beslemelik.jpgBeslemelik kurumu geçmiş yüzyıllardaki feodal tarım düzeni içerisinde hem koruyucu aile sistemi, hem de bir emek biçimi olarak yaygın şekilde kullanılmıştır. Bununla birlikte eskiçağlardan itibaren neredeyse bütün toplumlar içinde bir şekilde yer edinmiş olan bu kurumun önemi ve yaygınlığı günümüzde unutulmuştur. Geçmişte, besleme kullanımı öylesine geniş çaplı bir uygulama haline gelmiştir ki, zengin konaklarında onlarla ifade edilen sayılarda besleme istihdam edilmiştir. Kurumun yaygınlığı sadece geçmişle de sınırlı değildir. Günümüzde çok az sayıda da olsa, özellikle köylerde beslemelere rastlamak mümkündür. Beslemelerin geçmişteki yaygın kullanımı ve aynı zamanda da günümüzdeki durumları göz önünde bulundurulduğunda, bu kurumun incelenmesi toplumsal tarihimizin çok az bilinen bir yönünü gün ışığına çıkarması açısından ayrı bir önem arzetmektedir.

Son zamanlarda, toplumsal tarih konularına artan ilgiye paralel olarak, bu konuya olan ilgide oldukça az da olsa bir artış gözlenmektedir. Aslında kuruma yönelik ilgi çok da yeni değildir. Tanzimat döneminden itibaren beslemelerin konak hayatında üstlendikleri roller, toplumdaki yerleri ve görevleri roman ve tiyatrolar ile diğer edebî eserlerde popüler tarzda ele alınmıştır.

Türk toplumundaki beslemeler hakkındaki ilk inceleme sosyolog Ferhunde Özbay’ın Türkiye’de Evlatlık Kurumu: Köle mi, Evlat mı? isimli eseridir. Özbay’ın çalışması evlatlık ve beslemeler konusunda akademik düzeyde kaleme alınmış ilk eser olma özelliğini taşımaktadır. Konuyu daha ziyade sosyolojik açıdan ele alan bu çalışmada Cumhuriyet dönemine ağırlık verilmiş Osmanlı dönemi eksik olarak incelenmiştir.

Osmanlı dönemini Bursa Şer’iyye sicillerine dayanarak inceleyen ve diğer bütün araştırmalara referans olan tek inceleme ise, Abdurrahman Kurt’un konu hakkındaki araştırmasıdır. Abdurrahman Kurt’un Tanzimat Döneminde Koruyucu Aile Müesseseleri adlı makalesi koruyucu aile sistemini aydınlatıcı mahiyette olmasına karşın, kurumun tarihi kökenlerine inmeyişi konunun tam olarak açıklığa kavuşturulmasına engel olmuştur. Ayrıca bu makalenin başlığının özel bir şekilde Tanzimat dönemine hasredilmiş olması, beslemelik kurumunun Tanzimat döneminde başladığına dair bir izlenim vermektedir.

Doğrudan beslemelik konusunu esas alan tek araştırma ise  Nazan Maksudyan’ın “Foster-Daughter or Servant, Charity or Abuse: Beslemes in the Late Ottoman Empire” başlıklı makalesidir. Maksudyan bu çalışmasında, konuyu Osmanlı’nın son dönemiyle sınırlamakla ve hukuksal boyutu eksik olmakla birlikte, beslemelerin cinsel istismarı hususunda arşiv belgelerine dayalı son derece aydınlatıcı bilgiler vermektedir. 

Beslemelik kurumu ile bazı yönlerden benzerlikler gösteren Batı Avrupa’daki hizmetçilik kurumu ve bir yönden de aile içi emek biçimlerinin eşdeğer örnekleri batılı tarihçiler tarafından mükemmel denecek biçimde incelenmiştir. Özellikle Avrupa’da sosyal tarih çalışmalarının artması, hem köle hem de ev içi emeğe karşı ilgiyi artırmış ve konuyu çeşitli yönlerden ele alan eserler yazılmıştır. Özellikle Bridget Hill’in Servants: English Domestics in the Eighteenth Century, Tim Meldrum’un Domestic Service and Gender, Dorothy Marshall’ın The English Domestic Servant in History ve J. Jean Hecht’in The Domestic Servant Class in Eighteenth Century England adlı eserleri bu konuda yazılmış en önemli eserlerdir. Osmanlı konak hayatını da toplu olarak emek kavramıyla birlikte inceleyecek araştırmalara ihtiyaç vardır. Gerek arşiv kaynakları, gerekse hatıralar ile seyahatnameler de konuyu aydınlatacak derecede zengin malzeme içermektedirler.

Bazı araştırmacılar, beslemelik kurumunun örf-âdete dayalı geleneksel bir müessese olduğunu ve hukukî hiçbir güvencesinin bulunmadığını ileri sürmüşlerdir. Konu üzerinde derinlemesine ve müstakil bir araştırmanın yapılmamasının en önemli sebebinin de bu kanaat olduğu anlaşılmaktadır. Bu değerlendirme, kurumun akademik araştırmalarda bile yanlış anlaşılmasına yol açmıştır. Halbûki konu İslam hukukunda “icar” maddesi altında ayrı bir bölüm olarak ele alınmış ve tarihsel süreç içinde fetvaya dayalı olarak içtihat konusu yapılmıştır.

