reyting.jpgGençlik dönemi, aile yaşam evrelerinde ebeveynlerin çocuklarıyla ilişki yapısında değişime yol açan aile içi ilişkilerde kriz faktörü olan bir dönemdir. Ergenlik dönemi ile birlikte bireyin kişilerarası ilişkileri de gelişir, artar ve nitelik değiştirir. “Artık çocuk değildir”. Özellikle yaşıtlarıyla ilişkiler kurarak sosyal ilişki kurma becerileri geliştirir. Genç, bu dönemde anne babasından ayrı bir varlık, farklı kişi olduğunu hisseder. Bir başkasına benzemeye çalışabilir, rol modelleri vardır. Sosyal varlık olarak, aile dışına çıkarak toplumsal ilişkilerini geliştirmeye başlar, arkadaş grubuyla etkileşime girer. Cinsel kimlik gelişmeye başlar.

Günümüzde değişen toplumsal yapıya paralel olarak, kitle iletişim araçlarında şiddet sahneleri, sağlıksız rol ve modeller gençlerin grup içersinde ilişkilerini değiştirmiştir.

Gencin akran grupları arasında şiddet,  iletişim ve tutum biçimini şiddet almıştır. Genç duygularını, düşüncelerini açık iletişim yoluyla ortaya koymak yerine öfke, kızgınlık ve şiddet tutumları göstererek ifade etme yolunu seçmiştir.

Gençlerin kendi aralarında yaşanan şiddet olaylarının sadece bir gencin davranışı olarak değerlendirilmesinin doğru bir yaklaşım değildir. Türkiye’nin ciddi bir toplumsal yarasıdır. Toplum içinde yaşanan çürümenin ve yozlaşmanın bir sonucudur. Denetimden uzak televizyon programların gelişme çağındaki çocukları olumsuz etkilemekte, önlem alınmaması durumunda şiddet vakalarının önüne geçilemeyeceğini vurgulamak isterim.

‘Münevver Karabulut’ Vakaları Artabilir

Son zamanda televizyonlar arasında giderek artarak toplum içi felakete dönüşen reyting yarışının, gençler üzerinde telafisi mümkün olmayan tahribat yapmakta, gerekli önlemlerin alınmaması durumunda Münevver Karabulut vakalarının artmasının kaçınılmaz hale gelecektir. Çocuğun ruh sağlığı üzerindeki etkisi düşünülmeden yayınlanan şiddet içerikli televizyon programlarının gelişme çağındaki gençler üzerinde psikosomatik etkiler oluşturmaktadır. Çocuklar bu tür programlardaki kahramanları rol ve model alarak, kendi davranış ve tutumlarına yansıtmaktadırlar. Gelişme çağındaki çocuklarda iyi-kötüyü, doğru-yanlışı ayırt etme bilinci yeterince oluşmadığı için televizyonlarda izlediği davranışları sorgulamadan ve düşünmeden arkadaşlarına ve topluma yansıtmaktadır.

Aile içi iletişim sorunu olan ortamlarda yetişen çocuklar kontrolsüz ve denetimsiz yayınlardan direk etkilenerek izlediklerini davranış biçimi olarak ortaya koymaktadır.

Tv Programları Denetlenmeli

Televizyonlarda yayınlanan bazı programların konunun uzmanları tarafından süzgeçten geçirilip değerlendirildikten sonra yayına verilmesi benzer cinayet haberlerinin uyum bozukluğu içinde olan çocukların kendilerine model olarak aldıklarını  “Cinayet ve çatışma içeren haberler, dizilerin kontrollü, detaya girmeden, şiddetin yol ve yöntemi gösterilmeden verilmelidir.”

Çocuklarımız Reytingden Çok Daha Önemlidir

Basın yayın dünyasındaki acımasız yarışa bağlı olarak programlar toplumsal etki göz önünde bulundurulmadan yayınlanmakta. Ezeli bir rekabet içinde olan gazete ve televizyonlar çocuklar ve aile üzerinde olumsuz etkiler oluşturabilecek yayınları hesaba katmadan veriyorlar. Televizyonların aile içerikli sabah programlarında mağdurun açık adresi verilerek aile içi problemlerin ortaya konması etik ve ailede meydana getirebilecek sıkıntılar açısından doğru değildir. Bu tür programlarda aile içi problemler hiç bir gizliliğe dikkat edilmeden yayınlanarak aile içi geçimsizlikler artırılmaktadır. Ailelerin mahrem konuları televizyon yayınlarının konusu olmamalıdır. Bu yayınların toplum üzerinde bıraktığı olumsuz etkiler telafisi zor olan sonuçlar doğurmaktadır”

Türkiye’de yaşanan hızlı toplumsal değişmenin aile içi gelişmeleri zayıflatmakta, ailesinde sevgi ve saygıdan mahrum olan çocukların şiddet eğilimlerine yönelmesinin kaçınılmaz olmaktadır. Televizyon programları kötü davranışlar yerine iyi ve güzel davranışların yer aldığı sağlıklı rol ve modeller sunmalıdır. Uyumlu, ahlaklı kahramanlar, bilge, önder kişiler çıkartılmalıdır. Para ve reytingin çocuklarımızdan daha değerli olmadığının farkına varılmalıdır.

Fatih Kılıçarslan / Sosyal Hizmet Uzmanı / Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Başhekim Yardımcısı