sh_din.jpgTürkiye’de Sosyal Hizmetler ve İlkeleri: Türkiye’de Sosyal Hizmet 1960 ihtilalı sonrasında 1961 Anayasasının getirdiği ‘sosyal devlet’ ilkesi, sosyal hizmet eğitimi ve sosyal hizmetler açısından, dönemin en önemli kazancı olmuştur (Sosyal Hizmet Eğitiminde Yeni Yaklaşımlar, 2005, 118). Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’yla (1963-67) birlikte sosyal hizmet ve yardım politikalarında, yatırımlarında ve uygulamalarında sistematik düzenlemeler yapılmıştır (Danışoğlu, 1987, 2). Bu yıllardan sonra devlet politikası olarak sosyal hizmet mesleğinde önemli gelişmeler olmuştur. Öyle ki Sosyal Çalışma, Türkiye’nin modernleşmesine ve demokratikleşmesine hizmet eden bir araca dönüşmüştür. Zaten Sosyal Çalışma mesleği, insancıl ve demokratik ideallere dayalı bir meslektir (Kut, 1988, 11-14). İnsana değer veren bir meslek olmasından dolayı ‘her bireyin kendi kaderini kendisinin tayin etme hakkı olduğu’ değerini ön planda tutmuştur.

Sosyal Hizmet mesleği değerleriyle var olan bir meslektir. Sosyal Hizmet Uzmanı uyguladığı müdahalenin her aşamasında, kişinin önemi, değeri, karar verme hakkı, kişinin kendini gerçekleştirmesi ve topluma katkıda bulunma sorumluluğu gibi temel değerleri gözetmektedir (Koşar, 1992, 25).

Sosyal Hizmetin meslek olarak uygulamasında önemsenen konuların başında etik olgusu gelmektedir. Mesleki yöntemlerin uygulanmasında sosyal çalışma etiği değişmeye ve gelişmeye açıktır. Etik değerler mesleğin, mesleki uygulamaların ve sosyal çalışmacının gelişimine yol gösterir (Cılga, 2004, 73). Değişen toplum ihtiyaçlarına cevap arar.

Uluslararası Sosyal Çalışmacılar Federasyonu(IFSW) 1976’da sosyal çalışmacı meslek elemanları için belirleyici olarak etik konuları dile getirmiştir. On iki maddelik bu etik kuralların sosyal çalışmacılar tarafından yerine getirilmesinde din faktörü üzerinde durmadan önce birey, toplum ve din üçlüsüne bir bakalım. Din’in insan hayatındaki fonksiyonuna bir göz atalım.

Birey-Toplum Ve Din

Sosyal Hizmet Çalışanının meslek etiğini kabullenip bu doğrultuda çalışma yapması için dini yönünün güçlü tutulması gerektiğini söylüyoruz. Bu konuda dinin birey ve toplum için etkisi üzerinde duralım. Antony Giddens’in ifadesiyle din çok yönlü olarak güven verici bir araçtır (Giddens, 1998, 102).Güven vermek yetmez insan hayatta karşılaştığı her olay ve duruma anlamlı ve anlamsız cevaplar veren ve ona nasıl yaşaması gerektiği hususunda yol gösteren bir zihni muhtevalar sistemidir (Hökelekli, 1993, 116). Din insan için öyle bir fonksiyondur ki insanların dış dünyayı algılamalarında ve kendini o dünyada belirli bir yere yerleştirme modeli olarak fonksiyon görür (Mardin, 190, 25). Yetmiyor din, dağınıklığa, düzensizliğe, çaresizliğe, acze, ümitsizliğe karşı kalkandır. Fedakârlık, özveri, sabır, çalışma, mücadele gibi hasletler kaynağını dinden alır. Hayatın güçlüklerini tahammülle karşılamakta din, insana kuvvet verir (Yümni, 2000, 376). Şu deyişe de kulak vermek önemli diye düşünüyorum. ‘Din, insan içindir, insan, din için değildir. Allah insanı din için değil, dini insan için göndermiştir. Dolayısıyla din araçtır.'(Kılıç, 1995, 41) Anlaşıldığı üzere din, kişiyi birey-birey, birey-toplum ekseninde güçlendirmektedir.

