adderall online

ierdem.jpgİnsan davranışını anlamaya ve açıklamaya çalışan disiplinler genellikle insanın ve toplumun hastalıklı, sorunlu ve yetersiz yönleri üzerinde daha çok durmuşlardır. Medikal yaklaşım olarak adlandırılan bu bakış açısı günümüzde varlığını sürdürmeye devam etmektedir. Ruhsal bozuklukların ve hastalıkların teşhis ve tasnifinde kullanılan uluslararası ölçütler de insanda yanlış olanı bulmaya yönelik düzenlenmiş olup “insanda doğru olan nedir?” sorusuna yer vermemiştir. Sosyal hizmet disiplini de bireyin sosyal işlevsizlikleri üzerine yoğunlaşarak iyileştirme çabalarına ağırlık vermiştir. Matematiksel ifadeyle; hayat doğrusu üzerinde negatif yönde olan insanı nötrleştirmek için hizmet modelleri sunmuş ve bunda da kısmen başarılı olmuştur. Ancak insan manevi boyutu olan bir varlık olduğu için bu boyutu güçlendirilmeden uzun süre nötr kalarak yaşaması mümkün değildir. Bu nedenle insanın temel erdem ve güçlerinin desteklenmesi ve geliştirilmesi gerekmektedir. Bu çalışmanın temelini sosyal hizmet uygulamalarında insani erdemlerin nasıl ele alınması gerektiği konusu oluşturmaktadır. Affedicilik, yardımseverlik, şükür ve alçakgönüllülük gibi dört temel erdemin insanın sosyal işlevselliği üzerindeki etkisi değerlendirilmektedir.

Yazının tamamını oku »

evde-bakim-kapak.jpg

Yrd. Doç. Dr. Zeki Karataş tarafından kaleme alınan “Manevi Değerler Boyutuyla Evde Bakım Hizmetleri” adlı kitap Açılım Kitap tarafından yayınlandı. Kitabın tanıtım yazısında şu bilgilere yer almaktadır: Başkasının bakımına muhtaç olmak arzulanan bir durum değildir. Ancak özür, kronik hastalık ve yaşlılık gibi nedenlerle sağlıklı her birey bakıma muhtaç olma riski taşımaktadır. Önemli olan bakım hizmetini, bireyin yaşadığı sosyal çevrede ve insan onuruna yakışır bir şekilde yerine getirilebilmektir. Toplum temelli bakım ve rehabilitasyon hizmeti olarak nitelendirilen evde bakım hizmeti Türk toplumunun kültür yapısına ve manevi geleneklerine uygun bir modeldir. Yorucu ve uzun süreli bir iş olan bakım hizmeti doğası gereği fizyolojik, psikolojik, sosyal ve ekonomik sorunlara yol açmakta; tükenmişlik sendromu yaşanmasına neden olmaktadır. Kitapta yaşam öykülerine yer verilen aile bireyi bakıcılar tüm bu ağır sorumlulukların üstesinde nasıl geldiklerini ve evde bakım hizmeti sunarken manevi değerlerinden nasıl destek aldıklarına kendilerine özgü üsluplarıyla dile getirmişlerdir.

Yazının tamamını oku »

istanbul.jpg

07-10 Nisan 2016 tarihinde İstanbul’da Uluslarası Manevi Danışmanlık ve Rehberlik Kongresi düzenlenmesi planlanmaktadır. Kongrenin amacı şu şekilde açıklanmaktadır: Din; psiko-sosyal, kültürel ve ekonomik alanlarda, dayanışma, yardımlaşma ve insani yardımlar gibi pek çok konuda bireyleri, toplulukları ve kurumları örgütlemede ilham ve motivasyon kaynağı olmuştur. Dini, manevi ve ahlaki değerlerin bireysel ve toplumsal hayatı dönüştüren çok boyutlu yönleri vardır. Manevi danışmanlık ve rehberlik başlıklı bu uluslararası kongre dini, manevi ve ahlaki değerleri öne çıkar­mayı; bireysel ve toplumsal yaşama yaptıkları katkıları takdir etmeyi ve insan yaşamına dokunan bir din algısı konusunda bir farkındalık oluşturmayı amaçlamaktadır. Uluslararası Manevi Danışmanlık ve Rehberlik Kongresi ile aile terapisinde, cezaevlerinde tutukluların rehabilitasyonunda, sağlık hizmetlerinde hastalara umut ve moral kaynağı olmada, askeriyede moral-motivasyonun sağlanmasında, sosyal hizmetlerde yaşlı ve dezavantajlı gruplara manevi atmosfer oluşturulmasında din ve maneviyatın rolü ve katkısının incelenmesi hedeflenmektedir.

