tarik_tuncay.jpgBu yazımızda Tarık Tuncay‘ın Sağlık ve Toplum Dergisi’nde Türkçe olarak yayınladığı “Kronik Hastalıklarla Başetmede Tinsellik” adlı makalesini incelemeye çalışacağız (Tuncay, T. (2007). “Kronik Hastalıklarla Başetmede Tinsellik”, Sağlık ve Toplum, 17(2):13-20.). Makalede özetle; sağlık perspektifinden incelenen maneviyat konusunun, hastaların tedavi sürecine etkisi üzerinde durulmuştur. 51 adet yabancı kaynağın taranması sonucu yazarın kendi yorumu ile ortaya koyduğu tespitler, bu alanda çalışanlar tarafından önemle üzerinde düşünülmesi gereken hususları içermektedir. Makalenin yazarı Tarık Tuncay, 2000 yılından bu yana Hacettepe Üniversitesi İİBF Sosyal Hizmetler Bölümü’nde Araştırma Görevlisi olarak çalışmaktadır. Aynı üniversitede doktora çalışmasını da sürdürmektedir. 2007 yılında kendi ifadesi ile tinsellik (spirituality) olarak isimlendirmeyi tercih ettiği maneviyat konusunda bir İngilizce, bir de Türkçe olmak üzere iki adet makale yayınlamıştır.

Yazar makalesine tinselliğin (maneviyatın) tanımını yaparak başlamıştır. Tuncay; “tinselliğin dini de içeren bireysel deneyimler, düşünceler ve duygular bütününü ifade ettiğine” dikkat çekmektedir. Bu noktada “tinselliğin dinsel aidiyetin ötesinde bir niteliğe sahip olduğunu, Tanrı inancı olmayanları dahi kapsadığını, bireyin yaşamı anlamlandırmasına ve amaçlar oluşturmasına hizmet ettiğini” belirtmektedir. Yazarın bu ayırıma vurgu yapması maneviyatla ilgili ön yargıların azalmasını sağlayacaktır. Çünkü bizim toplumumuzda maneviyat konusu sadece dini hassasiyetleri olan kişilerin ilgi alanıymış gibi düşünülmekte ve pek çok kişi tarafından da dışlanabilmektedir. Tuncay’ın makalesinin giriş bölümünde bu konuda var olan kavram kargaşası açıklığa kavuşturulmaktadır. Özellikle ölümle sonuçlanma riski yüksek olan kronik hastaların içinde bulundukları güç durumla başa çıkmada manevi değerlerden destek aldıkları araştırma örnekleri ile anlatılmıştır. Batı’da yapılan pek çok araştırmayla; “hastalığın psikolojik etkileri ile baş etmede öncelikli olarak hastaların inandıkları üstün güçle ve yakınlarıyla geliştirdikleri bağlılığın son derece etkili olduğu ve bu yolla yaşamlarını anlamlandırdıkları” ortaya konulmuştur.

Makalede birey konusunda da ilginç bir tanımlamaya yer verilmiştir. Birey; “insani deneyimler yaşayan manevi bir varlık” olarak nitelendirilmiştir ki, bu tanım insanın fiziksel özelliklerinden çok ruhsal ve duygusal özelliklerine, bir anlamda maneviyatına vurgu yapmaktadır. İnsana dair bu yaklaşım metodu son zamanlarda dile getirilmeye başlanan bütüncül yaklaşım modeli ile paralellik arz etmektedir. Kamil Alptekin de; “Sosyal Psikiyatriyi Doğru Anlamak” adlı makalesinde insanı anlamak için gerekli olan “bütüncül yaklaşım”ın önemine değinmiştir  (http://www.sosyalhizmetuzmani.org/sosyalpsikiyatri.htm ). Bu da bize gösteriyor ki; insan çok yönlü ve donanımlı bir varlıktır. İnsan kendisini oluşturan fiziksel ve manevi donanımların toplamından daha üstün bir varlıktır. Kompleks bir yapıya sahip olan insanı anlama ve anlamlandırma iddiasında olan bilimsel araştırmalar, Tuncay’ın da vurgu yaptığı gibi “tinsel boyutu” mutlaka dikkate almalıdırlar.

Makalede maneviyatın kronik hastalıklar bağlamında iki temel unsurundan söz edilmektedir. Bunlar; “bağlılık ve anlam arayışı”dır. Tuncay; “bireyin gerek inanç sistemleri yoluyla kendi iç dünyasına ve inandığı kutsal güce yönelmesinin, gerekse çevresiyle daha yakın iletişime geçmesinin” hastalığı yönetmelerini kolaylaştırdığını vurgulamaktadır. Zorlayıcı hayat olayları karşısında, insanın sahip olduğu manevi değerlerden güç alması olaylarla başaçıkmasını kolaylaştırmaktadır. Risk altında olan bireylerle çalışma yapan meslek gruplarının kişinin sahip olduğu manevi değerleri tanıması ve güçlendirmeye çalışması sorunun çözümüne pozitif katkı sağlayacaktır.

