adderall online

ergen1.jpg1900’lü yıllarda bilim adamları ergenliğe ilişkin görüşlerini kişilik kuramları içinde açıklama çabasına girişmişlerdir. Söz konusu kuramların ergenliğe ilişkin görüşlerini özet olarak kısaca değerlendirecek olursak:  G. Stanley Hall’ın Kuramı: Hall, ergenlik dönemini, insanlığın vahşilik ve uygarlık arası evresinin bir özümsemesi olarak görmektedir. Ona göre ergenlik insan evrimindeki ilkellikten uygarlığa geçişi simgelemektedir. Bu nedenle ergenlik çocuklukla yetişkinlik arasında çok önemli bir geçiş dönemi olarak görülmüştür. Ergenlik çağındaki bir genç basit ve temel içgüdüler tarafından bir yöne çekilmekte, öbür yandan yaşamında ilk kez toplumun diğer önemli kurumlarının farkına varmaktadır. Hall’a göre ergen bu dönemde içinde yaşadığı kültürün bir parçası haline gelerek kültür içinde kendi konumunu algılamaya başlayabilir. Yazının tamamını oku »

catisma2.jpgTürk toplumu olarak, “erkek bir toplum” olmamız dolayısıyla, meclisten sokaktaki vatandaşa kadar çatışmalarımızı şiddet yoluyla çözme hevesi medya tarafından da ağır çekimlerle defalarca tekrarlanıp desteklenince, bu konuda zihinlerimizdeki model sayısı oldukça fazlalaşmaya başladı. Her ne kadar son zamanlarda bazı reklam filmleriyle bu yönümüzle dalga geçilse bile biz yine de çatışmalarımızı bildik yollarla ‘erkekçe’ hallederiz(!) Çatışma insanoğlunun hemcinsleriyle iletişim kurduğu ilk çağlardan beri varolan bir olgu olmakla beraber günümüzde daha şiddetli ve yön değiştirmiş şekliyle karşımıza çıkmaktadır. İnsanlar arası ilişkiler karmaşıklaştıkça, yaşanılan iletişim problemlerinin çözümü de karmaşıklaşmış ve çözüm arayışları yeni tekniklerin geliştirilmesini sağlamıştır. İnsandaki ‘ego’nun(ene) doyumsuzluğu ve sadece kendisi için endişe duyma özelliği(hodendiş) ilişkilerindeki uyumsuzluğunu giderek arttırmaktadır. Yazının tamamını oku »

enneagram1.jpgEnneagram, bütün tecrübelerimizi düzenlediğimiz ve anlamlandırdığımız motifleri açıklar. Onun temel önermesi, tecrübelerimizi çevresinde düzenlediğimiz ve yorumladığımız çekirdek modeli, hayatımızdaki olayları yerleştirdiğimiz çerçeveyi anladığımızda ruhsal ve psikolojik büyümemizde çok daha hızlı bir ilerleme gerçekleştirebileceğimizdir. Bu çekirdek model, tabii ki bizim kişilik tipimizdir. Tipimizi tanıdığımızda ve onun içimizdeki işleyişini anladığımızda, kişiliğimizin bizden gizli olan yönleri açığa çıkmaya başlar ve paradoksal bir şekilde şiddetini kaybetmeye başlar. Aniden, manevra yapabileceğimiz çok daha geniş bir psikolojik alana sahip oluruz, çünkü kendimizi daha geniş bir perspektiften görebiliriz. Yazının tamamını oku »

25 Şubat 2009Bağlanma Teorisi

baglanma2.jpg“Anne sevgisinden yoksun büyüyen çocuklar, kendilerini sevmek, diğerlerinin onları seveceğine inanmak veya başkalarını sevmek için gerekli olan temel güven duygusunu geliştiremezler. Yetişkin hayatlarında yabancılaşırlar, içlerine kapanırlar ve başkalarıyla genellikle düşmanca ilişkiler kurarlar…” (Irwin Yalom (2005). Schopenhauer Tedavisi – Bugünü Yaşama Arzusu. Çev: Z.İ. Babayiğit, İstanbul: Kabalcı Yayınevi, s.56) … John Bowlby (Bowlby, 1969/1973/1980) tarafından ortaya konan ve daha sonra da sayısız araştırmacının geliştirdiği bağlanma teorisi, birçok psikolojik araştırmada çok ve çeşitli uygulamalar bulan güçlü bir sosyal ve duygusal gelişim teorisidir. Bağlanma teorisi çalışmaları Mary Ainsworth’un araştırmalarıyla daha da belirginleşmiştir. Bowlby ve Ainsworth’un öncülük eden araştırma ve kuramlarıyla bağlanma yaklaşımı bebek ve çocuk gelişimi üzerine yapılan araştırmaların büyük bir bölümünün odak noktasını teşkil etmektedir. Yazının tamamını oku »

white_liliweb.jpg“Felsefe kişinin kendi cehaletini kabulüyle başlar ve biter” Hans-Georg Gadamer

