adderall online

osmanli-dulhane.jpg

Ondokuzuncu yüzyıl Osmanlı devleti için askerî, siyasî, ekonomik ve sosyal açıdan önemli gelişmelerin olduğu bir dönemi ifade eder. XIX. yüzyılın ikinci yarısında Balkanlar’dan ve Kırım’dan gerçekleşmeye başlayan kitlesel göçler bu gelişmelerin en önemlilerinden birisidir. Şehirlere akın eden göçmenler önemli sorunlara yol açmış, devlet bu durum karşısında birtakım tedbirler almak zorunda kalmıştır. Ancak, göçlerin özellikle 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşının ardından daha da artarak devam etmesi sorunları içinden çıkılmaz hale getirmiştir. Her ne kadar Osmanlı devleti, gerekli tedbirleri alarak göçmenlerin önemli bir kısmını imparatorluğun çeşitli vilayetlerine yerleştirmişse de, savaşı takip eden yıllarda yine de İstanbul’da büyük sosyal sorunlar ortaya çıkmıştır. İşte bu sorunları çözmek üzere İstanbul’da yeni sosyal yardım kurumları açılmıştır. Bu kurumların en önemlilerinden birisi de Dulhane’dir.

Yazının tamamını oku »

tuketim.jpgBu makale, tüketim kültüründe kadın bedenin cinsel bir meta olarak kurgulanmasını ve sunumunu konu edinmektedir. Tüketim kültürünün kadın bedeni için öngördüğü güzellik ve standardize edilmiş beden anlayışında; kadın bedeni, görselliği ön planda olan cinsel cazibeli bir gövde olarak sunulmaktadır. Böylece çağımızdaki kapitalist ekonomik piyasa ve onun ürettiği kültür ve yine ekonomik piyasanın endüstriyel aygıtları tarafından kadın bedeninin cinsel haz ve tüketim nesnesine indirgendiğine şahit olunmaktadır. Kapitalist ekonomik piyasa ve onun kültürü sürekli değişen ve yenilenen tasarı bir kadın bedeni kurgulama peşindedir. Kadın bedeni ve cinselliğine ait toplumda var olan sosyo-kültürel kodlar tüketimi arttırma amacıyla kolaylıkla kullanabilmektedir.

Yazının tamamını oku »

kadin-imaji.jpgBu çalışma, kadın bedeninin ve cinselliğinin geleneksel ve modern toplumdaki tezahürlerine odaklanmaktadır. Makalede, toplumların modernliğe evrilmesi ile birlikte kadın, beden ve cinselliği üzerindeki tahakkümün tümüyle yok olmadığı, dahası modern tüketim toplumunda kadın üzerinde yeni tahakkümlerin kurulduğu tezi ileri sürülmektedir. Geleneksel toplumlarda özellikle ataerkil yapı ve “namus” etrafında ikincil kılınan kadın kimliğinin, modern toplumda kapitalist tüketimci piyasanın ideolojik buyrukları çerçevesinde hedonistik ve imajsal göstergeler üzerinden yeniden sorunsallaştırıldığı belirtilmektedir. Bu çerçevede, modern bilinç ve kültürün gelişmesiyle birlikte kadının görünürlük, inisiyatif alma ve özgürlük konumunda kaydedilen olumlu gelişmelere rağmen, kapitalist tüketim toplumunda kadın bedenin veya cinselliğinin sunulma biçiminin ironik bir biçimde kadını “değersizleştirme” yönünde ilerlediği, “cinsel objeye” indirgenerek “kadını tüketme” şeklinde gerçekleştiği ileri sürülmüştür.

Yazının tamamını oku »

ksiddet.jpgKadına yönelik şiddet tüm toplumlarda yaygın bir sosyal sorun olarak varlığını devam ettirmektedir. Aile içinde yaşanan şiddet olaylarında ise genellikle mağdur kadına yönelik müdahaleler uygulanmakta, şiddeti ortaya çıkaran aile yapısı üzerinde durulmamaktadır. Halbuki aile karşılıklı ilişkiler ağından oluşan dinamik bir sistemdir ve şiddet gibi iç dengesini bozan ciddi bir sorunla karşılaştığında bütüncül bir müdahaleye ihtiyaç duymaktadır. Ailenin bozulan işlevselliğinin onarılmasında aile terapisinin pozitif katkı sağladığı görülmektedir. Aile terapisi yaklaşımında şiddet mağduru kadar, şiddet uygulayan ve şiddetten etkilenen diğer aile üyelerinin de katılımıyla ailedeki dengeyi ve uyumu bozan unsurlara bütüncül bir müdahale imkanı bulunmaktadır.

