korku_bahcesi.jpg“Bugün, yaşamımı yöneten bir öfke ve üzüntü ile yaşıyorum.

Asla tam bir insan olamayacağımı hissediyorum.

Annem geçmişte yaşamamam gerektiğini söylüyor.

Geçmişte yaşamıyorum. Geçmiş bende yaşıyor.”

Ulusal Araştırma Komisyonu Raporu, İngiltere

Şiddet uygulanan aileden gelen pek çok yetişkin, örselenme sürecinde öğrenmiş olduğu ve o an için hayatta kalmasını sağlayan başaçıkma stratejilerini sonraki yaşamında da kullanır. Korku ve terör gibi şiddet tablosuna eşlik eden ve ne olduğuna dair pek az zihinsel anlam atfedilebilen artmış duygusal hallerde, geçmiş savunmacı tepkiler ve davranış biçimleri tekrar tekrar canlanır. Bu savunmacı davranışlar zamanla gelişen kişiliğin bir parçası halini alır ve bu vasıfların dışında varolabilme olasılığının çok düşük olduğu bir kavramsallaştırma ile yetişkinliğe adım atılır. Terapi sürecinde, çocukluk döneminde hayatta kalabilmek ve varolabilmek için gerekli olan, fakat yetişkin yaşamında diğerleriyle yakın ilişkiler kurma ve sürdürmede uyumsuz ve karşı-üretken bir hal alan bu davranışların yeniden biçimlendirilmesi ana amaçtır. Ancak, bu davranışların çocukluktaki koruyucu değerinden ve gelişen kişiliğin bir parçası halini almasından ötürü, bırakılmalarına ilişkin süreç yetişkin için korkutucudur.  Kısa tarifiyle terapi süreci, kişinin kendisinde güvendiği kendinden bir parçayı terk etmesi ve düşmanca gördüğü bir dünyaya çıplak adım atması gibidir.

Fiziksel Sonuçlar:

İstismar sonucu, pek çok istemsiz ve psikosomatik tepki ile karşılaşılmaktadır. Duygusal acı, adeta, fiziksel ağrı şeklinde kendini göstermekte ya da onunla yer değiştirmektedir. Mağdurlar yaşadıkları duygusal acı ile bedensel olarak baş edebilmek için bir çok çareye başvurur. En sık görülen fiziksel tepkilerden biri, zihnin ve bedenin birbirinden ayrılmasıdır. Beden, dışarıda, cansız, ayrı bir varlık olarak algılanır. Pek çok şiddet mağduru, kendi bedenlerinin dışına çıkıp daha güvenli bir yere ulaşarak kendileriyle konuşmayı bir savunma mekanizması olarak kullanır. Böylelikle, bedenleri istismar ediliyorken, zihinleri adeta özgür kalır. Görüldüğü üzere bazı vak’alarda psikosomatik tepkiler oluşabiliyorken, bazılarında da kalıcı fiziksel sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Bunların bir bileşimi olarak görülen bazı fiziksel tepkiler şunlardır: Uyku bozukluğu, kronik kas ağrıları, diş/eklem ağrıları, baş ağrıları, migrenler, mide ağrıları, baş dönmesi, yeme bozuklukları, genital-üriner problemler, barsak sorunları, bayılmalar, geçici ya da kalıcı cilt hastalıkları, anksiyete ve panik ataklar, fobiler v.b. Daha bilinçli ve tekrarlayıcı nitelikteki bazı fiziksel sonuçlar ise ayrı bir grupta ele alınabilir. Mesela, çekici oldukları için veya taşıdıkları cinsiyet yüzünden ya da cinsel olarak tepki verdikleri için pek çok istismar geçmişli yetişkin, yaşadıkları istismara dair bedenlerini suçlayabilir. Bu hal, kendini kesme, madde kullanımı, diğer bağımlı ve tekrarlayıcı davranışlar ile fiziksel olarak kendini cezalandırma tepkilerine dönüşebilir. Tekrarlayan davranışlar, dayanılmaz nitelikteki duygusal acıdan kurtulma mekanizması olarak da düşünülebilir. Benzeri şekilde, dayanılmaz acıdan uzaklaşılamadığında ya da acı, madde kullanımı veya tekrarlı davranışlar ile uyuşturulamadığında kendini yaralayıcı davranışlar ve bu davranışların en ağır tablosu olarak intihar gerilimi azaltma yollları olarak deneyimlenebilmektedir.

