deprem.jpg17 Ağustos 1999 tarihinde 03:05 tarihinde yaşanan büyük acıyla birlikte ülke gündemini hep meşgul etti depremler. Bu tarihe kadar irili ufaklı bir çok deprem olmakta ve olmaya devam etmekteydi. En son Erzincan’da yandı yüreğimiz. Erzincan, Marmara, Düzce, Dinar, Erzurum, Elazığ depremleri sonrasında yaşananlar yapılması gerekenlere işaret etmesine rağmen her nedense bir türlü ortaya somut bir adım çıkmıyordu.  Acaba sadece depremler mi insanlarda acıya neden olurdu? Trafik kazalarında yaralanan veya ölen vatandaşlarımızın yakınları da acıyı tanır mıydı? Yerin 540 metre altında grizu faciasında, çığ, sel gibi afetlerde ölen insanların yakınları acıyı ne kadar hissederdi? Şüphesiz ki ben bunu cevaplayabilecek durumda değilim. Bu olaylar sonrasında geride kalanların sadece acılarını paylaşmak yeter miydi peki…

Elbette hayır demeliyiz. Acıyı paylaşmaktan öte acıyı azaltmanın da yolları üzerinde çalışmak sorumluluk sahibi herkesin vazifesidir. Öyleyse deprem veya diğer olağanüstü haller sonrasında yaşanan olayların acısı nasıl dindirilmeliydi? Ne yapılmalıydı? Nasıl yapılmalıydı? Ben ne yapmalıydım veya ne yapabilirdim? Uzunca bir süre önce üzerinde çalışmış olduğum afetler sonrası psiko-sosyal destek programları konusunu tekrar gündemime getiren Erzincan’daki son deprem oldu. Bildiklerimi yaptıklarımı ve tecrübemi, yani bu topraktan aldığımı yeniden bu toprağa verme vaktinin geldiğine karar verdim.

Erzincan son olmayacak. Allah daha büyük acılar yaşatmasın temennisi de yapılması gerekenleri düşününce yetmeyecek. Bu tür olayların arkasından bazıları bu konuları sadece tartışıyor. Bazıları ise tartıştıkları konuları yerinde görmek için yollara düşüyor. Hele bir kesim var ki onlar tartışmıyor… Çünkü onların tartışacak zamanı ve fırsatı yok. Onlar, daha önce aldıkları eğitimlerine dayanarak kazandıkları tecrübelerini şefkatleri ile birleştirerek sağnak sağnak acı çeken insanlara koştular. Bunlar bir avuç idealistti. Kamudan…. Özelden… Sivil toplum kuruluşlarından… velhasılı yurdumdan.

Yıkık binaların altında “sorumlu arandı” ama “insanlık aranmadı”. Çünkü insanlık bu acıya her şeyi ile ortak oldu orada. Merhameti ve şefkati ile dünya üzerinde haklı bir ünü olan milletimiz, buralarda insanlığın aranmasına fırsat vermedi. Gün geçti yaralar sarıldı, “sorumlu bulundu”, hizmetler götürüldü, acılar dindirildi.

Bu ve buna benzer diğer acıların yaşanmaması en içten temennimiz ancak bu tür acılara maruz kalacak insanlar için neler, nasıl ve kimler tarafından yapılmalıydı?

Bu konuda ne yapılırsa yapılsın muhakkak organize ve profesyonel olmak zorunda olunduğunu yaşananların yıkıcı etkisinden ve acı sonuçlarından anlıyoruz.

Deprem veya olağanüstü olayların insanlar üzerindeki etkilerinin azaltılması ve öncelikli grupların (çocuk, kadın, genç, yaşlılar vb) yaşanan olayların olumsuz etkileriyle başa çıkabilmelerinin sağlanması psiko-sosyal destek programlarının devreye girmesi ile mümkündür. 

