ergen1.jpg1900’lü yıllarda bilim adamları ergenliğe ilişkin görüşlerini kişilik kuramları içinde açıklama çabasına girişmişlerdir. Söz konusu kuramların ergenliğe ilişkin görüşlerini özet olarak kısaca değerlendirecek olursak:  G. Stanley Hall’ın Kuramı: Hall, ergenlik dönemini, insanlığın vahşilik ve uygarlık arası evresinin bir özümsemesi olarak görmektedir. Ona göre ergenlik insan evrimindeki ilkellikten uygarlığa geçişi simgelemektedir. Bu nedenle ergenlik çocuklukla yetişkinlik arasında çok önemli bir geçiş dönemi olarak görülmüştür. Ergenlik çağındaki bir genç basit ve temel içgüdüler tarafından bir yöne çekilmekte, öbür yandan yaşamında ilk kez toplumun diğer önemli kurumlarının farkına varmaktadır. Hall’a göre ergen bu dönemde içinde yaşadığı kültürün bir parçası haline gelerek kültür içinde kendi konumunu algılamaya başlayabilir.

20. yüzyılın başlarında diğer bilim adamlarının Hall’ın kuramındaki bilgi düzensizliği ve insan gelişimi ve özümseme arasındaki bağlantıdaki tutarsızlıkları ortaya koymaları ile bu kuram itibarını yitirmiştir. Özellikle Thordike’ın (1904) “İki yaşındaki bir çocuk, kendisini hayvanlar aleminin insana yakın olarak kabul edilen herhangi bir bireyinden çok daha üstün kılacak bir takım özelliklere zaten sahiptir” saptaması kuramın zayıflamasında önemli olmuştur.[1]

Psikoanalitik Kuram:

Kuramın kurucusu Sigmund Freud’dur. Kuram temel olarak erken gelişim dönemi olarak adlandırabileceğimiz çocukluk dönemi ile ilgilenmiş, ergenlik dönemi ikinci planda kalmıştır.

Freud insan yavrusunu cinsel dürtülerden oluşan bir yumak olarak nitelendirmektedir. Bu dürtüler ardışık olarak ortaya çıkar ve psikoseksüel evreler şeklinde seyreder:

Oral Dönem: Haz ağız bilgesindedir. Çocuk bu dönemde yeme ve emme gibi evrelerle ilgilenir.

Anal Dönem: Tuvalet kontrolünün başladığı dönemdir. Çocuk idrarını ya da kakasını tutmaya başlar. Hatta sıkıntı yaşayacak kadar erteleyebilir.Sonrasında ise tuvalet ihtiyacını giderme ve bundan haz duyma vardır.Tuvaletini yapmak çocuğa haz verecektir.

Fallik Dönem: Üç yaş civarında girilen dönemdir. Bu dönemde haz bölgesi olarak “genital organlar” öne çıkar ve çocuğun ilgisi büyük oranda bu bölgelere kayar.

Cinsel organlara yoğunlaşan ilginin sonucunda da “Oedipus Karmaşası” olarak bilinen bir çatışma ortaya çıkar. Oedipus Karmaşası’nı kısaca; her iki cinsten çocuklarda da karşı cinsten olan ebeveyne yönelik güçlü bir bağın gelişmesi ve hemcinsi olan ebeveyne de öfke duyması şeklinde açıklayabiliriz. Bu dönemde baş edilmesi son derce güç bir baskı yaşarlar. Hissettikleri için cezalandırılacaklarını düşünürler Öyle ki erkek çocukları hadım edilecekleri kaygısını yaşarlar. Bütün bu baskı içinde de duygularını bastırmaya çalışırlar.

Gizil Dönem: Fırtınalı yılların ardından gelen sakinlik dönemidir.5 – 6 yaşlarından başlar 12 yaşına dek devam eder. Çatışmaları ve duygusal dalgalanmaları azalır. Ta ki buluğ ile beraber cinsel sarsıntıların tekrar güçlü darbelerle ortaya çıkışına kadar.