Sosyal Hizmet Etiği Ve İslam’ın İnsana Bakışı

Sosyal çalışma etiği mesleğin etik kurallara göre yorumlanması ve uygulanmasını sağlar; böylelikle toplumu doğru uygulanmış bir meslekle yüz yüze kılar; Sosyal hizmet etiği ise, bir sosyal çalışma uygulama alanında hizmet üreten her meslek ve hizmet erbabının insana yönelik belirli etik değerlere uygun olarak çalışma yapmasını öngörür. Sosyal çalışmacı mesleki pratik içerisinde bir takım zorunlu etik ilkeleri içselleştirmesi gerektiği bilincindedir. Mesleki uygulamalar ve mesleki tutumun olmazsa olmaz koşulu bu belirlenmiş etik ilkeleri hatırda tutmak bir yana onları/sosyal çalışma etiğini (ethics of social work) her defasında yeniden üretmekten geçer (Cılga, 2002, 128-137). Ayrıca sosyal çalışmanın ahlak kuralları, sosyal çalışmacının, müracaatçıları ve meslektaşları ile kuracağı ilişkilerde bir takım davranış standartlarını kapsar (Kut, 1988,12). Türkiye’de Sosyal Hizmet Uzmanları Derneğinin 1997 yılında yapılan 4. Olağan Genel Kurulunda Uluslararası Sosyal Çalışmacılar Federasyonu’nun (ISFW) sosyal çalışma mesleği ile ilgili etik ilke ve sorumlulukları kabul edilmiş ve 2004 yılında ‘Sosyal Hizmet Mesleğinin Etik İlkeleri ve Sorumlulukları’ adında bir kitapçık çıkarmıştır (Şeker, 2008, 112). On iki maddelik bu etik ilkeler ve sorumluluklar dâhilinde, sosyal çalışmacı yaşamı seven, mücadeleden kaçınmayan, duygulu, fakat duygularını kontrol altına alabilen, sıcak, fakat gerçekçi, peşin hükümlü olmayan, insanların yaşama hakkı olduğunu çok iyi algılayan, insanları ayırt etmeden edebilen bir kişi (Dönümcü, 2004, 183) olarak tanımlanabilir. Tüm bu ortak kabul görmüş standartların yanında uygulama öznesi, sosyal çalışmacın da bir takım yetkinliklere/kişisel özelliklere sahip olması beklenir. Bu nedenle sosyal çalışmacı olmayı engelleyen birtakım özelliklerin bellekte tutulmasında yarar vardır. Örneğin iyi bir sosyal çalışmacı olmayı engelleyebilecek bazı kişisel özellikleri şunlardır. İnsanlara hizmet vermek yerine onlar hakkında bilgi toplamaya ilgi duymak, aşağılık duygusu, sevilme ihtiyacı gibi kontrol edilemeyen güçlü kişisel gereksinimlere sahip olmak ve olayları öncelikli ahlaki yönden ve önyargılarla değerlendirilmeye yönelmek (Tufan, 1993, 1-10). Evet, bu olumsuz durumları giderebilmek için sosyal çalışmacının dini yönünün destekleyici faktör olacağına inandığımızdan dolayı şimdi de İslam dininin insana bakışını değerlendirelim. İslam’ın insana vermiş olduğu değeri anlayan her sosyal çalışanın mutlaka meslek etiğine bağlı kalma vicdanını geliştireceğine inanıyoruz. Biz sadece İslam’ın insana vermiş olduğu değeri işlemekteyiz, umuyoruz ki İslam Dinin daha diğer özelliklerini anlamak sosyal çalışmacının mesleki tutumlarına katkı sağlayacağına inanıyoruz.

