adderall online

ierdem.jpgİnsan davranışını anlamaya ve açıklamaya çalışan disiplinler genellikle insanın ve toplumun hastalıklı, sorunlu ve yetersiz yönleri üzerinde daha çok durmuşlardır. Medikal yaklaşım olarak adlandırılan bu bakış açısı günümüzde varlığını sürdürmeye devam etmektedir. Ruhsal bozuklukların ve hastalıkların teşhis ve tasnifinde kullanılan uluslararası ölçütler de insanda yanlış olanı bulmaya yönelik düzenlenmiş olup “insanda doğru olan nedir?” sorusuna yer vermemiştir. Sosyal hizmet disiplini de bireyin sosyal işlevsizlikleri üzerine yoğunlaşarak iyileştirme çabalarına ağırlık vermiştir. Matematiksel ifadeyle; hayat doğrusu üzerinde negatif yönde olan insanı nötrleştirmek için hizmet modelleri sunmuş ve bunda da kısmen başarılı olmuştur. Ancak insan manevi boyutu olan bir varlık olduğu için bu boyutu güçlendirilmeden uzun süre nötr kalarak yaşaması mümkün değildir. Bu nedenle insanın temel erdem ve güçlerinin desteklenmesi ve geliştirilmesi gerekmektedir. Bu çalışmanın temelini sosyal hizmet uygulamalarında insani erdemlerin nasıl ele alınması gerektiği konusu oluşturmaktadır. Affedicilik, yardımseverlik, şükür ve alçakgönüllülük gibi dört temel erdemin insanın sosyal işlevselliği üzerindeki etkisi değerlendirilmektedir.

Yazının tamamını oku »

osmanli-dulhane.jpg

Ondokuzuncu yüzyıl Osmanlı devleti için askerî, siyasî, ekonomik ve sosyal açıdan önemli gelişmelerin olduğu bir dönemi ifade eder. XIX. yüzyılın ikinci yarısında Balkanlar’dan ve Kırım’dan gerçekleşmeye başlayan kitlesel göçler bu gelişmelerin en önemlilerinden birisidir. Şehirlere akın eden göçmenler önemli sorunlara yol açmış, devlet bu durum karşısında birtakım tedbirler almak zorunda kalmıştır. Ancak, göçlerin özellikle 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşının ardından daha da artarak devam etmesi sorunları içinden çıkılmaz hale getirmiştir. Her ne kadar Osmanlı devleti, gerekli tedbirleri alarak göçmenlerin önemli bir kısmını imparatorluğun çeşitli vilayetlerine yerleştirmişse de, savaşı takip eden yıllarda yine de İstanbul’da büyük sosyal sorunlar ortaya çıkmıştır. İşte bu sorunları çözmek üzere İstanbul’da yeni sosyal yardım kurumları açılmıştır. Bu kurumların en önemlilerinden birisi de Dulhane’dir.

Yazının tamamını oku »

evde-bakim-kapak.jpg

Yrd. Doç. Dr. Zeki Karataş tarafından kaleme alınan “Manevi Değerler Boyutuyla Evde Bakım Hizmetleri” adlı kitap Açılım Kitap tarafından yayınlandı. Kitabın tanıtım yazısında şu bilgilere yer almaktadır: Başkasının bakımına muhtaç olmak arzulanan bir durum değildir. Ancak özür, kronik hastalık ve yaşlılık gibi nedenlerle sağlıklı her birey bakıma muhtaç olma riski taşımaktadır. Önemli olan bakım hizmetini, bireyin yaşadığı sosyal çevrede ve insan onuruna yakışır bir şekilde yerine getirilebilmektir. Toplum temelli bakım ve rehabilitasyon hizmeti olarak nitelendirilen evde bakım hizmeti Türk toplumunun kültür yapısına ve manevi geleneklerine uygun bir modeldir. Yorucu ve uzun süreli bir iş olan bakım hizmeti doğası gereği fizyolojik, psikolojik, sosyal ve ekonomik sorunlara yol açmakta; tükenmişlik sendromu yaşanmasına neden olmaktadır. Kitapta yaşam öykülerine yer verilen aile bireyi bakıcılar tüm bu ağır sorumlulukların üstesinde nasıl geldiklerini ve evde bakım hizmeti sunarken manevi değerlerinden nasıl destek aldıklarına kendilerine özgü üsluplarıyla dile getirmişlerdir.

