adderall online

10 Aralık 2011Sosyal Hizmetler ve Din

sh_din.jpgTürkiye’de Sosyal Hizmetler ve İlkeleri: Türkiye’de Sosyal Hizmet 1960 ihtilalı sonrasında 1961 Anayasasının getirdiği ‘sosyal devlet’ ilkesi, sosyal hizmet eğitimi ve sosyal hizmetler açısından, dönemin en önemli kazancı olmuştur (Sosyal Hizmet Eğitiminde Yeni Yaklaşımlar, 2005, 118). Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’yla (1963-67) birlikte sosyal hizmet ve yardım politikalarında, yatırımlarında ve uygulamalarında sistematik düzenlemeler yapılmıştır (Danışoğlu, 1987, 2). Bu yıllardan sonra devlet politikası olarak sosyal hizmet mesleğinde önemli gelişmeler olmuştur. Öyle ki Sosyal Çalışma, Türkiye’nin modernleşmesine ve demokratikleşmesine hizmet eden bir araca dönüşmüştür. Zaten Sosyal Çalışma mesleği, insancıl ve demokratik ideallere dayalı bir meslektir (Kut, 1988, 11-14). İnsana değer veren bir meslek olmasından dolayı ‘her bireyin kendi kaderini kendisinin tayin etme hakkı olduğu’ değerini ön planda tutmuştur. Yazının tamamını oku »

24 Haziran 2011Kendine Hayranlık

en_gzel_bebek_resimleri.jpgHikâyemizin kahramanı, mesela, yemek pişiren bir anne olsun. Ya da tahtaları oyarak gösterişli işler çıkaran bir oyma ustası, kilim dokuyan genç bir kız, parmaklarını bilgisayar tuşlarına dokunduran bir yazar… Tarlasında domates yetiştiren bir çiftçi de olabilir kahramanımız veya elinde kalem, matematik denklemini çözdü çözecek bir matematik profesörü de. Kahramanımız yaptığı işe öylesine yoğunlaşmış ki, top patlasa duymayacak. Tüm dünyasını istila etmiş elindeki iş. Çalışırken büyük zevk alıyor. Hazzın içinde gark oluyor. Yok, hayır, kahramanımız yaptığı işin neticesinde ortaya çıkacak olanı sergileme düşüncesi taşımıyor şimdilik. “Ben başkası için değil kendim için giyinirim.” diyenlerden. Anne, yemeği kendisi için yapıyor mesela. Oyma ustası el emeği göz nuru işini kimselere göstermeye veya satmaya hiç niyeti yok. Yazarımız, kitabını kimselere okutmayacak. Veya kahramanımız bir adada tek başına yaşıyor olsun isterseniz. O yine de tek kişilik bir gösteriden kurtaramayabilir nefsi emaresini. İnsan denilen varlık, tek başına bile, hayatı kendi için bir gösteriye dönüştürebilir. İnsanın bilinçli benliği insanın bizatihi kendisini seyreden ilk seyircidir çünkü. Yazının tamamını oku »

agri.jpgKanser, her geçen gün katlanarak artan önemli bir sağlık sorunudur. Dünya Sağlık Örgütü’nün tah­minlerine göre dünyada 14 milyon kanserli birey yaşamakta ve 2020 yılında yeni kanser vakalarının tüm dünyada yılda 20 milyona çıkacağı tahmin edilmektedir. Sağlık bakım hizmetleri ve teknolojilerindeki geliş­meler, tanı, tedavi ve palyatif bakımdaki gelişmeleri de olanaklı kılmaktadır. Böylece kanserli bireylerin yaşam sürelerinin uzaması sağlanmaktadır. Bunun sonucunda da ağrı, kanserde en yaygın görülen ve hastayı en çok sıkıntıya sokan semptom olarak kar­şımıza çıkmaktadır. Kanser ağrısının görülme sıklığı metastazlı hastalarda %30, ileri dönemdeki kanser hastalarında ise %80 olarak bildirilmiştir. Kanser ve ağrı tedavisindeki gelişmelere rağmen kanser ağrı­sında iyileşme %25’in üzerine çıkmamaktadır. Yazının tamamını oku »

islam_sh.jpgAziz ŞEKER: Kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

Elif KARA:  Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunuyum, Ondokuz Mayıs Üniversitesi’nde Din Psikolojisi bilim dalında doktoramı tamamladım. Manevi sosyal hizmet alanı ile ilgili araştırmalarıma devam ediyorum.

