Sosyal Hizmet Eğitiminin Genişleyen Sınırları: Uygulama ve Araştırma İçin Bir Rehber

Uygulama temelli bir disiplin ve meslek olan sosyal hizmetin eğitim süreçlerinde, özellikle öğrencilerin teorik bilgiyi uygulamaya dönüştürmede yaşadıkları zorluklar bu kitabın ortaya çıkmasını sağlamıştır. İnsan hakları, eşitlik, baskı karşıtı duruş, sosyal adalet gibi refah temelli ve insanı önceleyen pek çok değere sahip sosyal hizmet eğitiminin değişen toplum yapısı da göz önünde bulundurularak geleneksel yöntemlerle ve bakış açısıyla verilmeyeceği açıktır.  Bu nedenle, bu kitabın odağının oluşturulmasında öteden beri ele alınan noktaların farklı kavramlarla, bakış açılarıyla, disiplinlerle bütünleştirilerek sunulması, ana motivasyon unsuru olarak kullanılmıştır.

Çocuklarla Çalışma: Temel Alanlar, Uygulamalar, Güncel Tartışmalar

Çocukluk, yaşamın devamı üzerinde görmezden gelinemeyecek bir etkiye sahip olan, önemli bir yaşam dönemidir. Tarihsel süreç içinde çocukluğa atfedilen anlam ve çocuğun değeri değişse de her çocuğun eşit imkân ve şartlara sahip olmadığına ilişkin gerçeklik değişmemiştir. Bu eşitsizliğin kaynağı kimi zaman ihmal, istismar gibi travmatik bir yaşam deneyimi olurken kimi zaman da yoksulluk kimi zaman göç olmuş kimi zaman çocuğun ya da ailesinin sahip olduğu bir hastalık, engellilik, suç davranışı, bağımlılık ya da aile yapısı olmuştur.
Çocuk alanına ilgi duyan, çocuklarla çalışan profesyonellerin, bu alanda eğitim alan öğrencilerin ve araştırmacıların farklı deneyimlere ve yaşam koşullarına sahip çocukları daha iyi tanımaları, anlamaları, ihtiyaçlarının ve sorunlarının farkında olmalarına katkı sağlamak üzere hazırlanmış bu kitapta; bütüncül bir bakış açısı ile bu alandaki tüm temel konular ele alınmıştır.

Kavramsal ve Güncel Boyutlarıyla Sosyal Sorunlar

Sosyal ve ekonomik kalkınma sürecinde bulunan Türkiye‘nin de uzun zamandır mücadele ettiği yerleşik sosyal sorunlarla birlikte daha güncel ve geleceğe yönelik etkileri tartışılan sorunlarla da yüzleşmek durumunda olduğu söylenebilir. Bu kitap tam da bu noktada Türkiye‘nin gündeminde yer alan başlıca sosyal sorunları kavramsal boyutta ele alarak bu alanlarda güncel bilgiler ve öneriler sunmayı amaçlamaktadır.

 

Adli Sosyal Hizmet: Yaklaşım ve Müdahale

Adalet hizmeti gibi önemli bir gereksinimi yerine getirmeye/karşılamaya çalışan adalet mekanizması, muhteviyatı itibarı ile zor ve örseleyici süreçleri içermektedir. Bu nedenle bu hizmetin yerine getirilmesinin yanı sıra, aynı zamanda bu süreçte birtakım dezavantajlı durumları nedeni ile örselenen/incinen/savunmasız bireylerin güçlendirilmesi de bir o kadar önemli ve gereklidir. İşte burada bireyi merkeze alan ve güç koşullara karşı onu güçlendirmeyi amaç edinen Sosyal Hizmet, yaklaşımı ve müdahale disiplini ile belki de en önemli hizmetlerden birini yerine getirmektedir. Dünyada ve ülkemizde çocuk mahkemeleri ile gelişen ve her geçen gün önemini artıran adalet sisteminde sosyal hizmet, Adli Sosyal Hizmet, değişen ve evrilen ceza-adalet anlayışı ile birlikte hizmet alanını da genişletmektedir. Bunlardan biri de çok çeşitli konularda (çocuk suçluluğu, boşanma davaları, evlat edinme, denetimli serbestlik, rehabilitasyon vs.) sosyal hizmet bakışını içeren bilirkişiliğe başvurulmasıdır. Bu kitabın çıkış noktası, Adli Sosyal Hizmet alanına bir nebze de olsa dikkati çekebilmektir.