Duygusal Sonuçlar:

Süreğen şiddet ailesi geçmişi olan çocuk, travma sonucunda temel güven kurulumunun sarsılması, normal olmayan aile dinamikleri ve iletişim kalıpları, duygusal gelişiminin sekteye uğraması gibi nedenlerle ağır bir duygusal hasar yaşar. İstismar, çocuğun henüz gelişmemiş olan duyularını ve anatomisini aşırı uyarır. Çocuğun henüz cinsel farkındalığının dahi kurulmadığı bir evrede dürtülerinin bu kadar uyarılması hızlandırılmış bir cinsel gelişime yol açar.  Dolayısıyla gelişim, duygusal alan dışında kalan sahalarda da bloke olabilir / sapabilir. Başta güven duygusuna inen erken ve derin darbeler ile gelişim travma anında donup kalabilir. Bu da onu yaşına uygun çocuksu tepkiler vermekten alıkoyabilir. İstismar çocukları yetişkin zihniyetini özümseyebilir, yüksek sezgiselliğe sahip olabilir ve nasıl oyun oynayacaklarını öğrenemeyebilirler. Yuva hisleri yıkılır. Ben merkezli gelişimi, olaylardan kendini sorumlu tutmaya dönüşebilir. “Ben kötüyüm” hissi gelişir ve bu his hastalıklı aile dinamikleri ile pekişir. Gelişen bu duygusal açmaza ve acıya çocuk, çözülme, uyuşma ve kopma gibi savunma mekanizmalarıyla istemsiz bir tepki verir. Buna paralel olarak, tıpkı zihnin ve bedenin bölünmesinde olduğu gibi,  kişilikte bölünmenin meydana gelmesi de muhtemeldir. Çoğu şiddet ailesi geçmişli  geçmişli yetişkin, “içlerindeki çocuğu” ifade eden  bölünmeler yaşadığını belirtir. Daha ağır bölünme hallerinde farklı yaşlarda kimlikler ortaya çıkabilir. Bu tür yaşantılar, normal deneyimler çerçevesinde, kendilik bölümleri (alt-kimlikler) olarak ele alınırken, psikiyatrik tanıda süreç, Çoğul Kişilik Bozukluğuna dek uzanabilir. Bu yetişkinler, hisleri tanıma, anlama ve ifade etmeden oluşan duygusal alanda güçlükler yaşarlar. Tüm hisleri bölündüğünden ve hatta hiç bir şey hissetmediklerinden ötürü acı çekebilirler. Bazen hoş bir duyguyu yakalama kapasitesi ölgün bir acıyı canlandırır. Benzeri şekilde, hisler, yoğun dakikalar hariç, süreğen olarak düşük düzeyde yaşantılanabilir. Bu süreçte kişi, kestirilemez ve ürkütücü mizaç dalgalanmaları gösterebilir. Bu dalgalanmalar, patlayıcı veya öfke dolu ya da ani intihar dürtüleri içeren depresif bir nitelik taşıyabilir. Bu noktada, söz konusu yetişkinlerin terapi esnasında, yüklü duygularına veya kontrol kaybına dair korkularından konuşmaları şaşırtıcı olmaz. Sıklıkla ifade bulan metafor, “patlamamış bomba” benzetmesidir. Yaşam, kızgınlık, düşmanlık, nefret, utanç ve suçluluk gibi patlamaya hazır duyguların bastırılmasını öngören sabit bir mücadeleyi içerebilir. Bu yetişkinler, istismar geçmişlerine rağmen, ilişkilerinin kimi olumlu özelliklerinden ötürü, istismarcılarına karşı çelişkili duygular besleyebilirler. Zira, bu yetişkinler, sıklıkla, küçük yaşlarda istismarcılarının bakıcıları konumunda olduğu, dolayısıyla başlangıç evresinde duygusal nitelik taşıyan ilişkiler dahilinde istismara maruz kalmışlardır. O halde, istismarın yetişkin çocuklarının diğerlerine güvenememesi ve bunu da zaten istememeleri anlaşılabilir bir duygusal sonuçtur. Ancak, en az her insan canlısı kadar (ve hatta şiddet mağduru olarak daha da fazla) gereksinim duydukları  yakın ilişkiler kurma ve sürdürme  noktalarında,  bir başka ifadeyle, doğal sevgi ihtiyaçlarını karşılamada, ele alınan duygusal sonuç, bir başka kısır döngünün, katlanmış şiddet ilişkilerinin döngüsel açmazı olacaktır. İşte bu nedenledir ki, şiddet ve istismar mağdurlarının ilişkileri, genellikle, diğerlerini sürekli sınama, reddi provake etme ve içe kapanma özellikleri ile karakterize, temel güven bağlarından yoksun, dolayısıyla da başarısızdır. 

