bilim.jpgKuantum teorisinin kurucularından – Albert Einstein ve Niels Bohr ile birlikte ve modern fiziğin devlerinden biri olan Heisenberg, yüzyılımızın ilk otuz yılında fizikçilerin atomların yapısı ve atom-altı fenomenlerin tabiatını keşfettiklerinde karşılaştıkları benzersiz çıkmazı anlatır ve analiz eder. Bu keşif, fizikçileri dünya görüşlerinin temellerini yerle bir eden ve yepyeni şekillerde düşünmeye zorlayan garip ve umulmadık bir gerçeklikle temasa geçirdi. Gözlemledikleri maddi dünya artık, çok sayıda bağımsız nesnelerden kurulu bir makine olarak değil, daha çok bölünmez bir bütün içinde insan gözlemcinin temel bir yere sahip olduğu bir ilişkiler ağı olarak görünüyordu. Atomik fenomenlerin doğasını kavrama mücadelelerinde bilim adamları, temel kavramlarının, dillerinin ve tüm düşünme biçimlerinin bu yeni gerçekliği tanımlamaya uygun düşmediğini içleri sızlayarak farkettiler (Capra, 1996:15).

İnsanın kâinata ve eşyaya bakışında köklü değişiklikler meydana getiren fizikteki yeni gelişmeler, bilimin kutsallığının savunulduğu geleneksel düşünceleri esaslı biçimde sarsmıştır. Bu yeni süreçle beraber mekanistik dünya görüşü yerine “holistik (bütüncül)” bir dünya görüşü seslendirilmeye başlanmıştır. Yirminci yüzyılda yaygın hale gelmiş olan kainatın gerçekte anlamsız olduğu ve insan yaşamının sonuçta hiçbir hedefi olmadığı inancı Batı’ da hala geçerli olsa bile Doğu toplumlarında sun’ i yaşama alanları dışında pek kabul görmemiştir.

Batılıların niçin insan-yönelimli değil de, madde yönelimli tabiat araştırması yaptıkları da ayrıca sorulması gereken sorular arasındadır. Tabiatı yalnızca zengin hammaddelerin kaynağı görüp, onu sonuna kadar kullanılması gereken bir meta olarak değerlendiren batı insanı ekolojik dengeleri altüst etmiştir. “Amerikan ekonomisinin, dünyanın temel kaynaklarından yüzde kırkını dünya nüfusunun yüzde altısını beslemek için kullanması namusluca bir hareket olmasa gerek (Schumacher, 1989). Toplumun top yekun çalışmaya, kar elde etmeye ve maddi tüketime yönelmesi değerlerin yitirilmeye başlandığının göstergesidir. Kutsallık atfedilen değerlerin yön değiştirmesiyle ‘ulus-devlet ‘lerin hayat tarzları dinin yerini doldurmuş, parayı yücelten insanların da duaları yalnızca daha fazla kar elde etmeye yönelmiştir. Bu anlamsızlık sorunu neticesinde Batılı insan bir arayışın eşiğine gelmiştir. J.D Walters bu özlemi şöyle dile getirmektedir. “Düşünce şeklimizde bir devrim yapmak günümüzün ihtiyacıdır. Şayet fikri devrimler mevcut sistemlerin dışına çıkmayı gerektiriyorsa o zaman varolan diğer sistemlerin neler olduğuna bakmalıyız. Belki onlarda yeni istikametlerin ipuçlarını yakalayabiliriz.” (Walters, 1995,77). Birçok hakikat arayıcısı yola koyulmuştur bile. Çünkü felsefenin kavramsal hapishanesi maddeyi tarif edebildiği halde, spiritual (manevi) alanda etkisiz kalmaktadır. F.Capra; altmışlı yıllar ile yetmişli yılların başında bilincin çok-katlı düzeylerini keşfetmeye başladığında, bu keşifler için gereken çatının Doğulu manevi geleneklerde olduğunu fark etmiştir. (Capra,1996:103).