İslam Ve İnsan

Yeryüzünde yaratılan canlılar arasında gerek fizyolojik/biyolojik ve gerekse psikolojik açıdan en değerli, en üstün ve en seçkin varlık kuskusuz insandır. Çünkü insan olarak vasıflandırdığımız bu varlık, diğer canlılardan daha üstün meziyet ve özelliklerle donatılmış, Allah tarafından kendisine ruh üflenilerek (Secde, 32/9) yeryüzünde halife kılınmış (Bakara, 2/30), hatta meleklerden de üstün tutulmuş(Bakara, 2/34), yaratılanların en şereflisi konumuna yükseltilmiştir. Kur’an-ı Kerimde bu gerçek şöyle anlatılıyor: ‘Muhakkak ki, Biz insanı en güzel şekilde yarattık, sonra onu aşağıların en aşağısına indirdik, yalnız inanıp hayırlı işler yapanlar bunlar müstesnadır. Onlara kesintisiz mükafat vardır’ (Tin, 95/4-5). ‘And olsun ki, Biz insanoğlunu şerefli kıldık’ (İsra, 17/70). İslam anlayışına göre insan, Allah katında değerini ve üstünlüğünü ancak manevi değerlere bağlı oranda koruyabilir(Seyyar, 2008,181). Vermiş olduğumuz ayet örneklerinde Allah’ın insanı devamlı muhatap alması insana vermiş olduğu değeri göstermektedir. Yunus Emre’nin “yaratılanı severiz/ yaratandan ötürü” dizeleri yaratan ile yaratılan arasındaki ilişkiyi çağlara haykırmıştı.

İnsan, bu dünyadaki diğer canlılardan farklı olarak, maddi ve biyolojik niteliklere ilaveten akıl, bilgi ve irade gibi manevi imkânlara da mazhar olmuştur(Çağrıcı, 1995,V, 112). Bu meziyetler insanı diğer canlılardan ayıran alamet-i farikadır. Dolayısıyla bu değer, şeref ve üstünlük onun; akıl, fikir ve irade ile donatılması, iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan, hakkı batıldan, hayrı şerden ayırabilecek yeteneğe sahip olması, ilahi emaneti/sorumluluğu yüklenmesi ve ilahi tekliflere muhatap kılınması sebebiyledir. İnsanın bu üstünlüğü onun maddi ve fiziki yapısı ile ilgili değil, manevi ve ruhi yapısı ile ilgilidir. Bu konuda insanların bedensel açıdan sağlıklı ve engelli oluşları hiç önemli değildir, çünkü her insan saygındır(Karagöz, 2003, 1).

İslam’da şeref ve haysiyet, onur ve izzet manevi evrensel değerlerdedir. Ayet-i kerimeler bunu açıkça ifade eder: “Allah katında en üstün olanınız Allah’tan en çok korkanınızdır.”(Hucurat, 49/13)”Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır; fakat O’na sadece sizin takvanız ulaşır” (Hacc, 22/37). Hz. Peygamber evrensel mesajları haber verdiği veda hutbesinde şöyle buyuruyor: “Ey insanlar! Şuna dikkat ediniz ki, sizin Rabbiniz birdir; babanınız birdir. Arabın arab olmayana, Arab olmayanın araba; beyazın siyaha, siyahın beyaza Allah korkusu dışında hiçbir üstünlüğü yoktur”(Hanbel,V, 411).

Hz. Peygamberin yaşadığı bir olayın üzerinde düşünmemiz çok anlaşılır olacak çünkü insana değer noktasında Hz. Peygamberi Allah’ın uyarması söz konusu. Bu olay Abese suresinde şöyle bahsedilmiştir. Abese suresinin ilk on ayetinde, Hz peygamber ile ama sahabi Abdullah b. Ümmi Mektum arasında cereyan eden şu olay anlatılmaktadır: Kureyş’in ileri gelenlerine İslam’ı anlatırken gözleri görmeyen Abdullah b. Ümmi Mektum yanına gelerek Hz. Peygamber’den kendisine İslam konusunda aydınlatmasını ve bilgi vermesini istemişti. O’nun bu tutumu Hz. Peygamber’in hoşuna gitmemiş, sözün kesilmesini istememiş, bundan dolayı ona karşı ilgisiz davranarak onun isteklerine cevap vermemiş ve yüzünü çevirmişti(Karlığa ve Çetiner, 1993,182-183).