Bilişsel Sonuçlar:

Cinsel istismar aileleri, doğrudan istismarın yanı sıra, çarpıtılmış inanç yapısı içeren sistemli bir beyin yıkama da gerçekleştirir. Bu da çocuğu, gelişiminin önemli bir parçası olan  dış gerçekliği algılarıyla keşfetmek ve bu algılara güvenmek edimlerinden yoksun kılar. İstismara uğrayan çocuklar, küçük yaşlardan itibaren kendileri ve yaşadıkları istismar süreci hakkında uygunsuz inançlar geliştirirler. Bu süreç, “Bütün çocuklar bunu yapar”, “Bununla eğleniyorsun”, “Bu senin hatan”, “Kötüsün / işe yaramazsın” gibi düzenli takviye cümlelerini içeren istismarcı ebeveyn otoritesini özümseme ve özdeşleşme ile sonlanır. “Ailene vefalı ol”, “Acını gösterme”, “Yardım isteme”, “Kontrolünü koru”, “Kendin ve yaşadıkların üzerine düşünme” gibi çocuğun özümsediği inanç ve prensipler onu öyküsünü konuşmaktan alıkoyar. Böyle bir erken dönem programlama, gelişen kişiliğin zeminine kazınır ve tüm yaşam olayları ve ilişkiler bu filtreden geçerek deneyimlenir ve yorumlanır. Bu filtre genellikle, içselleştirilmiş bir öz-konuşmayı içerir. Bunun sonucunda da kurbanlar, derin duyumlar, düşük öz-değer ifadeleri, zayıf öz-imaj, kendini suçlama ve başarısızlık geliştirebilir. Tabii tüm bu özellikler, terapi sürecini olumsuz etkiler. Zira, terapide, bu eski kayıtlar, terapisti önemli alanlardan uzak tutmak üzere birden bire devreye girebilir. Hayatta kalabilmenin önemli bir parçası olan bu bilişsel savunmalar, kurbanı olumsuz iç deneyimlerden korumak ve ailesi ile sosyal gruplara aidiyetini biraz olsun sağlamak üzere yapılanmıştır. O halde, terapi ilişkisinin bu kalıptan muaf olması beklenemez. İnkâr, azımsama ve aklileştirme ayakta kalabilmek için kullanılan bilişsel savunma mekanizmalarının başlıcalarıdır. Tüm istismar deneyimini veya onun önemli bölümlerini unutma (psikojenik amnezi) gibi çözülmüş savunmalar oldukça yaygındır. Kurban, hafızasındaki büyük boşluklardan ötürü bocalayabilir. Anılara dönme, terapinin önemli bir bölümüdür. Mağdur, kendisini bir bütün olarak kavrayamayacak kadar kopuk ve ayrışmış parçalar halinde hissedebilir. Bu parçalar, kendi seslerine sahip olabilir ve mağdur, onların diyaloglarından, tartışmalarından, yorumlarından, hatta kafasının içinde kavga gürültü atışmalarından kaçamadığında delirdiğine ilişkin ani  korkular yaşayabilir. Terapinin bu noktadaki amacı, bu çözülmüş tepkilerin, çeşitli teknikler yardımıyla, ego (ben yapısının) kontrolü altına alınmasını sağlamaktır.       

Sosyal Sonuçlar:

