entellektuel.jpgİnsanî tekemmül eğitimin en önde gelen gayesi olması hasebiyle fert, öğrenme sayesinde içinde bulunduğu kâinata yeni bir anlam yükler ve kâinattaki konumunu yeniden belirler. Afakî âlemden insanın zihnine transfer edilen malumatlar inanç süzgecinden geçirildikten sonra kişinin tutum ve davranışlarına etki etmeye başlar. Bu noktada ön kabuller devreye girerek bilginin yorumlanması ve yeni bilgi üretilmesi süreci başlatılmış olur. Özellikle 1990’lı yıllardan sonra bilişim teknolojilerindeki gelişmeler bilginin sermaye haline gelmesine neden olmuştur. “Entelektüel sermaye” de denilen kavramla bilgi endüstrileri tarım, sanayi ve hizmet sektörü yanında baş köşeye oturmuştur. Artık postmodern insan tipinden beklenen bilgiye katma değer eklemesidir.

Kuantum fiziğindeki gelişmeler, kâinata dair geçmiş asırlardaki bilgilerin çoğunun geçersiz yada eksik olduğunu  ispatladı. En son Paul Davies ve ekibinin araştırmasına göre ışığın hızının 300 bin km. değişmez sabit değerde olamayabileceği öne sürüldü. Işık hızı gerçekten sabit değilse, modern fizikte termodinamiğin ‘en dokunulmaz’ sayılan yasalarında değişiklik olabileceği belirtiliyor(Yeni Şafak, 11.8.2002). Holistik (bütüncül) yaklaşımla beraber insana olan bakışın da değiştiğine şahit olduğumuz postmodern çağda, insanları birer yığın olarak değerlendirme basitliğimiz ve alışkanlığımız dolayısıyla yıllardır insan kaynağımızı heba ediyoruz.

Bunun yakın tarihimizdeki en bariz örneği 1980 öncesi sağda ve solda pek çok gencin, bir senaryonun figüranı olmanın ötesinde bireysel kalitelerine hiçbir katkıda bulunmayan maceralara atılarak en verimli çağlarını boşa geçirmiş olmalarıdır. Bu gençlere kurtuluşun anahtarının ferdî kaliteyi arttırmada olduğu öğretilseydi, boş sloganların peşinde koşma yerine eğitim ve kültür düzeylerini arttırmaya çalışmazlar mıydı? Bir insan tarihe sadece istatistiksî bir bilgi olarak geçmişse, ömür sermayesini boşa harcamaktan öteye bir çaba sarf etmemiş demektir. İnsanın kendini gerçekleştirme arzusu fıtrî bir ihtiyaçtır. Gençlik, hayatın realitelerini görmekten ziyade bağlılık hissettiği ideolojinin teorisindeki coşkunlukla hareket ederek rasyonel yaşam yerine, psikolojik yaşamı tercih etmişse algıları küresel düşüncelere kapanmış demektir. Halbuki insandan beklenen “dünyanın gidişi hakkında doğru bir gözlem yaparak, insanlığın gerisinde kalmamak, zihinleri artık geçerliliği kalmamış yeni dünyada işlevi olmayacak sloganlardan, klişelerden, köhne doktrinlerden kurtarmak” olmalıdır (T. Akyol,Hayat Yolunda,82).

Çocukların yada gençlerin sadece ders çalışan, soru çözen ve ödev yapan makineler olarak algılandığı okullarımızda geleceğin insan kaynağına haksızlık edilmiş olmuyor mu? Bu yaklaşımda anne-babaların da aynı düzeyde pay sahibi olduklarını gözlemlemek mümkündür. Velilerin de çocuklarını aynı yanılgıyla algıladıklarını gördüğüm için okula çocuğunun durumunu sormaya gelen velilere sıklıkla şunu söylerim: “Çocuğunuzun dersleriyle ilgilendiğiniz kadar, sosyal yönünü de sorun. Arkadaşlarıyla neler yaşadığını, çatışmalarını nasıl çözdüğünü, aşamadığı engeller karşısında tavrının ne olduğunu, kendisini nasıl algıladığını gözlemleyin ve de sorgulayın.” Eğer geleceğin insan kaynağının kalitesini arttırmak istiyorsak eğitimciler olarak başarıyı iki temel kategoride değerlendirmeliyiz. Akademik başarıya değer verdiğimiz kadar, sosyal başarıyı da önemsemezsek meclisteki, medyadaki, sokaktaki anlamsız çatışmaları daha çok seyrederiz. Her insanın kendine has özgeçmişinin örgütlediği duyguları ve bu duyguların şekillendirdiği düşünceleri ve bu düşüncelerin seslendirildiği bir iç âlemi vardır.  İnsanın altyapısı yada arkaplânı olarak nitelendirilen bu derinliklere tesir edemeden değişimden söz etmek hayal olur. “Bu devirde babana bile güvenmeyeceksin” diyen toplumumuzu oluşturan bireylerin derinliklerinde insana ve adalete duyulan güvenin erozyona uğratıldığı gerçeği ile karşılaşırız. Bu nedenle terapistler de problem olan davranışı sorgularlarken bireyin çocukluk yıllarına kadar inerek bilinçaltını ayrıntılı incelemeye tabi tutarlar. Hâlâ       ‘eğitimde kalite anlayışı’ derken soyut kavramın yada somut binanın kalitesini canlandıran yöneticilerimizin varlığı az değildir. Kaliteden anlaşılması gereken, hayatından ve tercihlerinden sorumlu olduğunun bilincine sahip ve kendisini çözümün bir parçası olarak hissedecek bireyler yetiştirmek olmalıdır.

Sonuçta her şey insan düşüncesinin ürünü olacağı için iletişim becerileri güçlü, ham hayallerin peşinde koşmak yerine, bireysel kalitesiyle hem kendi geleceğine ve hem de  ülkesinin geleceğine olumlu katkılar yapacak bireyler yetiştirmeyi hedeflemeliyiz.

Zeki Karataş / Sosyal Hizmet Uzmanı