Peki bu türden olağanüstü durumlarla karşılaşılması halinde uygulamaya koyulacak olan acil eylem planlarında veya adı ne olursa olsun yapılacaklar listesinde psiko-sosyal destek programları var mıdır? Var ise acaba nasıl bir model öngörülmektedir? Bu hizmetler kimler tarafından hangi yöntemle uygulanmaya koyulmaktadır?

Bu hususta ihtiyaç duyulan yeni bir anlayış mıdır? Yeni bir model midir? Yoksa köklü bir yeniden yapılanma mıdır?

Psiko-Sosyal Sağlık Anlayışı

Psiko-sosyal destek programları, sosyal sağlığın korunması, geliştirilmesi ve böylece yaşam kalitesinin arttırılması temel amacına hizmet eder. Psiko-sosyal destek programları, insanları; tıbbi, psikolojik, sosyal, mesleki, çevresel, ailevi ve ekonomik vb. yönlerden bir bütün olarak ele alır.

Psiko-sosyal destek programlarında, bireylerin, grupların ve toplumun sosyal sağlığının sağlanması, sosyal tedavilerinin gerçekleştirilmesi, tıbbi tedaviden ayrı ve farklı değil ancak ve ancak onu destekleyen bir unsurdur. Ancak pek çok toplum tarafından bireylerin, grupların ve hatta toplumun sosyal tedavisi tıbbi tedavi kadar önemsenmemektedir. Kurulan sağlık hizmet sunumu sistemi de bu hakim anlayışla şekillendirilmektedir. Akut durumlarda insanlara acil tedavi yardımı yapılabilen sistemlerin ve ortamların kurulması önemsenirken acil yardım sonrasında kendisiyle çaresiz bir şekilde baş başa kalan bireylere yönelik bir psiko-sosyal destek sisteminin varlığı o kadar önemsenmemektedir. Halbuki akut dönem sırasında veya sonrasında insanlara sorunlarıyla başa çıkabilme becerisinin kazandırılması hayatın devamı açısından son derece önemlidir.

Olağanüstü durumlarda sosyal sağlığın korunması ve geliştirilmesi amacıyla sosyal rehabilitasyon programları altında psiko-sosyal destek hizmetlerinin pek çok ülkede kullanılması yeni karşılaşılan bir durum değildir. Pek çok ülke, yaşanmakta olan sosyal sorunların çözümü veya etkisinin azaltılması amacıyla psiko-sosyal destek programlarından daha fazla yararlanmayı teşvik etmektedir.

Psiko-sosyal destek programları, yaşanan olağanüstü durumu nedeniyle tıbbi, psikolojik, sosyal ve mesleki yönden çeşitli düzeylerde kayıpları bulunan bireyi; sosyal, ekonomik, fiziksel ve ruhsal açıdan yeterli düzeye ulaştıracak sistemli çalışmalar bütünüdür. Bu programlar; bireylerin çeşitli nedenlerle ortaya çıkan fonksiyon kayıplarının günlük yaşama etkisini en az düzeye indirmeyi hedefler

Psiko-Sosyal Destek Eylem Planı

Deprem ülkesi olan yurdumuzda, ilgili kurumlar (Acil Durum Yönetimi, Sağlık Bakanlığı, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu, Belediyeler ) Allah esirgesin bu ve benzeri olağanüstü durumlara maruz kalan insanlara götürülecek psiko-sosyal hizmetlerin neler olacağını, kimler tarafından nasıl uygulanacağını, yöntemi ve idaresinin, bu hizmetlere ilişkin usul ve esaslara ilişkin ayrıntıları belirlenmek zorundadır.

Bu konuda önemli çalışmalar olduğu bilinmekle birlikte, deprem ve diğer olağanüstü durumların yaşanması sonrasında yürütülen kurtarma haricindeki çalışmaları organize, sistemli ve kurumsal olarak değerlendirmek şu anda iyimserlik olacaktır.