Konuyu ele alırken benzer kavramlardan dolayı, daha başlangıçta bile bir kavram karıştırması tehlikesiyle karşı karşıya kalınır. Besleme kavramı, zaman zaman birbirine yaklaşan ve iç içe geçen uygulamalardan ve çok hassas sınırlardan dolayı kölelik, evlatlık ve ahiretlik kavramlarıyla karıştırılmaktadır. İslam öncesi toplumlarda ve İslam hukukunda ayrı ayrı var olmakla birlikte beslemelikle evlatlık arasındaki çizgi zaten başından beri çok belirgin değildir. Belli bir dönemden itibaren, Türkiye’de beslemelik alma uygulaması evlatlık ve köleliğe benzer uygulamalar haline dönüşmüştür. Bu girift durum konuyu izah edilebilirlik ve anlaşılabilirlik noktasında daha da zor bir noktaya taşımaktadır. Başlangıçta, şu tespiti ifade etmek gerekir ki, beslemelik İslam hukukundan kaynaklanan sosyal bir kurumdur. Bu kurumun medeni hukuk ile şekillenen modern anlamdaki evlatlık kurumu ile birebir benzerliği bulunmamaktadır.

Bu çalışmada bu hususlara dikkat edilmeye gayret gösterilmiştir. Özellikle kitabın isminin seçimi azami bir dikkatin sonucudur. Çünkü bizce kurumun kendi orjinal isminin verilmesi ile eksik ve yanlış tanımlamaların önüne geçilebilirdi. Kurumun yapısına ileride daha da geniş şekilde değinileceği için burada yalnızca sistemin yarı hizmetçilik ve yarı koruyucu aile kurumu olarak ikame edildiğini belirtmekle yetiniyoruz. Kurumun evlatlık olarak adlandırılması çok uygun düşmezdi. Tam olarak hizmetçi emeği olarak değerlendirilmesi de doğru değildir. Onun için kurumun orjinal ismi olan “besleme” kelimesinin kurumun işleyişini ve tarihi seyrini daha iyi karşılayacağı kanaatine vardık ve bu şekilde isimlendirdik.   

Bu araştırma büyük ölçüde arşiv kaynakları ile Trabzon ve Karahisar-ı Şarkî Şer’iyye sicillerinden elde edilen verilere dayanmaktadır. Mahkemelerde düzenli bir şekilde günü gününe tutulan kadı sicilleri ait oldukları kazanın sosyo-ekonomik ve kültürel yönünü ortaya koyan en önemli ve güvenilir kaynaklardır. Bu yüzdendir ki, sosyal tarih araştırmaları yapanların ilk başvuru kaynakları Şer’iyye sicilleridir. Bu eğer aile kurumu gibi şahsî hukuk ile ilgili araştırmalar olursa zorunluluk halini almaktadır. Zira siciller, kendi ait oldukları dönemin insanlarının tutumlarını, zihniyetlerini, davranışlarını, hayat biçimlerini ve kurumlarını aksettirmektedir. Bundan daha önemlisi pratik uygulamalar ile teorik hukuk arasındaki farkı en iyi şekilde görebileceğimiz belge topluluklarıdır. Şer’iyye sicillerinin yanısıra Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde de, konu ile ilgili belgelerin sayısı az değildir. Bu kaynaklar da ihmal edilmemiş, bu belgeler elde edilerek araştırmada kullanılmıştır. Arşivden elde edilen bazı belgeler, kurumun işleyişi açısından son derece aydınlatıcı bilgiler vermiştir.

Siciller ve arşiv kayıtlarının yanısıra dönemin sosyo-ekonomik hayatı hakkında bilgi veren tarihî ve edebî eserler de gözden geçirilmiştir. Bu kaynaklar arasında Ahmed Midhat Efendi’nin roman ve eserleri konunun aydınlatılması açısından ihmal edilmemesi gereken bilgiler içermektedir. Ayrıca anı-roman şeklinde yazılmış yakın döneme ait eserler de bulunmaktadır. Bu kişiler genellikle dönemin sosyal hayatı içinde bu kuruma tanıklık etmiş veya konak hayatında bizzat bu kurumla iç içe yaşamış kişilerdir. Onun için bu kimselerin edebî eserlerini birer “sosyal bir tanıklık” kabul ederek çalışmamızda kullandık.