 

Maneviyata Duyarlı Sosyal Hizmet

Sosyal bilimlerde yaşanan paradigma değişimi psikoloji ve sosyal hizmet başta olmak üzere yardım edici meslekleri etkisi altına almıştır. Bu değişim; kültürel ve bireysel farklılıklara duyarlılık ile bireyin biricikliğini kapsamaktadır. Bu bağlamda sosyal hizmet uygulamalarında müracaatçıların manevi yönleri sosyal hizmet çalışmalarına dâhil edilmeye başlamıştır.
Dünya nüfusunun yaşlanması, büyük göç dalgaları ve dezavantajlı grupların belirginleşmesi ve artması sosyal hizmetlerin çalışma alanını genişletmiştir. Bu durum, yaşanan paradigma değişimi ile birlikte ele alındığında maneviyata duyarlı sosyal hizmet uygulamalarının daha da önem kazandığını göstermektedir. Bu kitabın odak noktasını maneviyata duyarlı sosyal hizmetin kavramsal arka planı, kuramsal altyapısı ve uygulama alanındaki temel problemler oluşturmaktadır.

 

Sosyal Hizmet Etiği

Sosyal hizmet mesleğinin doğası gereği birçok insan doğrudan ya da dolaylı olarak sosyal hizmet uzmanlarının kararlarından etkilenmektedir. Sosyal hizmet uzmanları; huzurevleri, sevgi evleri, bakım merkezleri, sosyal hizmet merkezleri, kreşler, aile danışma merkezleri vb. birçok kurumda doğrudan müracaatçılara hizmet sunmaktadır. Yine mahkemelerde, hastanelerde, kliniklerde, psiko-sosyal danışma merkezlerinde, göçle ilgili kurumlarda, belediyelerde, sosyal yardım birimlerinde kısacası birçok özel kurum ve kamu kurumu ile kuruluşlarında ve sivil toplum alanında doğrudan müracaatçılara hizmet sağlayıcı olarak görev yapmaktadırlar.

Sosyal hizmet, birey, aile, grup ve topluluklara yöneldiği için sosyal adaleti ve toplumsal barışı sağlamayı hedefleyen bir bilim dalı ve meslektir. Bu kitap, sosyal hizmet uzmanlarının, mikro, mezzo ya da makro düzeylerde, kişilerin yaşamını doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyebilecek kararları alırken hangi mesleki değer ve etik ilkelerle hareket etmeleri gerektiğine katkı sağlaması amacıyla hazırlanmıştır.

 

Dezavantajlı Gruplar ve Sosyal Hizmet

İnsan hakkına yaraşır bir hayat sürme olanağından mahrum olanlar/bırakılanlar olarak tanımlanan ve literatürde zaman zaman savunmasız gruplar, ötekileştirilmiş gruplar, risk grupları kavramlarıyla da ifade edilebilen dezavantajlı grupların oldukça geniş bir yelpazeyi içine aldığını söylemek mümkündür. Yaşadığımız yüzyılda küresel ve yerel toplumsal değişmeler dezavantajlı grupların tanımını ve kapsamını dönüştürmüştür. Bu değişimle paralel olarak yeni dezavantajlı grupların varlığından bahsedilmekte ve geleneksel olarak tartışıla gelen yoksullar, yaşlılar, engelliler, çocuklar, kadınlar gibi grupların dışında kalan veya çoklu/ kesişimsel dezavantajlılık durumuyla karşı karşıya kalan grupların sorunları tartışılmaktadır.

 

Sınırlarda Dolaşmak

Cinsellik” ve “din”, aralarında karşılıklı ilişki bulunan ve bu ilişkinin çeşitli düzeylerde gerçekleştiği iki olgudur. Cinsellik, insanoğlunun tabiatında var olan fıtri bir eğilim olarak dinlerin önemli temalarından birini oluşturmaktadır; dinler ise insanoğlundan tabiatında var olan bu eğilimi yani cinsel istek ve arzularını görmezden gelmesini değil, meşru yollarla ve çizilen sınırlar içerisinde gidermesini ister ve bu sınırların dışına taşılmasını cinsel sapma/sapkınlık olarak görür. Tarihte farklı coğrafyalarda bu tür sapmaların örnekleri bilinmesine karşın cinsellikle ilgili algı, tutum ve davranışların modern dönemde her geçen gün daha fazla değiştiğine ve daha karmaşık meselelerin ortaya çıktığına şahit olmaktayız. Nitekim cinsel alışkanlıkların ve tutumların giderek özgürleştiği bir zaman dilimini akla getirmesi dolayısıyla yirminci yüzyılın birçok araştırmacı tarafından “cinsellik çağı” olarak nitelendirilmesi bu olguyu yansıtmaktadır.