Olağanüstü durumlarda uygulanacak psiko-sosyal destek hizmetlerinin olay öncesi, olay sırası ve olay sonrasında olmak üzere üç farklı boyutu bulunmaktadır. Olay öncesi ve olay sırasında yapılacaklar daha çok önleyici çalışmaları içermektedir. Yürütülen çalışmalarda özellikle bu konuda oldukça büyük bir eksiklik gözlenmektedir. Akut duruma müdahale yani olay sonrasında yapılacaklar genellikle daha çok önemsenmekte ancak buna ilişkin de bir sistem sorunu yaşandığı görülmektedir.

İlgili kurumlar ve konunun uzmanları olağan üstü doğal afetler öncesinde, sırasında ve sonrasında uygulanacak olan psiko-sosyal destek sistemini, buna ilişkin iş analizini, kimlerin görev alacaklarını, görev ve sorumluluklarını bütün ayrıntıları ile belirlemelidir. Ülkemizin, Afetlerde veya Olağanüstü Hallerde Uygulanacak Psiko-Sosyal Destek Hizmetleri Uygulama Planı olmalıdır.

Olağanüstü durumların sonuçları da olağanüstüdür, çözümleri de olağanüstüdür. Bu bakış açısıyla hazırlanacak olan Uygulama Planında işlerin sevk ve idaresi konusunda da olağanüstü şartlar, çözümler ve uygulamaların olması da normal olarak karşılanmalıdır.

Psiko-Sosyal Destek Hizmetlerinin Önceliği Ve Hedefleri

Hazırlanmasını önerdiğim Uygulama Planında ayrıntılı olarak belirlenmesi gereken hususlardan biri hizmet götürülecek öncelikli gruplardır. Olağanüstü durumlarda özellikle deprem sonrasında  sunulacak olan hizmetlerin verileceği öncelikli gruplar şunlar olmalıdır:

Çocuklar

Kadınlar

Diğer özel ihtiyaç grupları

Yetişkinler

Psiko-sosyal destek hizmetlerinin, kimlere öncelikle verileceğinin belirlenmesi; bu hizmetlerin hızlı, doğru, yerinde ve verimli olmasını sağlayacak önemli bir unsurdur.

Uygulama Planında, öncelikli gruplara götürülecek hizmetlerin hedefleri de ayrıntılı olarak belirlenmelidir. Hedefler, yürütülen çalışmaların çıktıları olduğundan son derece önemlidir. Hedeflere ulaşılmasının sorunu akut olarak yaşayanlara, sosyal devlete, kamuoyuna ve vicdanlara bakan yönü vardır.

Uygulama Planında yer almasında yarar gördüğüm hedeflerden bazıları şunlardır:

1.Depremin akut döneminde gösterilen olağan tepkileri normalleştirmek,

2.Bunlarla başa çıkabilme becerilerini ortaya çıkarmak, bu becerileri güçlendirmek,

Depremin yarattığı olağan tepkilerin ve yaşanan kayıplardan kaynaklı ortaya çıkan yas süreci hakkında insanları bilgilendirmek, desteklemek,

Akut dönemin ardından deprem etkileriyle işlevsel biçimde başa çıkmakta güçlük yaşayan öncelikli grupları ve yetişkinleri gerekli uzman desteği ile takip etmek,

öncelikli grupların sosyal ve gündelik yaşamlarını güçlendirici sosyal aktivite programları oluşturmak,

Düzenli takipleri sürdürülen kişilerle gerektiğinde uzman kişilerin yapacağı değerlendirmeler sonucunda psikiyatrik/medikal müdahale süreçleri başlatmak, takip etmek,

Depremde enkaz yaşantısı olan/depremden ötürü aile bireylerini kaybeden/genel olarak depremden etkilenen çocukların yaşayabilecekleri güçlüklerle başa çıkabilmeleri için ‘çocuklarla sanat, doğa ve spor aktivite programları’ oluşturmak,

