rizeyy.JPGBir genç evlenme hazırlığına girişmişti. Kendisi, henüz küçükken anne ve babasını kaybetmişti. Bırakılan bir miktar mülkün geliri ve akrabalarının yardımıyla tahsilini bitirmiş, kazançlı ve dürüst bir iş sahibi olmuştu. Ancak, küçük yaşta hem annesini, hem babasını yitirmenin hüznünü hayat boyu hep yanında taşımıştı. Evlenme kararını vermesinin ardından, bu temiz ahlâklı gencin neşesi artmış, hayat bağları daha da kuvvetlenmişti. Ancak, düğünden birkaç gün önce, bozuk bir yüzle bana geldi. Belli ki, bir üzüntüsünü anlatacaktı. Fakat başlangıç kelimelerini bulup çıkarmanın güçlüğü içindeydi. Meslek icabı ‘acaba nasıl başlasam’ problemini daima hisseden bir dostu olarak, onu sıkmadım. Bir süre sonra, rüzgâr yiyip dayanağından kurtulan bir kapı gibi gümledi.

Anlattığına göre, o sabah, nişanlısının teyzesi biraz küçümser bir edayla yanına gelip, ona şöyle demiş:

“Ahbaplarımız kızımızın kiminle evlendiğini öğrenmek istiyorlar. Sizi söylüyoruz, ama soruyorlar; acaba kimlerden diye. Ne dememizi arzu edersiniz?”

Delikanlı, bu soruya da, bu sorunun sorulma biçimine de içerlemiş. Ama, cevabı da yapıştırmış:

“Hanımefendi, ‘dürüst ve karakterlilerden’ dersiniz, oldu mu?”

Feyyaz Tokar’ın aktardığı bu öyküyü okuduğumda, aklıma bizim çocuklar geldi. Toplumuzda da yaygın olan önyargılı yaklaşım biçimi nedeniyle, birçok kişi Çocuk Yuvaları ve Yetiştirme Yurtlarında barınan çocuk ve gençlerimiz hakkında yanlış izlenimlere sahip olabilmektedirler. Zaman zaman olumsuz bazı haberlerle gündeme gelen ve haksız değerlendirmelere maruz kalan bu çocuklarımızı anlamak için onlarla birlikte hayatı paylaşmanız gerekmektedir.

Korunmaya muhtaç çocuğu 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu şöyle tarif eder: “Beden, ruh ve ahlak gelişimleri veya şahsi güvenlikleri tehlikede olup;

1. Ana veya babasız, ana ve babasız,

2. Ana veya babası veya her ikisi de belli olmayan,

3. Ana ve babası veya her ikisi tarafından terk edilen,

4. Ana veya babası tarafından ihmal edilip; fuhuş, dilencilik, alkollü içkileri veya uyuşturucu maddeleri kullanma gibi her türlü sosyal tehlikelere ve kötü alışkanlıklara karşı savunmasız bırakılan ve başıboşluğa sürüklenen çocuk, korunmaya muhtaç çocuktur. Ama o, kelimelerin ifade ettiği kalıpların dışında ayrı bir dünyadır. Psikolojinin parmak izi kadar kişiye özgü olduğunu artık biliyoruz. Her insanın farklı kabiliyetlerle dünyaya geldiği düşünüldüğünde, eğitimin önemi daha da iyi anlaşılmaktadır. Her birisi farklı bir âlem olan bu çocuklarımızın, var olan potansiyellerinin toplum yararına kanalize edilebilmesi için programlı bir kurum çatısına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu fonksiyonu icra etmek üzere 13-18 yaş grubu kimsesiz çocukların yetiştirilip hayata hazırlandığı “Yetiştirme Yurtları” açılmıştır. Yetiştirme Yurtlarına 7-12 yaş dönemini yuvada geçiren çocuklarımız ya da ailelerinin yanındayken muhtaç duruma düşmüş gençlerimiz alınmaktadır. Yurtlarımızda, çocuklarımızın bir aile ortamında sahip olabilecekleri her türlü imkân sağlanmaya çalışılmaktadır.