Yukarıdaki açıklamalardan Freud için ergenlik döneminin çok da önemli olmayışı görüşünü çıkartmak olasıdır. Psikoanalitik Kuram’ın açıklamalarında ergenliğe dair özet olarak şunu görürüz; ergenlikteki çatışmalar ilk çocukluk çağlarındaki cinsel arayışların bir yansımasıdır.[2]

Kurama göre ergenlik döneminde tartışılan durum kendi iç çelişkilerinin şekil değiştirilerek zihinsel platforma çekilmesidir. Bu tutum gelişimini çocukluk döneminde yaşadığı ve suçluluk hissettiği duygularından arınmanın yolunu bu şekilde bulduğu şeklinde açıklar. Örneğin yeniden ortaya çıkan cinsel dürtülerini nasıl reddedilebileceği ya da nasıl uygulanabileceği, özgürlük ya da kısıtlanmışlık, otoriteye itaat ya da itaatsizlik gibi çatışmalar ile çözmeye çalışır. Cinsiyet rolünü öğrendiği özdeşim modeli olan ebeveyn ile politik bir oyuna girişebilir. Öfke duyduğu modele karşı çıkmak ya da rekabete girmek yerine uyum göstermeye onu taklit etmeye çalışabilir.

Bu kurama göre ergenin en önemli çabalarından biri, toplumun onayladığı değer yargılarına uygun varsayımlar geliştirebilmektir.[3]

Yine psikoanalitik kurama göre ergenlikte kararsızlık ve dengesizlik beklendik durumlardır. Ergen bu dönemde ailesinden uzaklaşmaya başlar. Doğan boşluğu doldurmak için ise yeni ilişkilere ihtiyaç duyar. Dengesiz ve kararsız yapısından dolayı da ilişkilerini sürdürmekte zorluk çeker.

Sosyal Öğrenme Kuramı:

Temelinde cinselliğin gelişime etkilerinde psikoanalitik kuram ile hem fikir olan kuram saldırganlık, bağımlılık, merak ve kaygı gibi öğrenilmiş veya öğrenilmemiş istek ve dürtülerin kişiyi harekete geçirdiği savıyla diğer kuramlardan ayrılır.

İlk olarak 1970 yılında McCandless ergenlik dönemini gelişimine sosyal öğrenme kuramını uyarlamaya çalışmıştır.[4] Ona göre ergenler deneme-yanılma yoluyla hangi davranışın hangi dürtüsünün sonucu olarak gerçekleşeceğini ve devam edeceğini öğrenmiş olur. Bu deneme-yanılma yaşantılarında da üzerlerinde baskı hissederler. Yaşadıkları baskıların sonucunda gelişim sürecinde sorunlar olarak ortaya çıkabilir. Kendisinden beklentilere karşı özgür davranma eğilimi gösterebilirler. Başka bir deyişle kendilerine bugüne kadar öğretilen bağımlılık duygusuna karşı çıkabilirler. Bu seferde endişenin yükselmesi ile karşı karşıya kalırlar.

Ergenliği öğrenmelerle açıklamaya çalışan bir başka isim de Bandura’dır. Bandura, ergenliğin sorunlu ve bunalımlı bir dönem olmadığı savıyla McCanless’den ayrılır. Ona göre sevecen ailelerden gelen gençler doğru ve uygun biçimde sosyalleşmektedir. Eğer sorunlar yaşıyorsa bu normal gelişimin dışındadır ve ailelerin yetersiz eğitiminin bir sonucudur. Yani hatalı öğrenmelerinin bedeli olarak bunalımlar yaşarlar.

Sullivan’ın Kuramı:

Bu kuramın kendisinden önce ortaya konulardan farkı cinselliğin hayattaki en önemli dürtü olduğuna getirdiği eleştiridir. Temelini bu açıklamadan alan kuram kişiler arası ilişkilerdeki ihtiyaçların tatminin daha önemli olduğunu savunur.

Sullivan insanın her şeyden önde gelen ihtiyacının güvenlikte olduğu duygusuna ulaşması gereğini savunur ki aslında bu da endişeden arınmak demektir ona göre. Bebeklikten itibaren ve gençlik çağlarında yoğun biçimde güven duygusunun sağlanması için çaba verilir. Kendini güvenlikte hissetmeyen kişi de hayatın hangi aşamasında olursa olsun kendisini baskı altında hissedecek ve endişe duygusu ile tanışacaktır.