Yazının tamamını oku »

aile_kon_2.jpgGazeteciler ve Yazarlar Vakfı Kadın Platformu tarafından düzenlenen, 15 ülkeden 50 konuşmacının katıldığı konferansta ‘aile ve şiddet’ tartışıldı. ‘2. Uluslararası Aile Konferansı’ üç gün sürdü ve dün yayımlanan bildirgeyle sona erdi. Sonuç bildirgesine göre, şiddetin yaygınlaşması ve sıradanlaşmasında medyanın etkisi büyük. Toplumda yaygınlaşan şiddet, aileyi tehdit ediyor ve mücadele için aile kurumunun mutlaka güçlendirilmesi gerekiyor. Sonuç bildirgesinde, toplumda yaygınlaşan şiddetin aileyi tehdit ettiği ve şiddetle mücadelede aile kurumunun güçlendirilmesi gerektiği belirtildi. Bildirgede, aile birliğinin korunması için şiddet konusunda devletin aktif görev üstlenerek caydırıcı ve önleyici her türlü tedbiri ivedilikle alması gerektiğine dikkat çekildi. Bu tedbirler arasında ise örneğin şiddet uygulayan failin psikolojik destek alması, özel ya da devlet çatısı altında danışmanlık ve terapi merkezlerinin açılması, aile ombudsmanlık sisteminin yaygınlaştırılması bulunuyor.

Yazının tamamını oku »

family.jpgAvrupa Birliği (AB) Komisyonu, ilk kez 1996‘da fırsat eşitliği kavramının içeriğini genişletip “kadın politikası” yerine “eşit cinsiyetler görüşü”nü (gender perspective) benimseyerek, “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” (”Gender Mainstreaming”; GM) kavramını kabul etmiştir.[1] Bununla da kalmayıp AB, 1 Mayıs 1999‘da onaylanan Amsterdam Sözleşmesine cinsiyetler arası aktif eşitlik politikalarının GM‘ye göre biçimlendirilmesi yönünde üye ülkeler için bağlayıcı bir hüküm koymuştur.[2] Tek taraflı feminist kadın politikalarına kıyasla her iki cinsiyete eşit değer veren, kadın ile erkeklerin potansiyellerinin gün ışığına çıkmasına ve uygun alanlarda aktif olarak kullanılmasına fırsat eşitliği çerçevesinde imkân vermesinden dolayı GM‘nin ortaya çıkmasını, ilk yazımda özellikle cinsiyetler arası sosyal barışı temin etme vizyonu açısından olumlu bir gelişme olarak değerlendirmiştim.[3]

Yazının tamamını oku »

siddet_son.jpgKadına şiddet uygulayan kişilere elektronik kelepçe veya bileklik takılmasına imkan sağlayan Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine ilişkin kanun tasarısı TBMM Başkanlığına sunuldu. Buna göre, kanun kapsamında korunan kişilerle ilgili alınacak tedbirlere mülki idare amiri tarafından karar verilecek. Alınacak tedbirler kapsamında kanun kapsamında korunan kişiye, gerekiyorsa beraberindeki çocuklara, bulunduğu yerde veya başka bir yerde, uygun barınma yeri sağlanabilecek ve gerekli görüldüğünde geçici maddi yardım yapılabilecek. Psikolojik, mesleki, hukuki ve sosyal bakımdan, rehberlik ve danışmanlık hizmeti verilebilecek. Korunan kişinin hayati tehlikesinin bulunması halinde, ilgilinin talebi üzerine veya resen geçici koruma altına alınabilecek. Korunan kişinin çalışması durumunda, varsa çocukları için, gerektiğinde ücreti karşılanmak üzere kreş imkanı sağlanabilecek. Yazının tamamını oku »

