KABUL VE KARARLILIK TERAPİSİ (ACT)

Steven C. Hayes

Psikopatolojiye ve -bu doğrultuda- klinik değişimin nasıl sağlanması gerektiğine dair tartışmalar günümüzde olanca hızıyla devam etmektedir. Bu uğraşıların 20. yüzyıl başından itibaren John B. Watson’un öncülüğündeki davranışçılıkla birlikte felsefe alanından koparak bilimsel uğraşı alanına doğru yönlenmesi halihazırdaki tartışmaların günümüzdeki zeminini de oluşturmuş gibi görünmektedir. Bilimsel kuramların ise ideal açıklamalara sahip olmamaları, değişime açık olmaları, sürekli olarak yanlışlanabilme ve bu doğrultuda gelişme sergileme imkanlarının olması ise psikopatoloji üzerine bilimsel altyapısı daha güçlü yaklaşımların ortaya çıkmasını sağlamış görünmektedir. Halihazırda psikopatolojinin açıklanması üzerine geliştirilmiş onlarca yaklaşım bulunurken, tedavi yaklaşımları da hesaba katıldığında bu sayı birkaç yüzü bulmaktadır. Bu kadar fazla sayıda yaklaşım ve müdahale çeşidi arasında klinisyenin seçim yapması ise bilimsel veriler yanında bu yazının sınırlarını aşan birçok başka etkenle de ilişkilidir. Genel pratiğe bakıldığında ise biyolojik tedaviler ile psikoterapi uygulamaları, birbirinden ayrı ve bağımsız olarak görülmekte ve psikopatolojiye bütüncül olarak yaklaşımın gerekliliği yeni yeni dillendirilmektedir. 1980’lerden itibaren özellikle bilişsel-davranışçı ekol içerisinde bulunan bazı kuramcılar; etkililik çalışmalarından daha fazlasını araştırmaya başlamışlar, insan davranışını anlamaya çalışan kanıta dayalı modeller geliştirilmesi için çaba sarf etmişlerdir. Bu yeni dönem yaklaşımların önde gelen özellikleri; psikopatolojiyi yapısal bir sorundan ziyade organizmanın çevresiyle etkileşimi çerçevesinde değerlendirmeleri, içsel yaşantılara yönelik -değiştirmeye çalışmadan- kabul tutumunu önemsemeleri, işlevselliği ön plana almaları, tanısal sınıflamalardan ziyade klinik önemi olan davranışın analizine odaklanmaları sayılabilir. Yeni kuşak bilişsel-davranışçı terapiler veya ‘üçüncü dalga bilişsel-davranışçı terapiler’ de denilen bu yaklaşımların hem ampirik veriler hem de yaygınlık açısından en önde geleninin ise Kabul ve Kararlılık Terapisi (Acceptance and Commitment Therapy-ACT) olduğu söylenebilir. ACT (A-C-T şeklinde kodlamadan ‘Akt’ şeklinde okunur), ampirik verilerle desteklenen, davranışçı gelenekten gelen bir psikoterapi yaklaşımıdır ve psikopatolojiyi kanıt destekli süreçlerle açıklamayı amaçlayan felsefi ve bilimsel bir uğraşının sonucunda geliştirilmiştir. Bununla beraber ACT kuramcıları, bir psikoterapiden öte psikopatolojiye ve insan davranışına bütüncül ve kapsamlı bir model geliştirmek için çaba sarf etmişler ve bu doğrultuda oldukça mesafe kaydetmişlerdir.

OKUMA ÖNERİLERİ

Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT): Genel Bir Bakış

Kabul ve Adanmışlık Terapisi (ACT) Üzerine Bir Derleme Çalışması

Kanser Tanısı Olan Kişilerde Kabul ve Kararlılık Terapisi Uygulamaları: Sistematik Bir Derleme

KABUL VE KARARLILIK TERAPİSİ (ACT)