İnsan kendini gerçekleştiremez. Kendini gerçekleştirme, bir olumsuzlamadır, olumlama gibi vurgulansa da. Çünkü o, ben olmayı, özne olmayı tüm var olan içinde tekbiçimci kabul etmenin ürünü olarak karşımıza çıkar. Bu bakış açısından hareketle insan sadece kendini kendinde gerçekleşmeye açabilir. Bu da her var olanın kendinde var olan ayırıcı özelliğini inşa etmenin kabulüdür. Felsefe ile düşünmek, günlük söylentilerin ötesine geçerek olanı olduğu gibi okumak eylemidir. Felsefe ile düşünmek bir dil geliştirmek edimi ve buna göre okuma edimidir. Benin “kendinde gerçekleşmesi” olarak dil, şimdide olmanın bir sürecidir. Her dil edimi, bir kendinde iletişim bir de dışa yönelik iletişimdir. Yazının tamamını oku »

sefkatli_web.jpgŞefkat nedir?

Şefkat, çevresindeki insanları kabullenme, onlarla yakından ilgilenme, onlara sevecenlik ve sempati ile yönelmedir. Başkasını koruma, himaye altında bulundurmadır. Dolayısıyla, çevresindeki insanların iyi özelliklere sahip olmalarını arzu edip, onları felakete sürükleyecek yanlış işlerden ve kötü davranışlardan koruma isteği de şefkat duygu ve düşüncesinden kaynaklanır. Şefkatten ve otoriteden yoksun olmak yüzünden ahlâk dışı birçok davranışlar meydana gelir. Günümüzde çocuk ve gençlerde görülen davranış sapmalarının altında işte bu şefkat değerinden yeterince beslenememe eksikliği vardır. Anne baba şefkatinden mahrum kalan çocuklar bugün, her zamankinden daha çok görülmektedir. Yazının tamamını oku »

maneviyat_katili.jpgBugün maneviyat deyince, ciddi kafa karışıklıklarının olduğu bir alandan bahsediyoruz aslında. Bunda da, bir akım olarak davranışçılığın ve Freud’un ciddi payı var. Bize öyle bir büyü yaptılar ki, bir türlü kurtulamıyoruz etkisinden. Şu günlerde pek çok konuda kafamız karışık, ama ruh ve maneviyat konusunda galiba hepten bir çıkmazın içindeyiz. Bu, sadece yetişkinler olarak kendimizi ve çevremizi doğru anlamamıza engel olmuyor, aynı zamanda çocuklarımıza nasıl bir terbiye vereceğimiz konusunu da belirsizliğin kucağına itiyor. Yazının tamamını oku »

basetme_din.jpgİnsanoğlu her ne kadar ilk başlarda biopsikososyal bir varlık olarak ele alınsa da manevi boyutu göz ardı edilmemesi gerekmektedir.[1] İnsanda aciz kaldığı durumlarda aşkın bir varlığa karşı duymuş olduğu inanç, varoluşsal bir ihtiyaçtır.[2] Nitekim zorluk ve kriz anlarında insanların dine yönelmeleri evrensel bir husustur.[3] Yapılan çalışmalarda stresli durumlarda dini törenlere katılma, dua etme, kutsal metinleri okuma vb. dini içerikli davranışların yaşanan olayın atlatılmasında olumlu etkileri olduğu gözlenmiştir.[4] Farklı dinlerden pek çok kişinin ifade ettiği gibi dini inanç insanların ruhunu derinden kuşatmakta ve onlara gerçek huzuru sunmaktadır.[5] Nitekim insan yüce bir yaratıcıya bağlanmak suretiyle, yaşadığı bu dünyada bulamadığı güveni temin etmiş olmaktadır.[6] Yazının tamamını oku »