siddet3.jpgSon günlerde ülkenin her tarafından kadın cinayetleri haberleri alıyoruz. Devletin ve medyanın olaya daha hassas yaklaşması , daha önce intihar süsü verilen cinayetlerin bu gün aslıyla tespiti iddiaları ve toplumun her kesiminde farkındalığın artması dışında olayların asıl sebebinin üzerinde kafa yormamız gerekir diye düşünüyorum. Kadına , çocuğa , özürlüye hatta yaşlıya , 18-60 yaş arası erkeklerin şiddet uygulaması ve bazen öldürmeye kadar uzanmasının altında çok derin tarihsel bir arka plan olduğunu düşünüyorum. Ademoğlu ilimle , irfanla aklını ve kalbini eğitmezse onda hayvani duygular hakim oluyor. Fiziki gücüne güvenen her insan diğerine tahakküm , baskın ve zulmü bir hak olarak görüyor. Eskilerin istibdat dediği bu kavrama yakından bakalım. Yazının tamamını oku »

siddet34.jpgSon günlerde özellikle medyada konuya ilişkin haberlerin artması özellikle bir çoğumuzun malumu olduğu üzere Ayşe Paşalı’nın, korunma talebiyle ilgili Cumhuriyet başsavcılığına başvurmuş olmasına rağmen, talebinin kabul edilmemesi ve akabinde 7 Aralık 2010 tarihinde boşandığı eşi tarafından bıçaklanmak suretiyle öldürülmüş olması ve daha sonra da bu tür olayların sık sık gündeme gelmesi devletin kadınları koruyamadığı, adli makamların özellikle tutuklama gibi tedbirleri almada ihmali bulunduğu algısına yol açmıştır. Aile içi şiddet kavramı, ilk kez 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun ile yasal olarak kabul edilmiştir. Kanunun kabulünden önce, genel hükümler çerçevesinde çözümlenmeye çalışılan aile içi şiddet, kanun ile çözümlenmesi gereken bir olgu olarak ele alınmıştır. 4320 sayılı Kanun ile, Medeni Kanunda belirlenen genel önlemleri yürürlükten kaldırılması ya da sınırlandırılması değil, özel bir düzenleme getirilerek, aile içi şiddetin önlenmesinde etkinlik sağlanması amaçlanmıştır. Yazının tamamını oku »

siddet.jpgKadına yönelik aile içi şiddet kadın ile erkek arasındaki eşitsiz güç ilişkileri nedeniyle ortaya çıkan toplumsal bir sorundur. Tüm dünyada görülen kadına yönelik aile içi şiddet kadının insan haklarının ihlalidir…  Dünya Sağlık Örgütü tarafından 2002 yılında yapılan bir araştırma, dünya genelinde eşleri tarafından şiddete maruz kalan kadınların oranının %10-69 arasında olduğunu ortaya koymaktadır. Aynı çalışmada, şiddet gören kadınların %20 ile %70 arasında değişen bir bölümünün yaşadıkları bu şiddet olayından kimseye bahsetmedikleri ya da sadece çok yakın arkadaşlarına veya aile bireylerine söyledikleri belirlenmiştir. Ayrıca kadınların yaşadıkları bu sorunu çözmek üzere, güvenlik güçlerine ya da yardım alabilecekleri başka bir kuruma başvurma oranlarının çok düşük olduğu ortaya çıkmıştır.[1] Yazının tamamını oku »

iletisim_oneri1.jpgKadının psikolojisinin hiçe sayıldığı aile ve toplum hayatında sağlıklı bireylerin yetiştiğini iddia etmek pek de doğru değildir. Öncelikle kadının biyolojik, psikolojik ve sosyal yapısını tanımak ve ona göre yaklaşım tarzı geliştirmek gerekecektir. Kadınların erkekler konusunda en çok dile getirdikleri yakınma, erkeklerin onları dinlemediği ve anlamadığı hususudur. Kadının ilişkideki önceliği, paylaşmak ve yakınlık hissetmektir. Erkeğin önceliği ise, yetenekli, yeterli ve güçlü olduğunu hissetmesidir. Erkekler doyumu başarıda ve sonuç almada bulurken, kadınlar paylaşma, değer verilme ve önemsenmede yaşarlar. Yazının tamamını oku »


© 2008 Tema Tasarım Just Skins | Yönetim