Aziz ŞEKER: İslâm’da sosyal adalet, eşitlik kavramını açıklar mısınız? Sosyal dayanışma yaklaşımını ele alarak bireylere ve topluma düşen görevlerden söz eder misiniz?

Elif KARA: Sosyal adalet toplumun tüm fertlerinin fakirlik zenginlik, soy gibi farklılıklarının gözetilmeksizin iyi bir şekilde yaşamak için eşit hak ve hukuka sahip olmasını savunur. Bu aynı zamanda toplumu oluşturan fertlerin birbirlerinin haklarına saygı göstermeleri demektir. Yazının tamamını oku »

manevi_zeka.pngBu makale, maneviyatı (spirituality) bir zekâ biçimi olarak incelemektedir. İnsanlara gündelik hayatlarında problemleri çözme ve amaçlara ulaşma imkânı sağlayan birtakım yetenek ve marifetler maneviyatın kanıtı olarak değerlendirilmiştir. Manevî zekânın beş unsuru şu şekilde tanımlanmıştır: (a) Aşkın/müteâl için kapasite; (b) yüksek manevî bilinç durumlarına girme yeteneği; (c) günlük faaliyet, olay ve ilişkileri bir kutsal duygusu ile kuşatma yeteneği; (d) hayat meselelerini çözmek için manevî kaynaklardan yararlanma yeteneği; (e) erdemli davranma ya da erdemli olma (affetme, şükran duyma, mütevazı olma, şefkat gösterme vb.) yeteneği. Maneviyatın bir zekâ için gereken ölçütleri karşıladığına ilişkin kanıtlar gözden geçirilmiştir. Maneviyatın bir zekâ çatısı dâhilinde incelenmesinin îmâları tartışılmıştır. Yazının tamamını oku »

yasam_kalitesi.jpgİnsanlar “daha iyi” yaşamak için o kadar çok çalışıyorlar ve o kadar meşguller ki, yaşamaya zamanları kalmıyor. Bu çaba ve hırs belki de hiçbir çağda yaşadığımız çağdaki kadar kendi amacını aşmadı. Stanford Üniversitesinde psikoloji dersleri veren Amerika Psikoloji Derneği Başkanı Dr. Philip Zimbardo kendi toplumunun bu kıskaç içindeki durumunu bakın nasıl anlatıyor: Yazının tamamını oku »

elif_safak.jpgElif Şafak’ın son romanı Aşk 6 Mart 2009 tarihinde piyasaya çıktı. 2000’lerde Boston’da yaşayan Yahudi bir ailenin üyesi, orta yaşlı ev kadını Ella Rubinstein ile, 1200’lerde Konya’da yaşayan Mevlana’nın ne ilgisi olabilir? “Aşk hem bu dünyaya ait, hem de bu dünyayı aşan bir duygudur.” diyen Şafak, sorunun cevabını ‘Aşk’ın içinde bulacağınızı söylüyor. Roman boyunca Mevlana’nın söylediği, “Aşk şeriatı, bütün dinlerden ayrıdır. Şeriatı da Allah’tır, mezhebi de…” sözü üzerinde düşünen ve okuru da düşünmeye yönelten Şafak hem romanını, hem de aşkın kendisini nasıl dönüştürdüğünü anlattı. Yazının tamamını oku »

dr_merter.jpg“Dokuz Yüz Katlı İnsan” adlı kitabın yazarı Psikiyatrist Doktor Mustafa Merter’le yapılan söyleşiyi sizlerle paylaşıyoruz. İşte sorular ve ilginç bulacağınızı düşündüğümüz cevapları: 900 Katlı İnsan’da anlatılmak istenen temel nokta, çağdaş insanın cok güçlü bir şekilde hissettiği tatminsizlik, bedbinlik ve mutsuzluk. İntihar eğilimine kadar varabilen bu hissi siz hayra alâmet olarak yorumluyorsunuz. Varoluş konumumuzda yükselme isteği, bir çeşit “yeni biz”e doğmak üzere çekilen sancılar diyorsunuz. Özellikle Borderline gibi son yıllarda çok konuşulan psikolojik rahatsızlıkları bu yönde yorumluyorsunuz. İsviçre, Bodrum ve İstanbul’daki psikoterapi seanslarınızda karşınıza gelen vakaları bu çerçevede nasıl değerlendirirsiniz? Yazının tamamını oku »