‘Sanat, doğa ve spor aktivite programlarıyla,

Çocukların travmayla başa çıkma mekanizmalarını ortaya çıkarmak ve güçlendirmek,

Akut dönemde ortaya çıkan bazı tepkileri normalleştirerek, deprem öncesindeki gündelik yaşam düzenlerine ve alışkanlıklarına dönmelerinde çocukları desteklemek,

Çocukların kendilerini ifade edebilme yeteneklerini desteklemek ve güçlendirmek,

Travma dışında çocuklarda depremden dolayı meydana gelebilecek çeşitli sorunlara (enürezis -alt ıslatma-, içe çekilme, uyum problemleri, okul başarısızlığı gibi.) dair hem çocuklarla hem de çocukların aileleriyle destek çalışmaları planlamak,

Çocukların sosyalizasyon süreçlerini kurumsal veya bireysel çözümlerle desteklemek,

Planlanacak ‘eğitim destek programları’ ile çocukların okuldaki resmi eğitim süreçlerinin desteklenmesi ve eğitim süreçlerinin sürekliliğinin sağlanması konusunda çocuk ve aile ile iletişim halinde çalışmalar yürütmek,

Psiko-Sosyal Destek Ekibi Kimlerden Oluşmalıdır?

Uygulama Planında ayrıntılı olarak belirlenmesi gereken diğer önemli bir husus da psiko-sosyal destek hizmetlerini sunacak profesyonellerin kimlerden oluşacağıdır. Bu konuda dünya uygulamalarına bakıldığında ekibin yer yer farklılıklar gösterdiği gözlenmekle birlikte kesin olan bir şey vardır ki o da EKİP ÇALIŞMASI’dır. Psiko-sosyal destek programları nerede ve hangi şartlar altında verilirse verilsin bir ekip çalışması ile yapılmak zorundadır.

Dünyada örneklerine bakıldığında bu ekibini kimlerden oluşması gerektiği muamma değildir. Bu konuda aşağıda bir öneri yapılmaktadır. Söz konusu ekibin uygulama sırasında mesleki çatışmalarla karşılaşmaması için de görev ve iş analizleri ile yetki ve sorumluluklar ayrıntılı olarak belirlenmelidir.

Ekibin belirlenmesi sırasında dikkat edilmesi gereken bir hususa daha dikkat çekmek istiyorum. İmkanlar ölçüsünde oluşturulacak psiko-sosyal destek ekiplerinde bulunacak meslek elemanlarının acil travma sonrası müdahale konusunda özel eğitim alması gerekmektedir. Başlangıçta bu özelliklerde ekipler oluşturulamaması halinde belirlenecek ekip üyelerine bir zaman dilimi içerisinde bu eğitimler verilmelidir.

Psiko-sosyal Destek Hizmetleri Ekibini oluşturan meslek elemanlarının sayısı olay ve ihtiyaca göre değişebilmekle birlikte bu ekipte mutlaka olması önerilen meslek elemanları şunlardır.

Psikiyatri uzmanı hekim

Psikolog

Sosyal Hizmet Uzmanı

İş ve Uğraşı Terapisti

Rehabilitasyon Hemşiresi

Konuşma Terapisti,

Çocuk Gelişim ve Eğitimcisi,

Rehber Öğretmen,

Ülkemizde afetler sonrasında yürütülecek olan psiko-sosyal destek programlarının hazırlanması, uygulanması, geliştirilmesi şüphesiz kamu desteği olmadan yapılamayacak bir iştir. Sadece kısa bir bilgi vererek farkındalık oluşturmaya çalıştığım bu konuda ilgili tarafların da katılımıyla uzun süreli çalışmalara ihtiyaç olduğu muhakkaktır. Bu çalışmaların bir an önce yapılması temennisiyle…

Uzm. Süleyman DEMİREL

http://www.suleymandemirel.com.tr/