adderall online

istanbul.jpg

07-10 Nisan 2016 tarihinde İstanbul’da Uluslarası Manevi Danışmanlık ve Rehberlik Kongresi düzenlenmesi planlanmaktadır. Kongrenin amacı şu şekilde açıklanmaktadır: Din; psiko-sosyal, kültürel ve ekonomik alanlarda, dayanışma, yardımlaşma ve insani yardımlar gibi pek çok konuda bireyleri, toplulukları ve kurumları örgütlemede ilham ve motivasyon kaynağı olmuştur. Dini, manevi ve ahlaki değerlerin bireysel ve toplumsal hayatı dönüştüren çok boyutlu yönleri vardır. Manevi danışmanlık ve rehberlik başlıklı bu uluslararası kongre dini, manevi ve ahlaki değerleri öne çıkar­mayı; bireysel ve toplumsal yaşama yaptıkları katkıları takdir etmeyi ve insan yaşamına dokunan bir din algısı konusunda bir farkındalık oluşturmayı amaçlamaktadır. Uluslararası Manevi Danışmanlık ve Rehberlik Kongresi ile aile terapisinde, cezaevlerinde tutukluların rehabilitasyonunda, sağlık hizmetlerinde hastalara umut ve moral kaynağı olmada, askeriyede moral-motivasyonun sağlanmasında, sosyal hizmetlerde yaşlı ve dezavantajlı gruplara manevi atmosfer oluşturulmasında din ve maneviyatın rolü ve katkısının incelenmesi hedeflenmektedir.

Yazının tamamını oku »

utsch.JPG

Varoluşçu yaklaşımın temsilcisi Irvin Yalom yaşamla ilgili 4 temel sorundan bahseder: “Yalnızlık, anlam, özgürlük ve ölüm.” Ömrü süresince yaşamına bir anlam arayan insanoğlu rasyonel aklın öncülüğünde maddi dünyayla tatmin olmaya çalışır. Ekonomik gelişmişlik, şöhret, iktidar gibi hedeflerin peşinde koştukça mutluluk yerine kaygı düzeyinin arttığını görür. Eşya ve insanla ilişkisi fizik alemin ötesine geçemeyen birey, var olmanın ötesinde sahip olmaya çabaladıkça içindeki anlam boşluğunun derinleşmesi karşısında şaşkına döner. Geç de olsa kalabalıklar içinde yalnızlaştığını, bencilleştiğini ve özgürlüğünü yitirdiğini anlar, ancak bu sefer de ölüm hakikatiyle yüzleşir. Ölümü de hiçlik olarak nitelendirdiği için ömrü boyunca biriktirip durduğu her şey bir anda anlamını yitirir. Viktor E. Frankl’ın da belirttiği gibi; “İnsan, davranışlarını yönlendiren manevi geleneklerin hızla azaldığı çağımızda kayıplarla yüz yüze gelmiştir. Hiç bir içgüdü ona ne yapacağını söylemez. Hiçbir gelenek ona ne yapması gerektiğini söylemez; bazen neyi arzuladığını bilmez.” İşte günümüzde yitirdiğimiz bu anlamı bulacağımız yer manevi dünyamızdır.

Yazının tamamını oku »

lgbt.jpg

Din ve maneviyat (spirituality) hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır, hemen hemen her birey dinî ya da manevî bir eğilime sahiptir. LGBT bireyler üzerine yapılan nitel bir araştırmayı içeren bu makale, bu bireylerin dinî ve manevî eğilimlerini konu edinmektedir. Makalede şu sorulara cevap aranmaktadır: Katılımcıların inanç/inançsızlık durumları nedir? Katılımcıların din tasavvuru nasıldır? Katılımcıların Tanrı tasavvuru nasıldır? Katılımcılar hayatın zorluklarıyla başa çıkma sürecinde dinî/manevî unsurları kullanmakta mıdır? Türkiye’de LGBT bireylerle ilgili bazı çalışmalar olmakla birlikte, onların dinî ve manevî eğilimlerine dair herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. Bu durum da makalenin literatüre katkısını daha önemli kılmaktadır. Bu araştırmanın örneklemini, İstanbul’un Beyoğlu semtinden seçilen 30 LGBT birey oluşturmaktadır. Örneklem, on bir gey, altı lezbiyen, altı biseksüel ve yedi transeksüel bireyi içermektedir. Katılımcıların %40’ı kendisini “Müslüman” olarak tanımlarken, %60’ı kendisini “Alevi”, “agnostik”, “ateist” ve “kararsız” olarak tanımlamıştır.