Yazının tamamını oku »

bagimlilik.png

Uyuşturucuyla savaş politikalarıyla geçen son yüz yıl boyunca öğretmenlerimiz ve hükümetlerimiz bize bağımlılığın nedenleriyle hikâyeler anlattılar. Bu hikâyeler beyinlerimizde öyle yer etti ki, sorgulamaz olduk. Bana da inandırıcı geliyordu, üç buçuk yıl önce Chasing the Scream: The First and Last Days of the War on Drugs (Çığlığın Peşinde: Uyuşturucuyla Savaşın İlk ve Son Günleri) kitabımı yazmak için 30 bin millik bir yolculuğa başlayana kadar. Bu yolculukta öğrendiklerim, bağımlılıkla ilgili bize anlatılan her şeyin yanlış olduğunu ve bambaşka bir hikâyenin bizi beklediğini anlamamı sağladı. Bu yeni hikâyenin özünü anladığımızda yalnızca uyuşturucuyla savaş politikalarını değil, toplumumuzu da değiştirmemiz gerekecek…. Bu hikâyenin peşine düşmemin ardındaki neden kişiseldi: Çocukluğumun ilk anılarından biri, bir akrabamı uyandırmaya çalışıp uyanmadığını fark etmemdi. O günden beri bağımlılığın temel gizemini, neden bazı insanların kendilerini durduramayacak kadar uyuşturucu bağımlısı olduğunu, bu insanları nasıl geri kazanabileceğimizi düşündüm durdum.

Yazının tamamını oku »

hollanda_azinlik.jpg

İnsan haklarını beşeriyete kendilerinin bahşettiği yanılgısına dünyayı inandırmış görünen Batılı devletlerin, mazide kalan hesabı verilmemiş ağır hak ihlalleri karnesine her gün yenileri eklenmeye devam etmektedir. Afganistan’dan Irak’a, Çeçenistan’dan Bosna’ya, Suriye’den Tunus’a bütün bir İslam coğrafyasında ustalıkla tutuşturdukları savaş ateşlerinde milyonlarca insanın en temel hakları insafsızca çiğnenmektedir! Kendilerinin desteklediği zalim yönetimler eliyle rutine bindirdikleri hak ihlallerini ‘azgelişmiş’ ya da ‘gelişmekte olan’ diye tanımladıkları ülkelerin bir sorunu, hattâ “kaderi” gibi yansıtan Batı, ‘gelişmiş’ olduğunu iddia ettiği sömürgeci devletlerin insan hak ve hürriyetlerine hiç de saygılı olmadığını saklayamaz hale gelmiştir. Sevgi, saygı, merhamet, kardeşlik ve adalet yerine nefret, kibir, şiddet, düşmanlık ve zulmü içselleştirmiş olan Batı dünyası, insanlığı sahil-i selamete ulaştıracak yegâne seçeneğin İslam olduğunu bildiği halde tarihî kibir ve ihtirasları uğruna insanlığın kazanımlarını teröre kurban etme çılgınlığını göze alabilmektedir.

Yazının tamamını oku »

ms-3.jpg26-28 Kasım 2015 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Hizmet Bölümü tarafından düzenlenen sempozyum sona erdi. Sempozyumda sosyal hizmetin iki temel ilkesi olan insan hakları ve sosyal adalet ekseninde insan değer ve onurunu yüceltmenin öneminden bahsedildi. Mevcut durumda sosyal adaletsizliğin temelinde ülkelerin siyasi ve ekonomik politikalarından kaynaklanan sistem sorunu olduğuna vurgu yapılarak, gelecek dönemlerde sosyal hizmetin birey ve çevresi yanında makro sistemi dönüştürme misyonuna daha da ağırlık vermesi gerektiği belirtildi. Sosyal hizmet eğitiminde öğrenci katılımının daha etkin hale getirilerek derslerin ve içeriklerinin belirlenmesinde öğrencilerin de görüşlerinin alınmasının öğrenciler açısından bir hak olduğu vurgusu yapıldı. Sosyal hizmetin hak temelli olarak uygulanabilmesi için sosyal politika alanında sosyal çalışmacıların aktif olarak görev almaları gerektiği üzerinde duruldu. Bu bağlamda sosyal çalışmacıların sosyal politikaların uygulayıcısı olmanın yanında karar alma mekanizmalarına da etki etmesi gerektiği ifade edildi. Yeni açılan sosyal hizmet bölümlerinin ve uzaktan eğitimlerin niteliği konusunda endişelerin olduğu belirtilerek gelecek dönemde etik dışı sosyal hizmet müdahalelerinin artabileceği vurgusu yapıldı. Bu nedenle bir an önce meslek odasının kurularak mesleki standartların belirlenmesi gerektiği belirtildi.

