popular_kultur3.jpgEş dost sohbetlerinde konu çocuklardan açılınca anne-babaların çocuklarını etkisi altına alan küresel cadı ve peri masallarından dert yandıklarına şahit olmuşuzdur. Son zamanlarda medyanın da etkisiyle bir Winx Club modasıdır, almış başını gidiyor. Özellikle kız çocuklarını etkisi altına alan “Winx Club” kültürüne, çocukların kullandığı tüm eşyalarda rastlamak mümkün. Artık çocuklara ait her eşyada perilerden oluşan figürler hakim. Okul çantaları, kalemlikler, çarşaf nevresim takımları, tişörtler, etekler, bluzlar ve daha pek çok şey pembe renk ve şöhretli çizgi film kahramanları ile  donatılmış durumda…

Peki nedir bu Winx Club? Kısa bir araştırmadan sonra işin sırrı anlaşılıyor: “Evrende bir yerde, Magix adında sihirli bir boyutta, periler ve cadılar, iyilik ve kötülük adına yeni bir savaşa başlamış. Bloom, Stella, Flora, Miusa ve Tecna, kısaca Winx Club, sihirli güç ve yeteneklerini geliştirmek için Alfea Koleji’nde eğitim alan perilermiş. Sadece okul hayatının günlük problemleriyle değil, aynı zamanda Bulutlukule’nin hırslı cadıları Icy, Darcy ve Stormy’nin kötülükleriyle başetmek zorundalarmış.” Tam da çocuklara göre maceralar. Emek sarfetmeden, bedel ödemeden bir sihirle bütün sorunları çözüveriyorsunuz. Haklarını yemeyelim, sihir yapanlar bu işin eğitimi için okul sıralarında dirsek çürütüyorlar. Okulda eğitim gören bu kahramanlara baktığımızda hiçbirisinin maddi sorunu yok, buradan anlaşılıyor ki hepsi de ortalamanın üzerinde ailelerden gelmiş. Alabildiğine özgürler, işlerine karışan aileleri de yok. Eğlenceler, partiler hiç bitmiyor. Üzerlerindeki kıyafetlere gelince, hangi çocuk onlara sahip olmak istemez ki? Bir giydiklerini bir daha giymiyorlar. Unutmadan söyleyelim; modayı da iyi takip ediyorlar.

Bir sihirle gözümüzü açıp, gerçek hayata döndüğümüzde ise durum hiç de içaçıcı görünmüyor. Hiçbir şeye kanaat etmeyen, eğlenceye doymayan, çalışmayı ve kuralları sevmeyen çocuk tipleri çıkıveriyor karşımıza. Bu tip çocukların bitmek tükenmek bilmeyen istekleri ve sürekli memnuniyetsizlik ifade eden tavırları karşısında ebeveynlerin tahammül gücü tükeniyor. Zaten şehrin dar koridorlarına sıkışmış çocuklar; kendilerine sunulan abartılı seçenekler karşısında şaşkına dönüyor ve ruhsal dengeleri bozuluyor. Çocuklar model aldıkları kahramanların kolaylıkla ulaştıkları seçeneklere kendileri de ulaşmak istiyor. Hayat şartları engel olunca da, çatışma başlıyor.  Etrafını kuşatan popüler kültürün etkisinde kalan çocuklar  “elindeki ile yetinme, kısmetine razı olma” anlamına gelen kanaatı öğrenemiyorlar. İsrafın her açıdan zararlı olduğunu, iktisat edenin bereket bulacağını kavrayamıyorlar. İç huzurun ve mutluluğun, sahip olduklarına memnuniyet duymakla ve rıza göstermekle yakalanacağını anlayamıyorlar.

Küresel üretim ağlarını elinde tutan güçler; aynı şeyleri düşünen, benzer seçeneklere yönelen tek tip çocuk modeli oluşturmak için yoğun çaba sarfediyor. Çünkü üretim-tüketim ilişkisinin sürmesi için buna ihtiyaçları var. Bu iş için de, kolay etki altına alınabilecek çocukları hedef alarak ve onlar üzerinden anne-babaları harakete geçirerek emellerine ulaşmaya çalışıyorlar.

Popüler kültürün evlerimizi işgal ettiği bu ortamda anne-babalar olarak, yapmamız gereken çok şey olduğunu düşünüyorum. Öncelikle anne-babalık gibi en öncelikli görevimizi tamamen hiçbir kişi yada kuruluşa devretmemeliyiz. Çocukların gelişim özellikleri hakkında bilgi sahibi olup, yaşına ve yapısına uygun etkinlikler üreterek daha çok birlikte vakit geçirmenin yollarını aramalıyız.  Bir bilimsel araştırmaya göre; İngiliz anne-babaların çocuklarıyla günde ortalama 8 dakikalık anlamlı bir konuşma gerçekleştirdiği, bu sürenin Amerikan anne babalar için sadece 5,5 dakika ile sınırlı kaldığı belirtilmektedir. 1965 yılından 1990 yılına dek anne babaların çocuklarına ayırdıkları sürenin, neredeyse yarı yarıya azaldığı ifade edilmektedir.  Acaba bizim ailemizde durum nasıl? Bu soruyu kendimize sorarak işe başlayabiliriz.

İnsanın en temel ihtiyaçlarından birisi de sosyal onaydır. Çocuğumuz bizden sevgi beklemekte, kendisine değer verilsin istemektedir. Çocuk kendisinin önemsendiği ortamlarda, rahat ve endişelerden uzak bir yaşam sürer. Aksi halde sürekli eleştirilen ve dışlanan bir çocuk, sevgi ve ilgi ihtiyacını tatmin etmek için farklı arayışlara girebilmektedir. Gerçek hayatta ulaşamadığı psikolojik ihtiyaçlarını, kendisi ile özdeşleştirdiği kahramanlarla hayal dünyasında yaşamaya çalışmaktadır. Bu da sağlıklı kişilik gelişimini engellemektedir.

Çocuklarımızla etkin zaman geçirmeli, sevgiye dayalı iletişimi asla kesintiye uğratmamalıyız…

Zeki Karataş / Sosyal Hizmet Uzmanı