Örneğin anne babalar kendi kaygılarından kaynaklanan nedenlerle genç evlatlarının karşı cinsle geliştirmeye çalıştıkları ilişkilerden endişe duyarlar ve engellemeye çalışabilirler. Engellenme ile karşılaşan genç ise kendisini baskı altında hisseder ve endişeli bir yaşam sürerler. Belki de anne baba’nın bir şekilde ya da bir nedenle yetişkinlere ait olarak düşünülen bir davranıştan görebilecekleri muhtemel zarardan korumaya çalışmaları gençte baskılanmışlık ve engellenmişlik duygusu yaratabilir. Sonucunda da gergin ve huzursuz duygu ve davranışlar görünebilir.

Sullivan’a göre serbest gelişime engel olma şeklinde de açıklanabilecek tutumlardan dolayı bir genç ne yaparsa yapsın hayatının bu döneminde cehennem hayatı yaşayacaktır.[5]

Lewin’in Kuramı:

Kurt Lewin’in kuramı da stres, buhran, duygusal fırtınalar ve değişkenlik temeli üzerine kuruludur.

Lewin’e göre davranış insanın kişilik kaynaklarının ( yaş, zeka, cinsiyet, ilgiler ve yetenekler gibi) aile, arkadaşlar, yaşanılan kültür gibi bir çok çevresel unsurla etkileşimi sonucu ortaya çıkar. Bütün bu unsurlara da yaşam alanı denir.

İnsan sürekli değişen çevresinde olgunlaştıkça deneyimler kazanır ve daha komplike bir yapı haline gelir. Değişimler ne kadar çabuk olursa onlara uyum sağlamakta o kadar güç olur. Gençlik çağındaki sıkıntılı dönemde bu yüzdendir. Şöyle ki ergenliğe girmekle birlikte birey birden ve hızla değişen fiziksel yapısına bunun yanında da kişisel ve çevresel olarak değişen yaşam unsurlarına uyum sağlamaya çalışmak zorunda kalır.

Genç insan yetişkinlikle ilgili hedeflerine giderken bir taraftan da çocukluk döneminde edindiklerini de bırakmak zorunda kalacaktır. Stresi yaratan da birine giderken diğerini bırakma arasındaki boşluktur.

Antropoloji Kuramı:

İlk bakışta her ne kadar Psikoloji’ye uzak görünse de insan topluluklarını yaşam stilleri, bunların iç dinamikleri ve etkileşimlerine bağlı değişimleri kültürel antropoloji‘nin çalışma konularıdır.

Kuram gençlere dair açıklamaları ile de bir hayli tartışma yaratmış ve ilgi çekmiştir. Antropoloji kuramını ortaya atanlardan önde gelenlerinden birisi de Margaret Mead’dır. Mead gençlerle ilgili görüşlerini “Samoa Adası”ndaki çalışmasından sonra açıklamış ve yayınlamıştır.

Özetle; Mead ergenliğin hiç de öyle stres yüklü ve buhranlı bir dönem olmadığını ilgi ve duyguların yavaş yavaş olgunlaştığı biri süreç olduğunu söylüyordu. Buna dayanak olarak da Samoa’daki genç kızları gösteriyordu. Adadaki kızların zihinleri rahattı. Zihinlerinde çelişki ya da geleceğe dair beklenti ve kaygılar taşımıyorlardı. Onların yaşadığı şey evlenmeden önce olabildiğince çok sevgiliye sahip olmak daha sonra da evlenip çocuk sahibi olmaktı. Buna karşın Amerika’da yaşayan yaşıtları çelişkiler, baskılar ve toplumsal engellemeler ile karşı karşıyaydılar. Bir başka açıdan Samoa gençlerin cinsellikle ilgili tabuları yoktu ancak Amerikalı gençler uyanan cinselliklerine toplumsal normların getirdiği engellemeler ile karşı karşıyaydılar. Bu da ihtilafı ve çatışmayı yaratıyordu.[6]

Bu yönde çalışan araştırmacılar yukarıdaki dayanak noktalarından hareketle ergenliğin yeni bir uyum dönemi olduğu üzerinde görüş birliğindedirler ve illaki stresli ve bunalımlı geçmek durumunda olmadığını savunurlar.