Yazının tamamını oku »

utsch.JPG

Varoluşçu yaklaşımın temsilcisi Irvin Yalom yaşamla ilgili 4 temel sorundan bahseder: “Yalnızlık, anlam, özgürlük ve ölüm.” Ömrü süresince yaşamına bir anlam arayan insanoğlu rasyonel aklın öncülüğünde maddi dünyayla tatmin olmaya çalışır. Ekonomik gelişmişlik, şöhret, iktidar gibi hedeflerin peşinde koştukça mutluluk yerine kaygı düzeyinin arttığını görür. Eşya ve insanla ilişkisi fizik alemin ötesine geçemeyen birey, var olmanın ötesinde sahip olmaya çabaladıkça içindeki anlam boşluğunun derinleşmesi karşısında şaşkına döner. Geç de olsa kalabalıklar içinde yalnızlaştığını, bencilleştiğini ve özgürlüğünü yitirdiğini anlar, ancak bu sefer de ölüm hakikatiyle yüzleşir. Ölümü de hiçlik olarak nitelendirdiği için ömrü boyunca biriktirip durduğu her şey bir anda anlamını yitirir. Viktor E. Frankl’ın da belirttiği gibi; “İnsan, davranışlarını yönlendiren manevi geleneklerin hızla azaldığı çağımızda kayıplarla yüz yüze gelmiştir. Hiç bir içgüdü ona ne yapacağını söylemez. Hiçbir gelenek ona ne yapması gerektiğini söylemez; bazen neyi arzuladığını bilmez.” İşte günümüzde yitirdiğimiz bu anlamı bulacağımız yer manevi dünyamızdır.

Yazının tamamını oku »

msh.jpgYard. Doç. Dr. Abdulkadir Çekin tarafından kaleme alınan Maneviyat, Manevi Bakım ve Sosyal Hizmet adlı kitap 2014 yılında Etüt Yayınları’ndan çıktı. Kitapta manevi bakım ve manevi sosyal hizmet alanında Batı’da yapılan araştırma ve uygulamalara yer verilerek yerel düzeyde nasıl bir model oluşturulması gerektiğiyle ilgili ufuk açıcı düşünceler sunulmuştur. Risk grubu bireylerin sosyal işlevselliklerini ve yaşam kalitelerini yükseltmeyi hedefleyen sosyal hizmet uzmanları farklı müracaatçı kesimleriyle çalışmak zorundadırlar. Yardıma ve korunmaya muhtaç çocuklar, gençler, engelliler, yaşlılar, hastalar, mahkumlar, mülteciler vb. birey ve grupların sorunlarına çözüm bulmak, ihtiyaç duydukları hizmetleri organize etmek, insanın manevi boyutuna duyarlı olmayı gerektirmektedir. Bu kitapta Abdulkadir Çekin sosyal hizmetin her bir hedef kitlesine yönelik manevi temelli yaklaşımın nasıl olması gerektiğini ortaya koymaktadır. Kitap on bir bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında din ve maneviyat kavramları açıklanmakta, sonraki bölümlerde ise sosyal hizmet maneviyat ilişkisi kurulduktan sonra Batı’da gerçekleştirilen manevi sosyal hizmet uygulamaları anlatılmaktadır. Kitapta ayrıca manevi sosyal hizmetin İslami temelleri de anlatılmaktadır.

Yazının tamamını oku »

27 Ağustos 2014Medeniyetlerin Ben İdraki

davutoglu.jpg1991 yılında Jakarta’da sömürgeci dönemden kalan Flamanca kitapların yoğun bulunduğu bir sahafda 1926 yılında basılmış ilginç bir hatırat ve değerlendirme kitabı bulmuştum. O gün sadece bir misyonerin İslam dünyası gözlemleri açısından önemli görerek aldığım ve bir yolculuk esnasında seri şekilde okuduktan sonra kütüphaneme yerleştirdiğim bu kitap iki sene sonra Huntington’ın “Medeniyetler Çatışması” başlıklı makalesi yayınlanınca bir kez daha dikkatimi çekti. Her iki eserin kavram ve mantık dokusu, asrın başında yaşamış batılı bir misyonerle, asrın sonunda yaşamış batılı bir akademisyenin İslam dünyası gözlemlerini mukayese edebilmek açısından  son derece ilginç bir mukayese zemini oluşturuyordu.  Herşeyden önce her iki eserin başlığı da aynı temel unsuru barındırıyordu: Medeniyetler Çatışması.