Yüce Allah, bu olay akabinde O’nun bu tavrını şöyle tenkit etmiştir:”(Peygamber), amanın kendisine gelmesinden ötürü yüzünü ekşitti ve geri döndü. Ne bilirsin, belki o temizlenecek? Veya öğüt alacak da o öğüt ona fayda verecek. Kendini muhtaç görmeyene gelince, sen ona yöneliyorsun. Oysaki onun temizlenip arınmasından sen sorumlu değilsin. Fakat sen, koşarak ve (Allahtan) korkarak sana gelenle ilgilenmiyorsun”(Abese, 80/1-10). Ayette geçen ifadelerden anlaşılacağı üzere Hz. Peygamber, olay esnasında Mekkelilerin önde gelenlerine İslam’ı tebliğe fazlaca kendini kaptırmıştı. Çünkü O, kendilerine dini tebliğ ettiği kişilerin Müslüman olacaklarını umuyor ve Müslümanların güçlenmesini arzu ediyordu.

Görme engelli olan Abdullah b. Ümmi Mektum’un ihmal edilmesi, onunla ilgilenilmemesi Allah tarafından hoş karşılanmamıştır(Erdoğan, 1993, 527). Bu olaydan sonra Hz. Peygamber, Abdullah b. Ümmi Mektum’un yanına her gelişinde ona “Ey hakkında Rabb’imin beni itab ettiği (uyardığı) zat merhaba” der ve urbasını altına sererdi(Naim, 1975,580). Hz. Peygamber urbasını altına sermekle kalmamış, hicretten önce Medine’de Kur’an öğreticisi olarak görev yaptırdığı gibi Abdullah b. Ümmi Mektum’u Mescid-i Nebevi’de müezzin olarak görevlendirmiştir. Veda haccına ve Uhud savaşına gidişi de dâhil, çeşitli zamanlarda Medine dışına çıktığında 13 defa Medine’de kendi yerine vekil bırakmış, namazları da o kıldırmıştır  (İbnü’l-Esir, 1999, 434-435). Aynı zamanda bu olaydan şu da anlaşılmaktadır, engelli bir kişiye toplum içinde bazı görevler vererek toplumda rehabilite edilmesidir.

Netice de İslam anlayışına göre her şey, insan merkezli düşünülmekte ve ele alınmaktadır. Evreni değerli kılan insandır. İnsanı insan yapan, insanı üstün kılan, yücelten hususlar da evrensel içerikli manevi değerlerdir. Bu değerlere sahip olmayan bir kişinin Allah katında bir değeri ve kıymetinden bahsedilemez (Seyyar, 2008, 190).

Avrupa Ülkelerinde Din Ve Sosyal Hizmet

Bütün bu dediklerimizin teoride kalmaması için AB’nin sosyal hizmetler sistemini tahlil ederken kabul ettiği üç modelden biri olan Korporatif Model dâhilinde (Führ,2002) Almanya’da (Dini) Sosyal Hizmet Hakkında da bilgi vermek istiyorum. Almanya’da örgün eğitim dizeyinde sosyal hizmetler eğitimi, genelde 9 yıllık eğitimden sonra değişik isimler altındaki üç yıllık meslek okullarında verilmektedir. Sosyal içerikli mesleki eğitim, hem devlete ait mesleki okullarda, hem de kiliselerin ve dini cemaatlerin özel eğitim kurumlarında sağlanmaktadır. Sosyal hizmetler için duyulan ara elemanların mesleki eğitimi, ağırlıklı olarak dini kuruluşlar aracılığıyla gerçekleştirilmektedir. Eğitim için yapılan masrafların finansmanı ise, Sivil Toplum Kuruluşlarının kendi kaynaklarından ve devlet teşviklerinden sağlanmaktadır. Ayrıca Almanya’da Dini Sosyal Hizmet sosyal İlahiyat, ilahiyat(Din eğitimi) ve sosyal hizmetler (sosyal pedagoji ve sosyal çalışma) bilimlerinden oluşan bir bilim ve meslek olarak işlemektedir. Sosyal İlahiyatçı öğrenciler, sosyal hizmet uzmanlarına verilen temel dersleri almak mecburiyetinde oldukları gibi, din pedagojisi, psikoloji ve ahlak gibi konularda bilgi sahibi olmaktadırlar. Sosyal İlahiyatçılar, gerek kiliselere ait sosyal kurumlarda, gerekse devletin değişik sosyal hizmet kurumlarında ya sosyal hizmet uzmanı ya din adamı(ilahiyatçı) olarak veya her iki fonksiyonu birlikte üstlenerek sosyal ilahiyatçı(Seelsorger) ünvanıyla görev alabilmektedir(Seyyar,2002,99).