Spranger’in Kuramı:

Ergenliğin illaki bir fırtına dönemi olması gerekmediği savunanlardan birisi de Edward Spranger’dir.

Alman Psikolog Spranger her insanın farklı olduğu şeklindeki görüşünü ergenlik gelişimi ile ilgili kuramına da aktarmıştır. Kuramın ana fikri “Bireysellik değişebilirliği” dir.

Spranger ergenlik döneminde üç çeşit büyüme modeli üzerinde durmuştur. Birincisi; fırtınalı ve stresli büyümedir. Bu gençler çatışmalarını yoğun ve sürekli yaşar.     Duygusal tepkiler verirler. Bu ergenler için yetişkinliğe geçiş zor ve acı verici bir dönemdir. İkinci modelde yavaş ve sürekli gelişme vardır. Bu gruba giren ergenler çatışma ve buhran yaşamaksızın yavaş ve huzurlu biçimde yetişkin hayata geçerler. Üçüncü model birinci ve ikinci modelin bir kesişmesi olarak düşünülebilir. Dinamik model olarak da adlandırılan bu modelde gençler bir takım zorluklarla karşılaşsalar da bunları bilinçli bir çaba ile kontrolleri altına alıp üstesinden gelebilirler.

Erikson’un Kuramı:

Psikanalizci bir psikolog ve Sigmund Freud’un öğrencisi olan Erikson’a göre, sonraki bütün kişilik gelişimi ve uyumu daha önceki gelişimden ve uyumdan evrimleşir ve ilk yaşantılar bir kişinin gelecekteki kimliğini kolaylaştırır ya da tehlikeye sokar. Erikson doğumdan ölüme kadar, her birine özel bir bunalımın eşlik ettiği sekiz evrelik bir sıralama önermektedir. Onun kullandığı anlamda “bunalım” terimi, bir felaket tehdidi değil, artan bir yaralanabilirlik ve aynı zamanda gizil gücün artması anlamına gelmektedir.[7]

İlk iki evresinin bebeklik ve çocuklukla ilgili olduğu sekiz evrelik sıralamada özellikle orta çocukluk, ergenlik ve genç yetişkinlik dönemlerinin günümüz ergenlik dönemi kabullerine uygun düştüğü söylenebilir. Erikson’a göre; orta çocukluk dönemi’nin bunalımı, “Çalışkanlığa karşı aşağılık duygusu”, ergenlik dönemi’nin bunalımı, “Kimliğe karşı rol karışıklığı”, genç yetişkinlik dönemi’nin bunalımı ise, “Yakınlığa karşı yalıtılmışlık” tır.[8]


[1] Adnan Kulaksızoğlu, “Ergenlik Psikolojisi”, 2. b., İstanbul: Remzi Kitabevi, Mart 1999, s. 77. 

[2] Kulaksızoğlu, a.g.e., s. 78-79.

[3] Z. Fulya Temel, Ayşe B. Aksoy, “Ergen ve Gelişimi”, Ankara; Nobel Yayın Dağıtım, 2001, s. 34.

[4] Kulaksızoğlu, a.g.e., s. 79.

[5] Kulaksızoğlu, a.g.e., s. 80.

[6] Kulaksızoğlu, a.g.e., s. 81.

[7] Mary J. Gander ve Harry W. Gardiner, “Çocuk ve Ergen Gelişimi”, Çev. Ali Dönmez, Bekir Onur, Nermin Çelen, 4. b., Ankara: İmge Kitabevi, Ocak 2001, s. 238.

[8] a.g.e., s. 319.

Uzman Psikolog, Orhan GÜMÜŞEL, NP Grup Nörosis Koordinatörü, Memory Center Nöropsikiyatri Merkezi

Kaynak: http://www.kisilikbozukluklari.com/2008/04/11/kisilik-kuramlarinin-ergenlige-dair-aciklamalari/#more-3 (Erişim Tarihi:12.03.2009)