sinav.jpgSınavlara hazırlık maratonunda sona yaklaşıldıkça, gençler ve anne-babalarındaki kaygı düzeyinde gözle görünür bir artış yaşanmaktadır. Aslında bu tedirginliklerinde haksız da sayılmazlar. Sonuç odaklı olan eğitim sistemimize göre; gencin yaşantı sürecinin kalitesinden daha çok, elde edeceği başarı düzeyi önemlidir. Bu beklenti her fırsatta öğretmenler ve ebeveynler tarafından dile getirilmektedir. Sınavın gencin kişiliğini değil de yetenekleri doğrultusunda çalışarak öğrendiği bilgilerin bir değerlendirmesi olduğu çoğu zaman unutulmaktadır. Kimlik kazanma aşamasında olan gençler ise zaten girmekte zorlandıkları yetişkinler dünyasına saygın bir şekilde kabul edilebilmek için sınavı kazanmayı ölüm kalım meselesi haline getirmektedirler.

Öncelikle “sınav nedir?” sorusuna açıklık kazandırılmalıdır. Sınav asla gencin kişiliğinin değerlendirilmesi değildir. Sınavda başarılı olmak, tek başına iyi insan olmayı garantilemez. İyi insan olmak; iletişim becerileri gelişmiş, uzlaşma kültürüne sahip, demokrasiyi özümsemiş ve ahlaki erdem düzeyi yüksek bir kişiliğe ulaşmayı gerektirir. Başarısız olmak ise sınavda sorumlu olunan konuların iyi öğrenilmediğini ortaya çıkarır. Kişinin kötü bir insan olduğu anlamına gelmez. Çünkü sınav akademik başarıyı ölçmeye yöneliktir. Mutlu ve dengeli bir hayata sahip olmak için sosyal ilişkilerde başarılı olmak da en az akademik başarı kadar önemlidir. İnsanlar doktor, mühendis, avukat, öğretmen olabilirler, ancak mutlu olacakları bir işi yapamazlarsa kendilerine ve insanlığa faydalı olamazlar.

Sınava giren gençlerimizin yaş grupları dikkate alındığında, sosyal becerilerin geliştirildiği bu aşamada yoğun duygusal iniş çıkışların yaşanıldığı zor bir dönemin varlığı hissedilecektir. Diğer yandan, başarılı olarak yetişkinlere kendini ispat etme arzusunun gençte oluşturacağı kaygı da dikkate alınırsa, onlara rehberlik yapmanın önemi daha iyi anlaşılacaktır. Çünkü kendi başarısıyla gurur duymak, sosyal onay ihtiyacını karşılayacağından genç için önemlidir. Henüz hayatın zahmetli yönüne muhatap olmadığı için, gencin yüksek hayallere ve hedeflere sahip olması yadırganmamalıdır. Akıldan çok hissiyatın sözünün geçtiği bu dönemlerde, genç için en küçük engel bile kabullenilemez bir hâl alır. Peygamberimiz de gençlik çağını, “deliliğin bir şubesi” olarak tanımlamıştır.

Ergenliğin gencin fizyolojisine yapmış olduğu baskının oluşturduğu kaygıya bir de sınav stresi eklenince bazı şikâyetlerde artma eğilimi görülebilir. “Kazanamazsam ben mahvoldum.” “Yemeden içmeden kesildim, gözüme uyku girmiyor.” gibi ifadeler başaramama korkusunun dışa yansıyan bir yönüdür. Kaygının katlanılabilir seviyede  olması, çalışmada motivasyonu arttıracağı için normal sayılabilir. Ancak kaygı düzeyinin yükselmesi beyindeki stres hormonlarının salgısını arttıracağından, öğrenme yeteneğinin önemli ölçüde bozulmasına neden olacaktır. Normal düşünce akışının bozulması olumsuz duyguları tetikleyeceği için gencin kendine olan güveni zarar görebilir. Sınava yüklenilen değer yeniden gözden geçirilerek, olumlu düşünceleri destekleyecek yorumlar üretilmelidir.

Bir sene boyunca yoğun tempoda çalışan gençleri bekleyen bir tehlike de, sınav günü yaklaştıkça oluşacak “zaman baskısı”dır. Özellikle mükemmeliyetçi tiplerin sıklıkla hissedeceği kaygı çeşitlerinden birisi olan bu durum, gerginliği arttıracağı için sınav anında heyecana neden olabilir. Bu noktada manevi değerlerin çok büyük etkisi vardır. Gencin elinden geleni yapıp, sonucun belirlenmesini Yaratıcıya bırakması rahatlık sağlayacaktır. “Başarı ya da başarısızlık yoktur, sadece sonuçlar vardır.” diyerek kısmetine rıza gösterirse yüksek beklentilerin oluşturacağı baskı hafifleyecektir. Sınavın sonucunda yeterli puana ulaşamasa da, çocuklarının kendileri için değerli olduğu duygusunu anne-babaların çocuklarına hissettirmesi, bu heyecanlarını yenmede onlara yardımcı olacaktır.

Unutulmamalıdır ki; bu sınav sadece öğrenilen bilgileri ölçer, asla kişilik testi değildir. İnsan kendine özgü duygu, düşünce ve davranışlarıyla bütünleşmiş bir şahsiyet taşır. Başarısızlığın söz konusu olduğu durumlarda bu şahsiyet zarar görmemelidir. Sınavı kazanmak birinci hedef olabilir, ama tek hedef olmamalıdır. Kaygı yoğunluğunu arttıracak düşünceleri sürekli zihinde tekrar etmenin bir faydası olmayacağı için, sınav bitene kadar öğrenilen bilgilerin etrafına tel örgüler çekilerek, olumsuz duyguların bu bölgeye girmesi yasaklanmalıdır.

Zeki Karataş / Sosyal Hizmet Uzmanı