Yazının tamamını oku »

frager.jpgBack in the spring of 2000, when What Is Enlightenment? published its issue called “What Is Ego? Friend or Foe . . . ,” I was, if you don’t mind my “sharing,” in a terrible bind. At the time deeply committed to a career as a psychotherapist, I had spent years learning about, developing, and strengthening the ego-that fundamental sense of self and personal efficacy-in myself and in others. And for me, as for so many of my (boomer) generation, therapy was often much more than just something you did to feel better about yourself. It was a spiritual endeavor, a means of soul development, a way to discover and rediscover the “true self” on a path to nothing less than the full expression of personal potential in the quest for wholeness. Yazının tamamını oku »

carlrogers.jpgCarl Rogers was a founder of humanistic psychology whose contributions to psychology and psychotherapy continue to resonate throughout the field. His theory and practice shifted the authoritarian paradigm of therapist-led psychotherapy toward a client-centered practice, which gave primacy to the client’s self-knowledge and impulses toward healing one’s own problems. In addition to radically changing therapeutic practices, Rogers applied his person-centered psychological theory to other fields including education, couples counseling, and group work within industry and governments. Yazının tamamını oku »

stress.jpgTake a moment to close your eyes and think about what a ‘spiritual’ person looks like. Whether you see them as sitting lotus-style in saffron robes or speaking emphatically from a pulpit, I’d bet one thing you won’t see them as is ‘stressed’. Relaxed… serene… beatific. These are all adjectives we associate with the super-spiritual. But stressed? Kind of defeats the purpose of all that spirituality, doesn’t it? Yazının tamamını oku »

child.jpg“He’s Only a child. He wouldn’t understand”. This statement is the most important mistake made in child-rearing. Children have a much higher capacity for understanding than we think. Children are just as curious and inquisitive about death as they are about life. They try to understand it… For a long time the fields of psychology and psychiatry held that children did not have a concept of death. This is no longer the case. Children do have a concept of death. Because it is impossible for children to avoid death. They see it all around them. A relative’s death, a death in their family, a dying flower, the death of a fly and many other events force a child to ask “what happened to this creature”? Yazının tamamını oku »

24 Şubat 2009Prayer and Medicine

prayer2.jpg‘Prayer and Medicine, a healthy alliance? A multi-faith, multi-cultural perspective’

Prayer is described in one dictionary as a solemn request or thanksgiving to God or an object of worship. Another describes it as an earnest request or devout wish. Taylor (2003) describes prayer as the mechanism for petitioning an omnipotent divinity to grant healing, which frequently sustains coping and brings comfort. Studies (McCullough 1995, Levin 1996, Dossey 1996, Paloma 1993) have shown that prayer is beneficial for patients and it can be argued that prayer in the clinical setting forms part of holistic care. Taylor suggests that prayer should be incorporated into nursing practice and reported an experience when a patient requested her nurse to pray with her and the nurse answered ‘No, I don’t do that’. Yazının tamamını oku »

22 Şubat 2009The Biology of Belief

time2009.jpgMost folks probably couldn’t locate their parietal lobe with a map and a compass. For the record, it’s at the top of your head - aft of the frontal lobe, fore of the occipital lobe, north of the temporal lobe. What makes the parietal lobe special is not where it lives but what it does - particularly concerning matters of faith… If you’ve ever prayed so hard that you’ve lost all sense of a larger world outside yourself, that’s your parietal lobe at work. If you’ve ever meditated so deeply that you’d swear the very boundaries of your body had dissolved, that’s your parietal too. There are other regions responsible for making your brain the spiritual amusement park it can be: your thalamus plays a role, as do your frontal lobes. But it’s your parietal lobe - a central mass of tissue that processes sensory input - that may have the most transporting effect. Yazının tamamını oku »


© 2008 Tema Tasarım Just Skins | Yönetim