşma, katı bireycilik, yabancılaşma veya narsisizm gibi modernliğe mahsus bazı ‘hastalıklar’ çoğaltılıyor mu? Terapi, kimileyin çözümünü hedeflediği sorunları, kendi eliyle üretebilir mi? Elinizde tuttuğunuz kitap, hem bir modern çağ eleştirisi sunuyor, hem de bu sorulara cevap arıyor. Yazının tamamını oku »

20 Mayıs 2010Sevginin Anatomisi

sevgimi.jpgKurumuş bir yaprağın yere düşüşü gibi benliğinden kopup ayrılan değersizlik duygusu kendisini aşağılarda hissetmesine neden oluyordu. Zaten insanın en büyük korkularından birisi de sevilmemek durumu değil miydi? İnsan önemsendiğinde, kâle alındığında kendini mutlu hissederdi. Hayata tutunmasını sağlayan denklem, şimdi tersine dönmüştü. “Sevilmiyorum=değersizim” düşüncesi beyninde anlamsız uğultulara neden oluyordu. Tabanı delinmiş çorap gibi atılmıştı. Terk edilmesine bir türlü anlam veremiyordu. Kabul etmekte zorlansa da, gerçek değişmeyecekti. “Anlamalısın, çok zorlanıyorum, ama seni sevemiyorum” demişti sevgilisi. “Sarı renkli çoraplarımı bir türlü sevemiyorum” gibi bir cümleydi bu. Bu kadar basit miydi, sevemiyorum duygusunu ifade etmek? Ancak bir fark vardı, çorap sevilmediğini anlamazdı. Çünkü benliği yoktu. Yazının tamamını oku »

korku_bahcesi.jpg“Bugün, yaşamımı yöneten bir öfke ve üzüntü ile yaşıyorum.

Asla tam bir insan olamayacağımı hissediyorum.

Annem geçmişte yaşamamam gerektiğini söylüyor.

Geçmişte yaşamıyorum. Geçmiş bende yaşıyor.”

Ulusal Araştırma Komisyonu Raporu, İngiltere

Şiddet uygulanan aileden gelen pek çok yetişkin, örselenme sürecinde öğrenmiş olduğu ve o an için hayatta kalmasını sağlayan başaçıkma stratejilerini sonraki yaşamında da kullanır. Yazının tamamını oku »

baskan_norvec.gifDerneğin son 2 yıldır başkanlığını yapan genç ve dinamik başkanı Tor Levin Hofgaard’la ofisinde sohbet ediyoruz. Derneğin başına geçtikten sonra medyada görünmekten ve güncel tartışmaları katılmaktan çekinmeyen başkan, modern medya yöntemleriyle de toplum içinde psikoloji biliminin ve psikologların yerini vurgulamaktan çekinmiyor… Konuşmaya başlamadan önce benim neden bu söyleşiyi hazırladığımı merak ettiğini söylüyor. Böyle bir soruya hazırlıksız yakalanan ben, Hacettepe Psikoloji 84′ mezun olduğumu ve Norveç’e master yapmaya geldiğimi ve daha sonra bu ülkeye yerleşmeye karar verdiğimden söz ediyorum. Geçen zamana rağmen Türkiyede’ki psikoloji alanındaki gelişmeleri takip etmeye çalıştığımdan da bahsediyorum. Yazının tamamını oku »

10 Mayıs 2009Sembiyotik İlişki

sembiyoz.jpgSembiyoz; kişinin başkalarının yaşam enerjisi, kişiliği, statüsü sayesinde yaşaması, onsuz olamaması durumudur. Burada kişiler tüm ego durumlarını kullanmadan, tek bir kişinin olduğu ilişki durumuna girer. Sağlıksız bir ilişkidir, ortada birinin yaşamak için başkasına asalakça tutunmasıyla tanımlanan patolojik bir ilişki vardır. Yazının tamamını oku »

dr_merter.jpg“Dokuz Yüz Katlı İnsan” adlı kitabın yazarı Psikiyatrist Doktor Mustafa Merter’le yapılan söyleşiyi sizlerle paylaşıyoruz. İşte sorular ve ilginç bulacağınızı düşündüğümüz cevapları: 900 Katlı İnsan’da anlatılmak istenen temel nokta, çağdaş insanın cok güçlü bir şekilde hissettiği tatminsizlik, bedbinlik ve mutsuzluk. İntihar eğilimine kadar varabilen bu hissi siz hayra alâmet olarak yorumluyorsunuz. Varoluş konumumuzda yükselme isteği, bir çeşit “yeni biz”e doğmak üzere çekilen sancılar diyorsunuz. Özellikle Borderline gibi son yıllarda çok konuşulan psikolojik rahatsızlıkları bu yönde yorumluyorsunuz. İsviçre, Bodrum ve İstanbul’daki psikoterapi seanslarınızda karşınıza gelen vakaları bu çerçevede nasıl değerlendirirsiniz? Yazının tamamını oku »

16 Mart 2009Ötekilere Dikkat

otekiler.jpgGeorge Bernard Shaw’ın Pygmalion isimli eserine dayanan My Fair Lady [benim güzel leydim] isimli hiciv içerikli müzikal filmde, dilbilimci Henry Higgins bir arkadaşıyla bahse girer. Eliza isimli kaba saba bir çiçekçi kızı altı ay içinde bir hanım efendi olarak eğitip üst tabaka insanların arasına rahatlıkla karışabilecek hâle getirecektir. İyi bir bakım ve yeni kıyafetlerden sonra Higgins Eliza’yı eğitmeye başlar. İlk yapılacak iş, kızın avam ağzıyla konuşmasını düzeltmektir, zira Higgins’e göre sınıf farkının en belirgin unsuru diksiyondur. Seçkin bir dille konuşmaya başladıktan sonra çiçekçi kızın herkesi rahatlıkla aldatabileceğine ve kimsenin onun alt sınıftan olduğunu fark etmeyeceğine emindir. Yazının tamamını oku »

ergen1.jpg1900′lü yıllarda bilim adamları ergenliğe ilişkin görüşlerini kişilik kuramları içinde açıklama çabasına girişmişlerdir. Söz konusu kuramların ergenliğe ilişkin görüşlerini özet olarak kısaca değerlendirecek olursak:  G. Stanley Hall’ın Kuramı: Hall, ergenlik dönemini, insanlığın vahşilik ve uygarlık arası evresinin bir özümsemesi olarak görmektedir. Ona göre ergenlik insan evrimindeki ilkellikten uygarlığa geçişi simgelemektedir. Bu nedenle ergenlik çocuklukla yetişkinlik arasında çok önemli bir geçiş dönemi olarak görülmüştür. Ergenlik çağındaki bir genç basit ve temel içgüdüler tarafından bir yöne çekilmekte, öbür yandan yaşamında ilk kez toplumun diğer önemli kurumlarının farkına varmaktadır. Hall’a göre ergen bu dönemde içinde yaşadığı kültürün bir parçası haline gelerek kültür içinde kendi konumunu algılamaya başlayabilir. Yazının tamamını oku »


© 2008 Tema Tasarım Just Skins | Yönetim