Yazının tamamını oku »

manevipsikoloji1.jpg1970′li yıllarda Amerikan toplumunda çok ilginç bir süreç başlamıştır. Chicago’da toplanan Nobel ödüllü bilim adamları o yıllarda bugünkü gidişatın durumunu ve dünyaya getirilen konumu fark edip: “Böyle giderse, bilimsel materyalizm bu şekilde dünyaya tesir ederse dünyayı yok edebilirler.” tespitinde bulunmuşlardır. Bu çok ilginç bir ön müşahededir ve tabii psikoloji alanında etkin olan hümanist yaklaşım da ihtiyaca cevap veremediği için bu sefer maneviyata yöneliş başlamıştır. Ama hangi maneviyata yönelmiştir psikologlar? Tabii ki Uzakdoğu maneviyatına. Çünkü İslam ile Batı Dünyası arasında haçlı seferlerinden beri büyük bir kavga vardır. Dolayısıyla İslam’dan ve Tasavvuf’tan feyiz almak yerine Budizm’den, Brahmanizm’den, Taoizm’den, Hinduizm’den yola çıkarak insanı anlamaya çalışmışlar ve bazı yönlerden de anlamışlardır.

Yazının tamamını oku »

mmerter.jpgYeni kitabı ile psikoloji alanına Nefs psikolojisi kavramını getiren Psikiyatr Dr. Mustafa Merter, günümüzde hemen herkesin muzdarip olduğu depresyon, kaygı, endişe, narsisizm gibi rahatsızlıkların maneviyata ağırlık verdiğimiz takdirde ilaç kullanmadan geçirilebileceğini söylüyor. Psikiyatr Dr. Mustafa Merter daha önce Benötesi psikolojisi kavramını ortaya koymuş ve 900 Katlı İnsan kitabında da bize insanın sonsuz gelişim potansiyeline sahip bir varlık olduğunu anlatmıştı. Geçtiğimiz günlerde yayınlanan Nefs Psikolojisi ve Rüyaların Dili kitabında ise insanı Batı psikolojisinden farklı bir tarzda ele almamız gerektiğini söylüyor. Halihazırdaki psikolojinin insana çare olamadığını vurgulayan Merter, çarenin maneviyatta olduğuna işaret ediyor.

Yazının tamamını oku »

manevi_bakim.jpgAnkara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ile Sağlık Bakanlığı Türkiye’de bir ilk olan yüksek lisans ve doktora programı başlattı. ‘Manevi bakım uzmanı’ yetiştirecek bu eğitim projesinde, şimdilik 20 öğrenci ders görüyor. Öncelikle hastanelerin onkoloji bölümlerinde istihdam edilecek uzman adayları 2013′ün haziran ayında mezun olacak. 1980′li yılların sonunda Ankara’da bir hastanede ilginç olduğu kadar üzücü bir olay yaşanır. İnsanın içini cız ettiren hikâye şöyle: Ağır bir hastalık için tedavi gören Murat bey, akşam üzeri fenalaşınca yakınları bir din görevlisinin çağrılmasını ister. Amaçları cenazeyi kaldırmaya hazırlanmak değildir. Böyle bir zamanda bunu kim düşünebilir ki! Evet hasta ağırdır, aile de endişeli… Ancak o andaki tek ihtiyaçları manevi destektir. Hem kendilerine hem hastalarına merhem olacak bir destek. Sağlık Bakanlığı’nın o dönemde yayınladığı, ‘din görevlilerinin hastanelerde yer alacağına’ dair yönetmelik gereği, hastanede bir imam vardır. Kendisine haber verilir. Başına beyaz takkesini takan imam vakit kaybetmeden hastanın odasına gider ve Yasin Sûresi’ni okumaya başlar… Bu sırada hastanın kalp atışlarını gösteren cihazın sesi yavaş yavaş kesilir ve yaşam değerleri düşer. Doktorlar, hemşireler, hasta yakınları endişelenir. Yasin, kültürümüzde ölümü hatırlatan bir sûre olduğu için hastanın psikolojisinin olumsuz etkilendiği düşünülür. Sonrasında da Ankara Tabipler Odası’na yapılan şikayet sonucunda yönetmelik yürürlükten kalkar. Aslında büyük bir ihtiyacı karşılayacak olan ‘manevi yaklaşım hizmeti’ daha başlamadan tarihe karışır. Ta ki bir yıl öncesine kadar… Yazının tamamını oku »

