6503816-md.jpgÇocuk psikolojisi üzerine bir kitabı okurken, dikkati çeken bir konuyu sizinle paylaşmak istedim. Salzman adlı yazar Çocukları Maneviyattan Uzaklaştırmanın Yolları başlığı altında şu tavsiyeleri sıralıyor:             

1. Çocuğunuza zorla dua ezberletin, ezberleyemediği zaman cezalandırın,

2. Yaramazlık yaptığı zaman Allah’ın onu cehennemde yakacağını söyleyip korkutun,

3. Din adamlarını, dindar akrabalarınızı ve komşularınızı çekiştirin, yaptıkları hataları sayarak gözden düşürün.

Bu notu çocuk sahibi arkadaşlara ya da çevremdeki ailelere aktardığım zaman, birçoğunun bu ve benzeri davranışlara kendilerinde veya çevrelerinde şahit olduklarını itiraf ettiklerini gördüm. Özellikle dindar ailelerin çocuklarını yetiştirirken yasakçı ve baskıcı yöntemlere ağırlık veriyor olması beni bir hayli düşündürmüştür. Baskı kadar, marazlı sevgi gösterisi de kişiliği olumsuz etkilediğine göre, bunun bir orta yolu olması gerekir. Çocukların psikolojisi neredeyse parmak izi kadar kendine özgüdür desem, mübalağa etmiş olmam herhalde. Bu nedenle konunun uzmanları da sürekli tavsiyelerini değiştiriyorlar. Freud’un derin etkisinde kalan 68 kuşağı psikologları çocuklara sınırsız özgürlük uygulamaktan bahsedip durdular (özellikle cinsellik konusunda). Bugünkü batı gençliği ve ülkemizdeki uzantıları hep bu anlayışın etkisiyle yetiştirilen nesillerdir. Dindar aileler de bu etkiden çocuklarını kurtarmak için çabaladıkları halde,  geleneksel yöntemlerle bu işin üstesinden gelinemeyeceğini test edip şikâyet ediyorlar.  Herkes çocuğunun güzel ahlâklı olmasını ister. Ancak ahlâk meselesi bir sonuçtur. Öncesinde yerine getirilmesi gereken pek çok şartın oluşmasıyla kişiye hâkim olacak bir ruh halidir.

Yetişkinler tecrübe ve bilgi olarak çocuklardan üstün olmalarına rağmen, nedense bu tecrübelerini aktarma konusunda cimri davranırlar. Çocuklar doğal olarak bizi anlayamazlar, ama biz bir zamanlar çocuk olmamız dolayısıyla onların dünyasına inebiliriz. Daha dün çocuk olduğumuzu, saçma sapan sorularla yetişkinleri çılgına çevirdiğimizi ne çabuk unutuyoruz. Çocukların en hızlı öğrendikleri ve zihinsel altyapılarının % 80′ine yakınının tamamlandığı 0-6 yaş arası dönem bizim ülkemizde pek önemsenmez. Sorumluluklarımızı başkalarına ihale etme alışkanlığı burada da devreye girer. Çocuğun dünyada olup biten gerçeklerle ve nesnelerle ilk karşılaştığı yıllardaki izlenimler ve içinde yaşadığı aile ortamının şekillendirdiği tutumlar bir ömür boyu sergileyeceği davranışların alt yapısını oluşturmaktadır. Bu yaşta çocuğun sorgulamalarına kaçamak cevaplar vermek, ya da sen anlamazsın deyip geçiştirmek onun zayıf dimağını ve hayal âlemini destekten mahrum etmek demektir. Çocuklar bu yaşta gerçekle hayal arasındaki farkı pek ayırt edemedikleri için yaramazlık yaptığında “Allah seni yakacak” dediğinizde bunu ciddiye alacaktır. Hâlbuki Allah bulûğ çağına ermeyen çocuklardan hesap sormayacağını bildirmektedir. O tertemiz zihinlere ateşten kazanları olan bir Allah’ı tasavvur ettirmeye hakkımız olmadığına inanıyorum.

Çocukla kurulan iletişimin diyalogdan çok, monologa dönüştürülmesi, anne-baba çocuk arasındaki ilişkinin kopuk olması yönünde büyük etkendir. Sözel ya da fiziksel şiddet kullanarak çocuğa olan öfkenizi teskin edebilirsiniz, ancak bunun pratikte çocuğun probleminin çözümlenmesinde hiçbir yararı olmayacaktır. Çünkü “sen dili” kullanarak çocuk da olsa, karşı tarafı tahrik edip, inatlaşmaya sürüklediğimizin bilincinde olmalıyız. Bunun yerine “ben dili” kullanılarak iletişimi sürdürmenin yolları aranmalıdır. Bizden izinsiz, kıymetli bir eşyamızı tahrip eden çocuğa: “Sen ne hakla benim gözlüğümü kırdın, söyle bakalım!” demek yerine, “Gözlüğüme zarar vermen beni çok üzdü. Gözlüğüm olmadan bugünkü okumam gereken kitabı okuyamayacağım…” diyerek yaptığı hatanın önemini kavraması için ona süre kazandırmış oluruz. Bu şekilde çocuğa uzun vadede içgörü kazandırılarak, hatalarını anlama ve kendi duygularını tanıma fırsatı sağlanmış olur.

Günümüz çocuklarının ilgi alanları çok farklı mecralara kaymış bulunmaktadır. Görsel kültürün her yeri istila ettiği bir ortamda, çocukların dikkatlerini ciddi meselelere çekmek yoğun uğraşı gerektireceğinden, keşfettiğimiz metotları uygulamada ısrarlı olmalıyız. Çocukların psikolojisi “plastik”tir. Yetişkine göre şekil alma temayülü vardır. Biz aldığımız kararları uygulama konusunda sebat ve kararlılık gösterirsek çocuk bir süre sonra yeni duruma adapte olacaktır. Çocuktan beklediği doğruları önce kendi nefsinde uygulamayan ebeveynin şikâyete hakkı yoktur. Özellikle babalar ev dışında çok aktif ve kariyerine önem veriyor olmasına rağmen; evde donuk, asık suratlı, sabırsız ve ataletli ise çocuklardaki birçok problemin kaynağı belli oluyor demektir.

Özellikle çocukların güzel ahlaklı yetişmelerinde babalara büyük görevler düşmektedir. Sorumluluklarımızı başkalarına havale etme alışkanlığını terk edip, kendi çocuğumuzun eğitiminde bizzat aktif rol almalıyız.

Zeki Karataş / Sosyal Hizmet Uzmanı