mevlana3.jpgİnsanın sûret varlığının, mânâsından izler taşıması nedeniyle Mevlânâ, insanın fiziksel gelişimi ile manevî gelişimi arasında paralellik görmektedir. Şöyle ki; insanın fiziksel gelişim evreleri ile bunların özellikleri iyi okunup, yorumlanabilirse, insanın manevî gelişimine dair önemli ipuçları barındırdığı görülecektir. Cenin, öncelikle ana rahminde kan ile beslenerek büyüyüp gelişir. Doğum vakti geldiğinde dışarıdaki geniş dünyayı bilmediğinden kendi vatanını terk etmek istemez. Sancılı ve sıkıntılı bir süreçten sonra insan, yeni âlemine yani dünyaya taşınır. Bir dönem adaptasyon zorluğundan sonra bu vatanına da alışır. Dünya insan için terk edilmesi zor ve mükemmel bir âlemdir artık. Yazının tamamını oku »

bosluk1.jpgNiçin hayatta olduğunun farkında olmayan ve bir hedefi de bulunmayan insanlar sıkıntıları daha zor atlatıyor, başarısızlıklar karşısında daha çok yılgınlığa düşüyor. “Amaçsızlığın” yol açtığı psikolojik yıkım konusunda kadınla erkek arasında çok önemli bir fark bulunmuyor. Psikiyatrist Dr. Hasan Sezeroğlu, “Boşluk duygusu özellikle ideal sahibi olmayan bireyleri daha olumsuz etkiliyor.” diyor. Dr. Sezeroğlu’na göre bir hedefi olmayan ya da idealine uygun hareket etmeyen, olaylar karşısında ne yapacağını bilemeyen, sürekli çelişkili kararlar alan insanlar bir müddet sonra çevresi tarafından dışlanabiliyor. Boşluk duygusu onları diğer insanlara göre çok daha olumsuz etkiliyor.

Yazının tamamını oku »

25 Şubat 2009Bağlanma Teorisi

baglanma2.jpg“Anne sevgisinden yoksun büyüyen çocuklar, kendilerini sevmek, diğerlerinin onları seveceğine inanmak veya başkalarını sevmek için gerekli olan temel güven duygusunu geliştiremezler. Yetişkin hayatlarında yabancılaşırlar, içlerine kapanırlar ve başkalarıyla genellikle düşmanca ilişkiler kurarlar…” (Irwin Yalom (2005). Schopenhauer Tedavisi – Bugünü Yaşama Arzusu. Çev: Z.İ. Babayiğit, İstanbul: Kabalcı Yayınevi, s.56) … John Bowlby (Bowlby, 1969/1973/1980) tarafından ortaya konan ve daha sonra da sayısız araştırmacının geliştirdiği bağlanma teorisi, birçok psikolojik araştırmada çok ve çeşitli uygulamalar bulan güçlü bir sosyal ve duygusal gelişim teorisidir. Bağlanma teorisi çalışmaları Mary Ainsworth’un araştırmalarıyla daha da belirginleşmiştir. Bowlby ve Ainsworth’un öncülük eden araştırma ve kuramlarıyla bağlanma yaklaşımı bebek ve çocuk gelişimi üzerine yapılan araştırmaların büyük bir bölümünün odak noktasını teşkil etmektedir. Yazının tamamını oku »

sefkatli_web.jpgŞefkat nedir?

Şefkat, çevresindeki insanları kabullenme, onlarla yakından ilgilenme, onlara sevecenlik ve sempati ile yönelmedir. Başkasını koruma, himaye altında bulundurmadır. Dolayısıyla, çevresindeki insanların iyi özelliklere sahip olmalarını arzu edip, onları felakete sürükleyecek yanlış işlerden ve kötü davranışlardan koruma isteği de şefkat duygu ve düşüncesinden kaynaklanır. Şefkatten ve otoriteden yoksun olmak yüzünden ahlâk dışı birçok davranışlar meydana gelir. Günümüzde çocuk ve gençlerde görülen davranış sapmalarının altında işte bu şefkat değerinden yeterince beslenememe eksikliği vardır. Anne baba şefkatinden mahrum kalan çocuklar bugün, her zamankinden daha çok görülmektedir. Yazının tamamını oku »


© 2008 Tema Tasarım Just Skins | Yönetim