Yazının tamamını oku »

utsch.JPG

Varoluşçu yaklaşımın temsilcisi Irvin Yalom yaşamla ilgili 4 temel sorundan bahseder: “Yalnızlık, anlam, özgürlük ve ölüm.” Ömrü süresince yaşamına bir anlam arayan insanoğlu rasyonel aklın öncülüğünde maddi dünyayla tatmin olmaya çalışır. Ekonomik gelişmişlik, şöhret, iktidar gibi hedeflerin peşinde koştukça mutluluk yerine kaygı düzeyinin arttığını görür. Eşya ve insanla ilişkisi fizik alemin ötesine geçemeyen birey, var olmanın ötesinde sahip olmaya çabaladıkça içindeki anlam boşluğunun derinleşmesi karşısında şaşkına döner. Geç de olsa kalabalıklar içinde yalnızlaştığını, bencilleştiğini ve özgürlüğünü yitirdiğini anlar, ancak bu sefer de ölüm hakikatiyle yüzleşir. Ölümü de hiçlik olarak nitelendirdiği için ömrü boyunca biriktirip durduğu her şey bir anda anlamını yitirir. Viktor E. Frankl’ın da belirttiği gibi; “İnsan, davranışlarını yönlendiren manevi geleneklerin hızla azaldığı çağımızda kayıplarla yüz yüze gelmiştir. Hiç bir içgüdü ona ne yapacağını söylemez. Hiçbir gelenek ona ne yapması gerektiğini söylemez; bazen neyi arzuladığını bilmez.” İşte günümüzde yitirdiğimiz bu anlamı bulacağımız yer manevi dünyamızdır.

Yazının tamamını oku »

msh.jpgYard. Doç. Dr. Abdulkadir Çekin tarafından kaleme alınan Maneviyat, Manevi Bakım ve Sosyal Hizmet adlı kitap 2014 yılında Etüt Yayınları’ndan çıktı. Kitapta manevi bakım ve manevi sosyal hizmet alanında Batı’da yapılan araştırma ve uygulamalara yer verilerek yerel düzeyde nasıl bir model oluşturulması gerektiğiyle ilgili ufuk açıcı düşünceler sunulmuştur. Risk grubu bireylerin sosyal işlevselliklerini ve yaşam kalitelerini yükseltmeyi hedefleyen sosyal hizmet uzmanları farklı müracaatçı kesimleriyle çalışmak zorundadırlar. Yardıma ve korunmaya muhtaç çocuklar, gençler, engelliler, yaşlılar, hastalar, mahkumlar, mülteciler vb. birey ve grupların sorunlarına çözüm bulmak, ihtiyaç duydukları hizmetleri organize etmek, insanın manevi boyutuna duyarlı olmayı gerektirmektedir. Bu kitapta Abdulkadir Çekin sosyal hizmetin her bir hedef kitlesine yönelik manevi temelli yaklaşımın nasıl olması gerektiğini ortaya koymaktadır. Kitap on bir bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında din ve maneviyat kavramları açıklanmakta, sonraki bölümlerde ise sosyal hizmet maneviyat ilişkisi kurulduktan sonra Batı’da gerçekleştirilen manevi sosyal hizmet uygulamaları anlatılmaktadır. Kitapta ayrıca manevi sosyal hizmetin İslami temelleri de anlatılmaktadır.

Yazının tamamını oku »

suriyeli-siginmacilar.jpg

Kasım 2014 itibarıyla Türkiye’de resmi rakamlara göre 1.6, resmi olmayan rakamlara göre 2 milyon civarında Suriyeli göçmen yaşamaktadır. Bu sayılar Türkiye’nin resmi rakamlara göre nüfusunun %2.1’i, resmi olmayan rakamlara göre de %2.5’i oranında Suriyeli ağırladığı anlamına gelmektedir. Suriye sınırı ve civarındaki illerde yaşayan yaklaşık 10 milyon nüfusa 1.2 milyon civarında yeni nüfus eklenmiştir. Ekim 2011’de İçişleri Bakanlığı’nın aldığı karar ile Türkiye’de kayıt olan Suriyeli sığınmacılara “geçici koruma statüsü” verilmektedir. Geçici koruma rejimi ile Suriyelilere sınırsız kalış, zorla geri gönderilmemeye karşı koruma ve acil ihtiyaçlara yanıt veren kabul düzenlemelere erişimi içerecek şekilde koruma ve yardım sağlanmaktadır. Suriyelilerin %85’i kamp dışında yaşamaktadır. Kamplardan hastanelere 500.000’in üzerinde hasta sevk edilmiştir. Türkiye’de ameliyat edilen hasta sayısı 200.000’i aşmıştır. Sağlık Bakanlığı verilerine göre, 35.000 Suriyeli doğumu gerçekleşmiştir. Türkiye Nisan 2011-Kasım 2014 döneminde göçmenler için 4.5 milyar dolar harcama yapmıştır. Resmi verilere göre Birleşmiş Milletler ve Avrupa ülkelerinden gelen yardım miktarı 246 milyon dolar civarındadır.