Tuncay makalesinde; “hastalıkla baş etmede dinin ve tinselliğin rolüne ilişkin araştırma sayısının yetersiz oluşundan” bahsetmektedir. Bunun da iki nedeni olduğunu ifade etmektedir. “Birincisi tinselliğin (maneviyatın) bilimsel bir perspektifte çalışılamayacağı görüşüdür. İkincisi ise, bilimsel bir çerçevede çalışılmaması gerektiği, teolojinin (ilahiyatın) konusu olduğu inancının yaygınlığıdır.” Tüm bunlara rağmen sosyal bilimlerde yaşanan paradigma değişimi sayesinde, Batılı pek çok bilimsel araştırmada maneviyatın etkisi değerlendirilmeye başlanmıştır. Örneğin 2004 yılında Rowe ve Allen tarafından 201 kronik hastalığı olan hasta üzerinde yapılan araştırmada manevi bağlılıkların artışı ile psikolojik iyilik hali ve işlevleri arasında pozitif korelasyon saptanmıştır (Rowe, M. M., and Allen, R. G. “Spirituality as a Means of Coping”, American Journal of Health Studies, 2004;19(1):62-67). Yazar, makalesinde buna benzer araştırmaları aktardıktan sonra şöyle bir sonuca varmaktadır: “Bu çalışmaların tümü, kronik hastalıkların özellikle psikolojik etkileriyle başetmede tinselliğin (maneviyatın) son derece etkili bir araç olduğunun doğrudan kanıtıdır.” Aslında her insan yaşamının bir döneminde aşkın olan güçle iletişim kurma ihtiyacı hissetmiştir. Bu durum insanın biyo-psiko-sosyal yapısından kaynaklanmaktadır. İnsan yapısı gereği her an bozulmaya, dağılmaya müsait bir beden taşımaktadır ve psikolojik açıdan etki altında yaşamaktadır. Bazen zorlayıcı yaşam olayları üst üste gelmekte, dayanılması güç acıların oluşmasına neden olmaktadır. İnsanın acılarını zarar görmeden atlatabilmesi, manevi dayanaklarının güçlü olmasını gerektirmektedir.

Tuncay makalesinin son bölümünde zorlayıcı hayat olaylarının bireylerin ibadet etme eğilimini arttırdığını ifade etmektedir. Yazarın İki kaynağa dayanarak verdiği bilgi şu şekildedir (1. Landis B. J. “Uncertainty, Spiritual Well-being and Psychosocial Adjustment to Chronic Illness”, Issues in Mental Health Nursing, 1996;17:217-231. 2. Saudia, T. L., Kinney, M. R., and Young-Ward, L. “Health, Locus of Control and Helpfulness of Prayer”, Heart and Lung, 1991;20:60-65.): “Bireyler yaşamlarında dine fazla yer vermemiş olsalar dahi, kronik bir hastalık durumunda yardım almak amacıyla, umut ve güç kaynağı olduğuna inandıkları dinlerine daha çok sarılabilirler. Bu sürece, Tanrı inancından destek almak amacıyla daha çok ibadet ettiklerini belirten Diabet ve Bypass ameliyatı hastalarına yönelik araştırmalarda rastlanmıştır. Dinsel pratikler ve ritüellerle ibadet etme eğilimindeki artışın nedenlerini Wulff (1997) iki boyutta açıklamaktadır. Birincisi doğaüstü bir güçle iletişim kurmak ve ikincisi bu iletişim yoluyla kişisel rahatlama ve iç huzurunu zihinsel alanda kurmayı başarmaktır. Böylece hastalıkla makul biçimde bir başetme söz konusu olabilecektir. Ayrıca bireyin hayatında dinin yer almadığı durumlarda da inanmayanlar tinsel gereksinimlerini, benliklerine yönelerek, doğayla, sanatla, müzikle ve çevresel yakın ilişkileriyle karşılayabilirler. Diğer anlamda yaşama daha çok sarılma ve ondan daha fazla doyum alma çabası öne çıkmaktadır.” İster bir dine mensup olsun, ister olmasın hangi inancı taşıyorsa taşısın insan hayatının bir döneminde mutlaka maneviyata ihtiyaç duymaktadır.

Son tahlilde yazar üzerinde dikkatle düşünülmesi gereken bir öneri ile makalesini tamamlıyor: “Dolayısıyla tinsellik (maneviyat), teoloji (ilahiyat) alanıyla sınırlı olmayan, bilimsel bir perspektif kullanılarak yeniden inşa edilmeli ve sağlık profesyonellerinin mesleki uygulamalarında etkin biçimde kullanabileceği uygun bir araç olmalıdır.”

Tarık Tuncay makalesi ile; Ülkemizde bilimsel açıdan ihmal edilen yada tartışılmasından dahi çekinilen maneviyat konusunda, bir sosyal bilimciye yakışır objektiflikle konuyu işleme cesareti gösterebilmiştir. Önümüzdeki dönemlerde bu alanda yapılacak çalışmalara refarans olacak nitelikte böylesine değerli bir çalışmayı yapmasından dolayı kendisini kutluyor ve başarılar diliyorum.

Zeki Karataş / Sosyal Hizmet Uzmanı

Kaynak: Tuncay, T. (2007). “Kronik Hastalıklarla Başetmede Tinsellik”, Sağlık ve Toplum, 17(2):13-20.