16 y.y.’ da Batı dünyası dini referans çevresinden bilimsel olana, zirai üretim biçimlerinden sınaî olana, kırsal yerleşimden şehir yerleşimine ve cemaat yaşantısından birey yaşantısına geçmiştir. Viktoryen çağda derin, mahrem, güdü yönelimli ve potansiyel olarak tehlikeli olan benlik kavramı devletin benlikler üzerindeki denetimini meşrulaştırıyordu. Viktoryen kişiler para biriktirmeyi, cinsi ve saldırgan dürtülerini denetlemeyi düstur edinirken, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Batılı insan para harcamaya ve dürtülerini serbest bırakmaya başlamıştı (Sayar,2000:80).

Çağdaş batılı benlik boştur zira aile, cemaat ve gelenekle irtibatını kaybetmiştir. Bu benlik çağının yabancılaşma ve parçalanmasına karşı durabilmek için, tüketim malzemeleri, kaloriler, yeni yaşantılar, politikacılar, romantik sevgililer ve empatik terapistler tarafından doldurulmayı arzulamaktadır (Sayar, 2000;81) . Daha fazla özgürlük adına çıkılan yolda insanın fıtrata yabancılaşması bir takım soruları da beraberinde getirecektir. Mevcut bilim hangi alanları eksik bıraktı da, yabancılaşma ve ahlaki karmaşa sorunları yaşanır oldu? Enformatik bir çağda beşeri aklın ürünü olan bilgiler niçin insanlığa saadet getirme noktasında yeterli olamamıştır? Haritasız bir şehri dolaşmanın güçlüğünü yaşayanlar bilir. Haritasız yapılan bir gezinti aynı yerleri defalarca dönüp dolaşmaktan ibarettir. Bu vaziyetteki bir insanın danışma ihtiyacı ya da rehber bulma arayışı kaçınılmaz olacaktır. Bu noktada “II. Aydınlanmacılar” adı verilen pusulasız gezginlerin sönük cep fenerlerinin, hakikatin büyüsünü çözmeye yetip yetmeyeceği merak konusudur. Ancak gelinen nokta sevindiricidir. Zira hayatın anlamı, insanın bu dünyadaki varoluş nedeni ve ölüm gerçeğinin açıklanması tüm insanlığın ortak arzusudur. E.Schrödinger, “bilimin insanlığa en büyük bağışı, ‘Bizler kimiz? Nereden geliyoruz ve nereye gideceğiz?’ gibi dehşetli soruların cevabını bulmak ya da en azından akılları bu konularda rahatlatmak olacaktır” der (Karabaşoğlu,19997:144). Gerçeklik tek ve sabit olduğu halde, insanın onu yorumlama biçimi değişeceğine göre gelecekte insanlığı çok daha güzel gelişmeler beklemektedir.

21.yüzyılda bilimin yeni şekliyle beşeri ferdi ve sosyal hayatına yansımaları gelişerek sürecektir. Bilimdeki bu değişimlerin en çok etkileyeceği sosyal yapılardan bir tanesi de kuşkusuz eğitimdir. Bilginin doğasındaki değişimler eğitimin yeniden gözden geçirilmesini zorunlu kılmıştır. Eğitimin fonksiyonu bilgi yüklemek mi olmalıdır, yoksa sürekli değişen bilgi tabanını yorumlayacak bireyler mi yetiştirilmelidir? Bu sorunun cevabı açıktır: Bilgi ile donanmak yani ezbercilik günümüzde geçerliliğini yitirmiştir.Bilgiyi kendisinin ve toplumun hizmetinde kullanılabilecek ve toplumun ihtiyaçları doğrultusunda geliştirebilecek bireyler yetiştirmek ön planda tutulacaktır.

Kaynaklar

1. Capra, F. Yeni Bir Düşünce. İz Yayıncılık. İstanbul, 1996.

2. Karabaşoğlu, M. Bilimin Öteki Yüzü .Karakalem Yayınları.İstanbul,1997.

3. Sayar, K. Psikiyatri Ve Kültür. İnsan Yayınları. İstanbul, 2000.

4. Schumacher, E.F. Aklı Karışıklar İçin Klavuz. İz Yayıncılık. İstanbul, 1992

5. Walters, J. D. Modern Düşüncenin Krizi. İnsan Yayınları. İstanbul,1995.

Zeki Karataş / Sosyal Hizmet Uzmanı