Rize İlimizin merkezinde kimsesiz çocuklara kucak açmış Yetiştirme Yurdumuzda 80 çocuk barınmaktadır. Yeşermiş söğüt dallarının gölgelediği yurdumuzun bahçesinde uzak ufuklara bakar gibi düşüncelere dalmış gençler görürüsünüz. Belki içinizde buruk bir acıma duygusu uyanır, ya da hiç fark etmeden oradan uzaklaşır gidersiniz. Birçoğu ümitlerin tükendiği anlarda Devletimizin uzattığı şefkat eli ile yeniden hayata umutla bakma fırsatı yakalamıştır. Anne-babalarını kaybetmenin ve yoksulluğun hüznü sarmışken tüm bedenlerini; o an uzanan bir çift yardım eli onları nezih ve huzur dolu yurt ortamıyla tanıştırmıştır. Bildikleri ortamlardan ve yakınlarından ayrılmak ilk anda zor gelse de, sunulan hizmetin kalitesiyle ve aile sıcaklığını aratmayan yaklaşım tarzıyla yeni aile ortamlarına çabucak ısınırlar. Aynı ortamı paylaştıkları arkadaşlarının yaşam öyküleri birbirinden çok farklı da olsa, ortak bir noktaları vardır; o da ilgi ve şefkate muhtaç oldukları gerçeğidir. Hizmetlerimizin sunumunda hep bu gerçek ön plânda tutulur. Yetiştirme Yurdu’nda görev yapan her yetişkin; burada barınan çocukların babası, annesi, ablası ve abisi olduğunun bilincinde olarak görev yapmanın ötesinde, manevi büyük bir sorumluluğun omuzlarına konulduğunun da farkındadırlar.

Yüreklerinde küllendirdikleri ana-baba hasretini, bakışlarına gizledikleri umutlarını ve kader arkadaşlarına yasladıkları sırlarını dışardan seyrederek anlayamazsınız. Acı dolu geçmişlerine rağmen, dimdik duruşları sizi hayrete düşürür. Hassas duyguları sayesinde, zengin birer iç dünyaları olan bu çocuklarımız, yaşama dair her şeye duyarlıdırlar. Çünkü hayatı acılardan öğrenen insanların erken olgunlaştığı yönünde yaygın bir kanaat vardır. UNICEF’in de desteklediği bir organizasyon olan II. Ulusal Çocuk Meclisi’nde Ülkemizin dört bir yanındaki yuva ve yurtlardan gelen çocuk temsilcilerini dinleme fırsatı bulduğumda, sorunları dile getirme cesaretlerini ve duyarlılıklarını takdirle izledim. O masum ve çekingen görünümlerinin altında düşünen bir beyin ve duyarlı bir kalp taşıdıklarını görmek beni geleceğimiz açısından ümitlendirmiştir.

Her insanın masum olarak doğduğu gerçeğinden hareket edersek, korunmaya muhtaç duruma düşmek hiçbir çocuğun kendi iradesi ile tercih ettiği bir durum değildir. Hayatlarının bir döneminde onların başına gelen bu durum, aslında hepimizin başına gelmesi muhtemel olan bir sonuçtur. Dolayısıyla himayeye muhtaç duruma düşmüş bu çocuklarımızı toplumsal yaşama kazandırmak bütün insanımızın sorumluluğundadır.

Anayasamızın II. maddesinde Ülkemizin “sosyal bir hukuk devleti” olduğundan bahsedilir. Sosyal devlet olmanın gereklerinden birisi olan korunmaya muhtaç çocukların himaye edilmesi ve yeniden sosyal hayata kazandırılmasıdır. Bu amaçla kurulan Çocuk Esirgeme Kurumu her geçen gün hizmet kalitesini arttırarak yoluna devam etmektedir.

Bir aile için akrabalık ilişkileri ne kadar önemliyse; -Kuruluşlarımızı da Türkiye’nin en büyük ailesi olarak kabul edersek- gönüllü her katılımın bu aileye güç kazandırdığını söyleyebiliriz. Katılım denilince sadece maddi anlamda düşünülmemeli, kimsesiz bir çocukla geçireceğiniz kısa bir zaman dilimi bile, belki onun yaşamında unutulmaz izler bırakacaktır. Sevgi yüklü duygularla, saçlarını okşadığınız elinizin şefkatli kokusunu ömür boyu hatıralarında taşıyacak ve bir gün size olan vefa borcunu insanlığa faydalı olarak ödeyecektir. “İnsana yatırım yapmak isteyen ‘yüz yılı’ göze almalı” gerçeğinden hareket edersek; sabırla toprağı kazan çiftçi gibi, sevgi suyu ile şefkat toprağında yeşerteceğimiz genç fidanların ileride meyveli birer ağaçlara dönüşmesi bizlere gurur vermelidir.

Zeki Karataş, Sosyal Hizmet Uzmanı. Rize Yetiştirme Yurdu Müdürlüğü, 2003.