Ansızın beliren ve büyük bir hızla yayılan salgınla dünya karşı karşıya kalmış halde. İlk günden beri tüm dünyaya korku aşılandı. Kalplere; korku, kaygı ve panik telkin edildi. Adeta biz insanlara şu mesaj verildi: Sinsi ve gizli bir düşman geliyor, hızlı ve ani bir biçimde seni yakalayacak, hasta edip seni süründürecek, eşinden dostundan ayırıp hapsedecek, malına-mülküne el koyacak, acı ve feci bir şekilde seni öldürecek. Bütün bunları düşünürken aklıma Kur’an’daki bazı ayetler geldi:

“O gün kişi, kardeşinden, anasından, babasından, eşinden ve oğullarından kaçar. O gün, onlardan her birinin kendisine yetecek derdi vardır” (Abese S. 34-37).

Yukarıdaki ayet bana henüz dünyada yaşar iken mahşerin son derece hafifletilmiş halini izole sürecinde yaşadık gibi geliyor.

“Allah’ın izni olmadan size hiçbir musibet isabet etmez. Kim Allah’a iman ederse, (Allah) onun kalbini doğruya götürür. Allah her şeyi hakkıyla bilendir” (Teğabun S. 11).

“Andolsun ki sizi biraz korku, biraz açlık, biraz mallardan eksiltme, biraz canlardan eksiltmekle imtihan edeceğiz, sabredenleri müjdele” (Bakara S. 155).

Bu virüs ile sanki tüm imtihanları bir arada yaşıyoruz. Korku, açlık, malların eksilmesi vs. hepsini bir arada yaşıyor gibiyiz. Bombardımana tutulmuş gibiyiz, savruluyor, sarsılıyor ve yaralar da alıyoruz..

“Andolsun, biliyoruz ki onların söylenip durduklarından göğsün cidden daralıyor”(Hicr S. 97).

İşte bu zor zamanlarda söylenenlere, anlatılanlara yüreğimiz sürekli daralıyor. Hz. Peygamber’e (a.s.m.) Rabbi böyle yol gösteriyor:

“Sen onların delilsiz, asılsız sözlerini bırak. Kalk yoluna bak, hak yolunda yürümeye devam et, çabana, emeğine, say’ına devam et” diyor.

Bu çerçevede içinde yaşadığımız süreci mesleki açıdan ele alacak olursam; sürekli haber takip ederek, ardı kesilmeyen filmlerle ya da kaygı içinde düşünme döngüsünde kaybolup hiçbir şey yapmayarak ve en önemlisi de bütün bunlardan kaynaklı olarak bedenimizin somatik tepkiler verip yorgun düşmesine izin vermektense bir hesap dökümü yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Bu hesap dökümünde; ben bugüne kadar kendimde, varoluşumda neye yatırım yaptım ve bunların şu an bir kriz anında bana bir işlevi var mı ya da yoksa bundan sonra nelere yatırım yapmam gerekiyor? Duygularımızın, düşünce ve davranışlarımızın dökümü… En önemlisi de hızlı bir yaşam içerisinde koşuştururken, kendimizi hiç düşünmediğimiz ve belki de kendimizden kaçışın bir çaresi olarak gördüğümüz ama fark etmeden sürdürdüğümüz meşguliyetlerimiz, bir anımızın boş kalmasına müsaade etmeyişlerimiz, bitmek bilmez haldeyken ansızın her şeyin değiştiği bir sürecin içine girdik. Çok kıymetli hocam Dr. Neslihan Arıcı Özcan’ın dediği gibi Corona’nın ilk günlerinde savaş ya da kaç tepkisi veremedik. Tam anlamı ile “donduk” yani olayı beden ve ruhumuzla işleyemedik. İnsanlık tarihi boyunca kriz durumları yaşam içerisinde dönüştürücü pek çok şeye aracılık etmiştir ve etmeye de devam ediyor. Dolayısı ile belki de kendi ‘ben’imize ulaşıp temas ederek dönüşüm için kapıları aralayabiliriz. Kendimizle ne kadar hizalanabiliyoruz? Kendimize yabancılaştığımız bu dönem de varoluşsal gerçeklik kapsamında, bu süreçten nasıl bir “ben” ile çıkacağız? Hepimizde içsel ve dışsal değişimler olacak fakat kazanımlarımız neler olacak…

Yaşam içerisinde göz ardı ettiğimiz bir başka mesele “sınırlarımız ve ötekinin sınırları.” Maske taktığımız bu süreçte aslında, izin verdiğim ölçüde kendime sınır bırakıyorum mesajını da vermiş olmuyor muyuz? Rutin yaşamda sınırlarımızı düzenlememiz gerekirken, bu süreçte sınırlarımız karıştı. Evimizin sınırları içerisinde okul, iş yeri yokken evlerimiz iş yerine ve okula döndü. Bununla birlikte günlerce 24 saat hane üyeleri ile bir arada bulunmanın verdiği bir durumla iç içe geçmişlik söz konusu oldu. Esasında bu süreç bize bir de empatiyi yeterince ve gerektiği ölçüde yapıp yapamadığımızı da sorgulamamıza aracılık etti. Evde kaldığımız bu günlerde; yaşlıları, engellileri, evinden hiç çıkamayan tüm dezavantajlı bireyleri ne kadar anlayabiliyorduk.

Yukarıda da bahsettiğim gibi bu süreçte pek çok şeyi bir arada deneyimledik mesela dünya olarak ortak bir paydaşımız daha; ırk, dil, din ayırt etmeksizin ölümle hiç bu kadar temas etmemiştik. Düşünüyorum da bunca yaşanmışlık varken yaşadıklarımızın kaçta kaçını kapsayacağız? Peki ya ruhumuzu, bedenimizi, kendimizi ne kadar kapsayacağız? Sanıyorum ki, çok derinden de hissettiğim, deneyimlediğim, Covid-19 sonrası beni yaşamda daha da verimli kılacak olan “yavaşlamayıkapsamaya niyet ettiğimi biliyorum. Ya siz?

Esra Gül Batmaz-Psikolog