Bunların arasında, özellikle hiçbir inceleme de kullanılmadığı tespit edilen ve sadece bu konuya hasredilmiş ve yazarın kendi ifadesiyle yaşanmış olayın betimlemesi sayılabilecek Edhem Veysi’nin “Besleme” adlı eseri, kurumun Osmanlı Devleti’nin son döneminde aldığı şekli bütün çıplaklığıyla gözler önüne sermektedir. Yazar, önsözde eserin yaşanmış bir olaydan aktarıldığını şöyle ifade eder: “Beslemenin mevzuû, hakikî bir vak’ânın mâ’kes-i tasviridir.  Yakınımda zuhûr eden bir vak’â-i fec’iyyenin üzerimde hâsıl ettiği te’sir ve tehyicden birdenbire bu (besleme) doğdu. Bir kıymeti var ise hakîkat olmasındadır. Olmuş işlerin muzır netîcelerini, olduğu gibi yazmak sûretiyle efhâma çalışmak bence daha muvâfıktır. Ben bu eserde kudret değil, hakîkat arz ediyorum”. 1339/1920-1921 yılında Samsun’da basılan eserdeki olay da muhtemelen burada geçmiş olmalıdır. Kitabın içeriği de bu kanaatimizi desteklemektedir. Roman olmasına karşın kurumun sosyo-ekonomik yönden aydınlatılması açısından mutlaka değerlendirilmesi gereken bir kaynaktır.

Arşivlerde yeni kullanıma açılan XIX. Yüzyılın ikinci çeyreğine ait nüfus defterlerinde de özellikle hizmetçi kayıtlarına rastlamak mümkündür. Bu defterler üzerinde, daha geniş ve uzun süreli olarak yapılacak araştırmalar önemli bilgileri gözler önüne serecektir. Yaptığımız araştırmada, Trabzon, Canik ve Rize kazası nüfus defterleri ile Mühimme defterleri kullanılmıştır.

Cumhuriyet dönemine ait resmî istatistikler ve dokümanlardan bilgi edinmek son derece kısıtlıdır ve uzun bir araştırma süresini gerektirir. Dönemin resmî belgelerinden ziyade gazeteler daha aydınlatıcı bilgiler içermektedir. Bu bağlamda Cumhuriyet ve Milliyet gazetelerinde kuruma yönelik bilgilere rastlamak mümkündür. Çalışmada, bu dönemlere ait bütün bu belgeler değerlendirilmeye çalışılmıştır.

Bu çalışmanın Birinci Bölümünde, besleme kavramı ve bu kavramın evlatlık ve ahiretlik gibi diğer kavramlarla ilişkisi üzerinde durarak kurumun ortaya çıkış sürecini açıkladık.

İkinci Bölüm’de, çocukların yaşadığı fiziksel ortamı, fizikî ortamı etkileyen olumsuz koşulları ve bu olumsuz koşullara karşı alınan diğer koruyucu önlemleri açıklamaya çalıştık. Bu bölüm, takdir edilir ki, ayrı bir inceleme konusu olabilecek derecede geniş olabilirdi. Ancak, konuyu dağıtmamak için biz sadece sosyal çevreyi ana konuya yardımcı olacak derecede ele almayı tercih ettik. Yine, bilinçli olarak Tanzimat döneminden sonra ortaya çıkan kurumsallaşma sürecindeki gelişmelere değinilmemiştir. Bunun yanında, beslemelerin hukukî durumunu anlamak için bazı hukukî terimlerin açıklanması gerekliydi. Bu terimlerin izahı, üçüncü bölümdeki açıklamalara basamak teşkil etmektedir.

Üçüncü Bölüm’de, beslemelerin hizmetçi statüsünde istihdamı ile İslam hukukunda zamanla oluşan hizmetçi hukuku incelenmiştir.

Dördüncü Bölüm’de, Osmanlı toplumunda besleme istihdamı Ebussuûd Efendi’nin fetvalarından başlanarak tarihi seyir içinde incelenmiş, daha yakın dönem ise Bursa, Trabzon ve Karahisar-ı Şarkî Şer’iyye sicillerinden elde edilen verilere dayalı olarak ele alınmıştır.

Beşinci Bölüm’de, XIX. yüzyılın sonu ve XX. Yüzyılın başında Osmanlı Devleti’ne yapılan yoğun göçler, köleliğin yasaklanması, Osmanlı Devleti’nde kimsesiz çocukları korumaya yönelik modern anlamdaki sosyal yardımlaşma kurumlarının ortaya çıkışı gibi faktörlerin kurumun dönüşümü üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir.

Altıncı Bölüm’de, beslemelerin sosyo-ekonomik kökenleri, sosyal çevre olarak konak hayatı, çalışma şartları ve hizmetçi istihdam eden kişilerin sosyo-ekonomik durumları sosyal tarih anlayışına uygun olarak işlenmiştir. Burada konak hayatı, konu ile ilgisi nisbetinde ve oranında ele alınmıştır.

Yedinci Bölüm’de, Cumhuriyet döneminde kurumun işleyişinde değişiklikler irdelenmiş ve devletin kurum üzerindeki politikası değerlendirilmeye çalışılmıştır.

Sonuç bölümünde ise, beslemelik kurumunun Osmanlı toplum hayatındaki yerine değinilerek, zamanla geçirdiği değişimler ve Medeni Kanunun kabulü’nün kurumun gelenekselleşmesi üzerindeki etkileri ile ilgili genel bir değerlendirme yapılmaya çalışılmıştır.

Kitap: Abdullah Bay ve Ahmet Şamil Gürer. Osmanlı Toplumunda Beslemelik Kurumu. Ankara: Birleşik Kitabevi, 2013.