destek.jpgAmerika başta olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde uygulanan ‘manevî terapi’ projesi Türkiye’de de hayata geçiriliyor. Gaziantep’in pilot il seçildiği projeye göre; destek ünitelerine bağlı olarak hayatını sürdüren hastalar, Müslüman ise Diyanet görevlilerinden, Hıristiyan ise papaz, Musevi ise hahamlardan hizmet talep edebilecek. Varsa, helalleşmek istedikleri kişilerle buluşturulacaklar. Türkiye, dünyanın birçok ülkesinde uygulanan ve hastalar üzerinde olumlu sonuçlar veren ‘Destek Tedavi Merkezi’ projesi için ilk adımı attı. Destek üniteleriyle hayatını sürdüren hastalara, dinleri dikkate alınarak manevî destek sağlanacak. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın pilot il olarak seçtiği Gaziantep’te uygulanacak proje kapsamında hastalar, helalleşmek istediği tanıdıklarıyla da bir araya getirilecek. Yazının tamamını oku »

10 Aralık 2011Sosyal Hizmetler ve Din

sh_din.jpgTürkiye’de Sosyal Hizmetler ve İlkeleri: Türkiye’de Sosyal Hizmet 1960 ihtilalı sonrasında 1961 Anayasasının getirdiği ‘sosyal devlet’ ilkesi, sosyal hizmet eğitimi ve sosyal hizmetler açısından, dönemin en önemli kazancı olmuştur (Sosyal Hizmet Eğitiminde Yeni Yaklaşımlar, 2005, 118). Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’yla (1963-67) birlikte sosyal hizmet ve yardım politikalarında, yatırımlarında ve uygulamalarında sistematik düzenlemeler yapılmıştır (Danışoğlu, 1987, 2). Bu yıllardan sonra devlet politikası olarak sosyal hizmet mesleğinde önemli gelişmeler olmuştur. Öyle ki Sosyal Çalışma, Türkiye’nin modernleşmesine ve demokratikleşmesine hizmet eden bir araca dönüşmüştür. Zaten Sosyal Çalışma mesleği, insancıl ve demokratik ideallere dayalı bir meslektir (Kut, 1988, 11-14). İnsana değer veren bir meslek olmasından dolayı ‘her bireyin kendi kaderini kendisinin tayin etme hakkı olduğu’ değerini ön planda tutmuştur. Yazının tamamını oku »

24 Haziran 2011Kendine Hayranlık

en_gzel_bebek_resimleri.jpgHikâyemizin kahramanı, mesela, yemek pişiren bir anne olsun. Ya da tahtaları oyarak gösterişli işler çıkaran bir oyma ustası, kilim dokuyan genç bir kız, parmaklarını bilgisayar tuşlarına dokunduran bir yazar… Tarlasında domates yetiştiren bir çiftçi de olabilir kahramanımız veya elinde kalem, matematik denklemini çözdü çözecek bir matematik profesörü de. Kahramanımız yaptığı işe öylesine yoğunlaşmış ki, top patlasa duymayacak. Tüm dünyasını istila etmiş elindeki iş. Çalışırken büyük zevk alıyor. Hazzın içinde gark oluyor. Yok, hayır, kahramanımız yaptığı işin neticesinde ortaya çıkacak olanı sergileme düşüncesi taşımıyor şimdilik. “Ben başkası için değil kendim için giyinirim.” diyenlerden. Anne, yemeği kendisi için yapıyor mesela. Oyma ustası el emeği göz nuru işini kimselere göstermeye veya satmaya hiç niyeti yok. Yazarımız, kitabını kimselere okutmayacak. Veya kahramanımız bir adada tek başına yaşıyor olsun isterseniz. O yine de tek kişilik bir gösteriden kurtaramayabilir nefsi emaresini. İnsan denilen varlık, tek başına bile, hayatı kendi için bir gösteriye dönüştürebilir. İnsanın bilinçli benliği insanın bizatihi kendisini seyreden ilk seyircidir çünkü. Yazının tamamını oku »


© 2008 Tema Tasarım Just Skins | Yönetim