utsch.JPG

Varoluşçu yaklaşımın temsilcisi Irvin Yalom yaşamla ilgili 4 temel sorundan bahseder: “Yalnızlık, anlam, özgürlük ve ölüm.” Ömrü süresince yaşamına bir anlam arayan insanoğlu rasyonel aklın öncülüğünde maddi dünyayla tatmin olmaya çalışır. Ekonomik gelişmişlik, şöhret, iktidar gibi hedeflerin peşinde koştukça mutluluk yerine kaygı düzeyinin arttığını görür. Eşya ve insanla ilişkisi fizik alemin ötesine geçemeyen birey, var olmanın ötesinde sahip olmaya çabaladıkça içindeki anlam boşluğunun derinleşmesi karşısında şaşkına döner. Geç de olsa kalabalıklar içinde yalnızlaştığını, bencilleştiğini ve özgürlüğünü yitirdiğini anlar, ancak bu sefer de ölüm hakikatiyle yüzleşir. Ölümü de hiçlik olarak nitelendirdiği için ömrü boyunca biriktirip durduğu her şey bir anda anlamını yitirir. Viktor E. Frankl’ın da belirttiği gibi; “İnsan, davranışlarını yönlendiren manevi geleneklerin hızla azaldığı çağımızda kayıplarla yüz yüze gelmiştir. Hiç bir içgüdü ona ne yapacağını söylemez. Hiçbir gelenek ona ne yapması gerektiğini söylemez; bazen neyi arzuladığını bilmez.” İşte günümüzde yitirdiğimiz bu anlamı bulacağımız yer manevi dünyamızdır.

İnsan davranışını ve insan-sosyal sistemler ilişkisini açıklamaya ve anlamaya çalışan teori, kuram, yaklaşım ve paradigmaların insan telakkisinin yetersizliğini derinden hissediyoruz. İnsan psikolojisini tanımlama üzerine yapılan bazı nitelendirmeleri okuduğumuzda insan bu olamaz dediğimiz çok oluyor. İnsanın bilinçdışı ve bilinçli dürtülerinin yönlendirmelerinin ötesinde bir yönü olmalı. Bu boyut da ancak maneviyat olabilir. Sosyal hizmet uzmanları ve psikologlar insanın özünde potansiyel olarak var olan bu iyi, şefkatli ve merhametli yönü anlamaya çalışıyor mu? Bu boyutun geliştirilmesi için yapılması gereken fıtri iyileştirmelerin neler olabileceği üzerine araştırmalar yapılıyor mu? Aşağıda tam metnini yayınladığımız makale Prof. Dr. Abdulkerim Bahadır tarafından Almanca’dan çevrilmiştir. Manevi terapi konusunda sosyal hizmet uzmanlarına fikir vermesi açısından okunmaya değer bulunmuştur.

Makalenin tamamını okumak için tıklayınız…