İstismar mağduru çoğu yetişkin, yukarıda da değinildiği üzere, derin yakınlıkta ilişkiler kuramadıkları ve değerli dostlukları devam ettiremedikleri izole ve yalnız yaşamlar sürdürür. Bu güçlükler, empati noksanlığı, ben merkezlilik veya çatışma çözme yetersizliği gibi sosyal beceri eksikliği ya da kimlik problemleri, ilişkilerde aşırı uygucu seyreden mizaç, gölge tutumlar, içe kapanma ya da şüphecilik ile ilişkili olabilir. Bu durum, sosyal bağları sürdürme ile aynı zamanda onlardan kaçınma ikilemini yaratır. Mağdurlar, diğerleriyle yüzeysel bir ilişki kurduklarında onlardan ayrı ve farklı oldukları hissine kapılabilir. Kökleri ve aidiyet duyguları olmayan “kayıp ruhlar” benzetmesi bu noktada en sık başvurulan metafordur. Diğer insanların onların incinmişliğini anlayabilecekleri mesafeye girmelerini engelleyen bir duvarla çevrilidirler adeta. Bu duvar aynı zamanda, diğerleriyle kendiliğinden gelişen bağlar kurmalarını ve buna uygun tepkiler vermelerini de ketler. İncinmişlik hisleri ve duygusal gereksinimler, özellikle kabul ve dikkate alınma ihtiyaçları güçlendiğinde, inkâr yolu seçilir ya da bu talepler gizlenir. Bu esnada mağdur, daha fazla başaçıkamadığı duygusal ihtiyaçlarının yoğun ve ani ifadesiyle diğerlerinin kendisinden uzaklaşmasına yol açabilir veya ani ve aşırı bir bağımlılık-talepkarlıkla onları korkutabilir. İstismar mağdurları eşlerine, geçmişlerindeki tüm yoksunluğu onarmaları gibi, olgunlaşmamış ve gerçek dışı bir beklenti ile yaklaşabilirler. Eğer eşlerinin de benzer bir geçmişi varsa, bu sihirsel beklentiler, tedricen eski ilişki kalıplarının yinelendiği sessiz bir acıya dönüşebilir. Hatta, bazı hallerde, tablo şiddete ve kendi çocuklarının istismarına varabilir. Kimi ilişkilerde ise, taraflardan biri, istismara uğrayan diğeri için “yardımcı” ya da “kurtarıcı” rolü yüklenebilir. Ne yazık ki, yakın ilişki ağındaki bir kişinin diğerinin geçmişindeki ağır şiddet, istismar ve yoksunluk tablosunu onarabilmesi oldukça nadir bir durumdur. Sırf bu nedenle, ilişkide hayal kırıklıkları yaşantılanabilir, şiddet geçmişli yetişkin “kabullenilen yardımcı”yı sınıra dayanırcasına tekrar tekrar zorlayabilir. Bu noktaya varıldığında da, kendi ihtiyaçları uzun bir süredir inkâr edilmiş olan “yardımcı” duygusal bir kriz yaşayabilir ve perseküte (öznesi sabit) bir öfke taşır hale gelebilir.

Cinsel Sonuçlar: 

İstismar geçmişli yetişkinlerin %90’a yakını cinsel alanda sorunlar yaşamaktadır. Bu sorunlar, cinsel isteklilikte ketlenme ve uyarılma güçlüklerini, sıkıntı verici (aversif) tepkileri, orgazmik bozukluğu, zarar verici öğrenme çağrışımlarını (cinsel uyarılmanın yalnızca şiddet bağlamında mümkün olabilmesi gibi), cinsel bağımlılıkları (diğerlerini istismar etme gibi) ve suçluluk hissetme tarzında yoğun duygulardan kaynaklanan problemleri içerebilir. Cinsel ilişki sırasında çözülmenin bir örneği olarak geçmiş anıların aniden canlanması (flashbackler) sık  karşılaşılan bir durumdur. Hatta, cinsel ilişkinin partnerı, sanki geçmişteki istismarcıymışçasına yanlış algılanabilmektedir. Terapide, bu sorunlara dair bir “kendiliğinden gelişim” görülebilir. Aksi halde, terapinin sonunda cinsel alana dönmek yararlı olacaktır.

Dr. Gül Çörüş / Klinik Psikolog

Kaynakça:

Allender, D. B. (1995). The wounded heart. Hope for adult victims of childhood sexual abuse. Colorado: Navpress.

Courtois, C.A. (1999). Recollections of sexual abuse. Treatment principles and guidlines. New York: W. W. Norton and Company.

Dale, P. (1992). “Counselling adults abused as children”, içinde,  S. Palmer, S. Dainow ve P. Milner (eds.) (1997). Counseling. The BAC counselling reader, pp. 325-338, London: Sage Publications.

Dale, P. (1999). Adults abused as children. Experiences of counselling and psychotherapy. London: Sage Publications.

Jaffe, P.; Wolfe, D. ve Wilson, S. (1990). Children of battered woman. Newbury Park: Sage Publications. 

Jehu, D. (1989). Beyond sexual abuse. Therapy with woman who were childhood victims. New York: John Wiley and Sons.

Alıntı Bağlantısı: http://www.diyalogdanismanlik.com