Yazının tamamını oku »

osm-cocuk.jpgOsmanlı Devleti, klasik dönemde korunmaya muhtaç çocuklara vakıflar ve sosyal uygulamalar olmak üzere iki şekilde sahip çıkmış; ancak ağırlıklı olarak aile yanına yerleştirmeyi esas alan bir sosyal politika uygulamıştır. Bu temel sosyal uygulama genel olarak evlatlık olarak tanımlanabilir. Osmanlı Devleti’nde korunmaya muhtaç çocuklara yönelik uygulanan evlatlık kurumu modern evlatlık kurumundan en temel biçimi ile soy bağını ret etmesi, miras bırakılamaması ve geçici bir yerleştirme şekli olması yönleriyle ayrılır. Bu sebepler ile modern anlamda evlatlık kurumundan ziyade koruyucu aile uygulaması özelliği gösterir. Osmanlı Devleti’nde evlatlıkların hukukî statüleri İslam hukuku hükümlerine göre düzenlenmiş ve Tanzimat devrine kadar toplumda önemli işlevler yüklenen tek alternatif uygulama olarak yer edinmiştir. Tanzimat devri ile başlayan kurumsallaşma esasına dayalı sistem yine bu esaslar temel alınarak belirlenmiştir.

Yazının tamamını oku »

beslemelik.jpgBeslemelik kurumu geçmiş yüzyıllardaki feodal tarım düzeni içerisinde hem koruyucu aile sistemi, hem de bir emek biçimi olarak yaygın şekilde kullanılmıştır. Bununla birlikte eskiçağlardan itibaren neredeyse bütün toplumlar içinde bir şekilde yer edinmiş olan bu kurumun önemi ve yaygınlığı günümüzde unutulmuştur. Geçmişte, besleme kullanımı öylesine geniş çaplı bir uygulama haline gelmiştir ki, zengin konaklarında onlarla ifade edilen sayılarda besleme istihdam edilmiştir. Kurumun yaygınlığı sadece geçmişle de sınırlı değildir. Günümüzde çok az sayıda da olsa, özellikle köylerde beslemelere rastlamak mümkündür. Beslemelerin geçmişteki yaygın kullanımı ve aynı zamanda da günümüzdeki durumları göz önünde bulundurulduğunda, bu kurumun incelenmesi toplumsal tarihimizin çok az bilinen bir yönünü gün ışığına çıkarması açısından ayrı bir önem arzetmektedir.

Yazının tamamını oku »

lgbt.jpg

Din ve maneviyat (spirituality) hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır, hemen hemen her birey dinî ya da manevî bir eğilime sahiptir. LGBT bireyler üzerine yapılan nitel bir araştırmayı içeren bu makale, bu bireylerin dinî ve manevî eğilimlerini konu edinmektedir. Makalede şu sorulara cevap aranmaktadır: Katılımcıların inanç/inançsızlık durumları nedir? Katılımcıların din tasavvuru nasıldır? Katılımcıların Tanrı tasavvuru nasıldır? Katılımcılar hayatın zorluklarıyla başa çıkma sürecinde dinî/manevî unsurları kullanmakta mıdır? Türkiye’de LGBT bireylerle ilgili bazı çalışmalar olmakla birlikte, onların dinî ve manevî eğilimlerine dair herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. Bu durum da makalenin literatüre katkısını daha önemli kılmaktadır. Bu araştırmanın örneklemini, İstanbul’un Beyoğlu semtinden seçilen 30 LGBT birey oluşturmaktadır. Örneklem, on bir gey, altı lezbiyen, altı biseksüel ve yedi transeksüel bireyi içermektedir. Katılımcıların %40’ı kendisini “Müslüman” olarak tanımlarken, %60’ı kendisini “Alevi”, “agnostik”, “ateist” ve “kararsız” olarak tanımlamıştır.

Yazının tamamını oku »


© 2008 Tema Tasarım Just Skins | Yönetim