Sonuç

Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Din Psikolojisi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. M. Necati Kula’nın yapmış olduğu araştırma dikkat çekici. Çorum ilinde on sekiz yaş üstü olan 202 lise ve üniversite öğrencileriyle yapılan bir araştırma. Yapılan araştırmada sosyo-ekonomik düzeyi orta olan engelli olmayan bireylerin dini tutumları ile engellilere yönelik tutumları arasında olumlu bir korelasyonun olduğunu ispatlanmıştır(Seyyar, 2008, 276). Yapılan bu çalışmada toplumda fiziki/biyolojik yoksunluğu olan bireylere dini tutumlu bireylerin daha duyarlı olduğu anlaşılmaktadır.

Toplumun hizmetkârı olan sosyal çalışanın mesleki kazanımlarını birde Hz. Peygamberin nazarında bakalım. Hz. Peygamber, insanların hizmetinde bulunmuş kişilere her zaman değer vermiş ve onları unutmamıştır. O, Mescid-i Nebiyi temizleyen zenci bir kadının hasta olduğunu öğrenince onu ziyaret eder, eğer ölürse kendisine haber edilmesini ister. Bu kadın vefat ettiğinde gece olduğu için Hz. Peygamber rahatsız olmasın diye haber verilmez ve gece cenaze defnedilir. Hz. Peygamber durumu öğrenince üzülür ve kadının kabrine giderek cenaze namazını tekrar kılar(Buhari, Salat, 72). Bu olaydan da anlaşılacağı üzere Hz. Peygamber toplumun hizmetkarı olan bir kadına ne derece değer verdiği anlaşılmaktadır. ‘Allah’ın dini insan için göndermesini’ algılayamamak dinin farklı yorumlanmasına neden olabilmektedir. Hal böyle olunca dini bir engel olarak görebilmekteyiz. ‘Din, insan içindir, insan, din için değildir’ perspektifi dinin bir amaç değil araç olduğunu öğretmektedir. Topumun refahı için çalışan sosyal çalışana İslam Dinin vermiş olduğu değer ortada iken sosyal çalışmacının dini yönünü güçlendirmemek kanaatimizce doğru olmayacaktır.

M Fatih PINAR / Selçuk Üniversitesi Sosyal Hizmet Bölümü Öğrencisi.

KAYNAKÇA

1-Dr. ONAT,Ümit. Sosyal Hizmet Sempozyumu’2002; Sosyal Hizmet Eğitiminde Yeni Yaklaşımlar,Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmetler Yüksekokulu yayın no:17,Ankara,2005

2-Danışoğlu, Emel.Sosyal hizmet Açısından Beş Yıllık Kalkınma Planları ve Planlı dönemde Sosyal Hizmet uygulamaları, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmetler Yüksekokulu Dergisi Cilt 5, Sayı 1,Ocak 1987,ss1-16

3-Kut, Sema. Sosyal Hizmet Mesleği Nitelikleri Temel Unsurları Müdehale Yöntemleri, Ankara,1988,11-14

4- Koşar, G. Nesrin. Sosyal Hizmetlerde Aile ve Çocuk refahı Alanı, Ankara, 1992, 25