28 Kasım 2008Logoterapi

logotrapi2.jpgVictor Frankl’ın geliştirdiği logoterapi, terapi sürecinde etkili olabilecek bir yöntem olan varoluşçu psikoterapinin bir varyantıdır. Logoterapiye göre kişinin hayatında anlamlı olanı bulmaya çalışmak, insanlarda en temel motivasyonel güçtür. Frankl teorilerini varoluş, sorumluluk, sevgi ve acı gibi kavramlar üzerinde temellendirmiş; insanın her şeyden önce “anlam” sahibi olduğu zaman ruhen ve bedenen sağlıklı olabileceğini öne sürmüştür. Başka bir ifadeyle her türlü sıkıntının temelinde insanın anlam bulamaması, anlam boşluğuna düşmesinin yattığını ileri sürer Frankl (http://gridergi.8k.com/psikoloji/celisik.htm, 03.03.2004). Antropolojik temeller üzerinde yükselen logoterapinin temel hedefi, anlam arayışındaki bireye ihtiyaç duyduğu parametreleri sağlamak; anlamsızlıkla karşılaştığı durumlarda ise olumlu ve kalıcı bir çözüme ulaşmasında yardımcı olmaktır. Logoterapi diğer psikoterapi ekolleriyle işbirliğine sıcak bakar ve tedavi sürecinde başka terapatik çözümlemelerden destek alır (Abdülkerim Bahadır, “Psikoterapi’de Yeni Bir Yaklaşım: Logoterapi ve Victor Frankl”, UÜİF Dergisi, Sayı: 9, Cilt: 9, Bursa: 2000, s. 473). Yazının tamamını oku »

20 Kasım 2008Evlilik Ve Aile Terapisi

evlilik.jpgİNSAN, kalbine uyan bir kalp aradığı, bu zor hayatı bir arkadaşla paylaşmak istediği için Hz. Âdem’den bu yana insanlığın ezici çoğunluğu evliliği tercih etmiştir. Ancak ‘iki ayrı insan’ tarafından oluşturulan aile, bunun doğal sonucu olarak, çatışma ve uyumsuzluk potansiyelini de taşır her zaman. Farklı ortamlarda yetişmiş, değişik kişiliklere sahip iki ayrı insanın, uzun yıllar boyunca hep uyumlu olmalarını ümit etmek fazla iyimser bir beklentidir. Ve hayatın zorluklarına karşı bir liman olarak düşünülen ailenin bazen kendisi bir fırtınalı denize dönüp, sorun çözmeye değil sorun üretmeye başlayabilir. Bir artı birin iki bile değil üç etmesi iken istenen, bazen bir artı bir eksi iki etmeye başlar. Bu durumda evliliği masaya yatırmanın, problemlere neşter vurmanın zamanı gelmiş demektir. Bunun en doğru bir yolu da bir uzmana başvurup aile terapisi görmektir. Yazının tamamını oku »

dil_konusma.jpgKonfiçyus ‘kelimelerin gücünü anlayamadan insanların gücünü anlayamazsınız’ der. Konuşma yetisi insanoğlunu diğer canlılardan ayıran en önemli özelliğidir. İnsanın anne karnında başlayan çevre ile iletişimi, doğumla birlikte artar. Bu iletişim konuşabilen canlı varlık olan iki insanın bir araya gelmesiyle daha da hızlanır. İletişim araçlarından birisini de konuşma oluşturur. İnsan neslinin sürekliği ile konuşmanın varlığı paralellik arz ederek devam edecektir.

Çocukta dil gelişiminin temelleri annenin hamileliği esnasında, doğum ve doğum sonrasında atılır. Anne karnında yeterli olgunluğa erişen bebek dış çevreden belirli yükseklikteki sesleri almaya başlar. Bu durum konuşma becerisinin ilk basamağı olarak kabul edilebilir. Doğum sonrası süreçte çocuğun dil gelişimi edinimi hayat boyu sürer. Yazının tamamını oku »

freud2.jpgFreud’un din ve Tanrı konusundaki düşüncelerine geçmeden önce onun bu düşüncelerinde etkili olan dini geçmişi üzerinde durmak gerekir. Yahudi bir aileye mensup olan Freud, Tanrı inancından uzak bir ortamda yetişmiştir. Genellikle ergenlik yıllarında ortaya çıkan duygusal ihtiyaçlar daha çok şüpheci felsifi düşüncelere dönüşmüş, ilk yetişkinlikte ise yerini bilimsel prensiplere bırakmıştır (Jones, Ernest, The Life and Work of Sigmund Freud, Penguen Books, New York 1981, sf.47-48).

Din konusunda böyle bir süreçten geçen Freud, kültürel kimlik bağlamında Yahudi olmuşsa da hayatı boyunca ateist olarak yaşamıştır. Kendi ifadesiyle o, her zaman “Tanrısız bir Yahudi” olarak hayatına devam etmiştir. Freud kendi hayatından dinin ve Tanrının etkinliğini çıkarmakla birlikte dini indirgemeci bir yaklaşımla ele alarak, dinin ve Tanrının hakiki gerçekliğinden çok psikolojik gerçekliğiyle ilgilenmiştir. Yazının tamamını oku »


© 2008 Tema Tasarım Just Skins | Yönetim