5- Cılga, İbrahim. Bilim Ve Meslek Olarak Sosyal Hizmet, Hacetepe Üniversitesi Sosyal Hizmet Yüksek Okulu Yay:016, Ankara,2004,73

6- Hökelekli, Hayati. Din Psikolojisi, TDV Yay., Ankara, 1993, 116

7- Giddens, Antony. Modernliğin Sonuçları, Çev. Ersin Kusdil, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 1998,102

8- Mardin, Şerif. Din Ve İdeoloji, İletişim Yayınları, 4. Baskı, İstanbul, 1990,25

9- Kılıç, Recep. Dini nasıl anlamalı?, Hz. Muhammed ve Gençlik, D.V.Y., Ankara, 1995,41

10- Cılga, İbrahim. ‘Geleceğe Yöneliş İçin Mesleki Güçlerin Devingenliği’ Sosyal Hizmet Eğitiminde Yeniden Yapılandırma İ. H. Ü. SHYO Yay. No:12, Ankara, 2002, 128-137

11-A.g.e

12- Şeker, Aziz. 21. Yy. ‘da Sosyal Adalet Arayışında Sosyal Çalışma Mesleği, Sabev Yayınları, Ankara, 2008,112.

13- Tufan, Beril. Sosyal hizmet Mesleğinde Uzman Müracaatçı İlişkisi, HÜ. SHYO Dergisi,10. Cilt, Sayı 1-2-3, 1993,1-10.

14- Dönümcü, Şadiye. Yaşamla Bütünleşen Bir Mesleğin Öyküsü, Sema Kut Ve Sosyal Hizmet SHUDGM Yay. Ankara,2004, 183-185

15- Allah tarafından ruh üflenmesiyle ilgili ayetler: Secde 32/9, Sad 38/72, Hicr 15/29

16- İnsanın yeryüzüne halife olarak gönderilmesi ile ilgili ayetler: Bakara 2/30, En’am 6/165, Yunus 10/14, A’raf 7/69,74, Neml 27/62, Fatır 35/39

17- Seyyar, Ali. Manevi Sosyal Hizmetler, Rağbet yayınları, İstanbul,2008, 181.

18- Çağrıcı, Mustafa. Asr-ı Saadet’te oluşan İslam Ahlakı, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları, İstanbul, 1995, V,112

19- Karagöz, İsmail. “Kur’an’ın Engellere Yaklaşımı”, Ülkemizde Engelliler Gerçeği Ve İslam(sempozyum), D.İ.B., Ankara, 2003, 1

20- Hucurat, 49/13

21- Hacc, 22/37

22- Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 411

23-  Seyyar, Ali. Manevi sosyal Hizmetler, Rağbet yayınları, İstanbul, 2008, 190

24- İbn Kesir, Hadislerle Kur’anı Kerim Tefsiri, terc. B. Karlığa- B Çetiner, Çağrı Yayınları, İstanbul, 1993, XV, 182-183

25- Abese, 80/1-10

26- Kadi İyad, Ebu’l-Fadl İbn Musa, Şifa-i Şerif, terc., Naim Erdoğan-H.S. Erdoğan, Çile Yayınları, İstanbul, 1980, 527.

27- İbnü’l-Esir el cezeri, İzzüddinEbu’l-Hasan Ali b. Muhammed, Üsdü’l-Gabe fi Ma’rifeti’s-Sahabe, thk., Muhammed İbrahim-Muhammed Ahmed Aşur-Mahmud Abdülvehhab, 1970, IV, 263;Abdullah Aydınlı, “İbn Ümmü Mektum”, DİA., İstanbul, 1999,XX, 434-435.

28- Seyyar, Ali. Teorik ve Pratik Boyutuyla Sosyal Bakım, II. Baskı, şefkatli Eller Yayınları, Ankara, 89-99

29- Führ, Axel. Europaeische KOnferenz der sozialen Dienste, Barcelona, 05-07.06.2002; www.socialeurope.com (Erişim: 28.09.07).

30- Buhari, Salat, 72; Müslim, Cenaiz, 71; Tirmizi, Cenaiz, 47.