SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUKLAR

Çocukluk, insan yaşamının fiziksel ve gelişimsel bir evresi olmakla birlikte zamana ve coğrafyaya göre farklılaşan ve kültürel olarak inşa edilen bir anlayışla tanımlanmaktadır. Tarihsel süreçte yetişkinliğin küçük bir modeli olarak görülen çocuklar, günümüzde kendine özgü gelişim özellikleri ve hakları olan aktif sosyal aktörler olarak görülmeye başlanmıştır. Çocukluk anlayışının değiştiği modern dönemde gelişimin belli evrelerden oluştuğu ve olgunlaşmayla sonuçlandığının kabul edilmesi çocuğun psikolojik değerinin artmasını sağlamıştır. Gelişim süreci içinde çocukların büyük bir bölümü sosyalleşme ve çevreye uyumda başarılı olurken, bazıları uyum sağlamakta zorlanmaktadırlar. Çocuk hakları alanında yaşanan gelişmeler uyum sağlamakta zorlanan çocukların risk altında olduğunun kabul edilmesini sağlamış ve özel olarak korunması için aileye ve devlete sorumluluklar yüklemiştir.

Yaşama, gelişme, korunma ve katılım haklarının sağlanması başta olmak üzere çocukların iyilik haline yapılan tüm katkılar toplumların gelişmişliğinin temel göstergesi olarak kabul edilmektedir. Temel hak ve imkânlardan mahrum kalmak, korumasız ve savunmasız olan çocukların yaşam koşullarını olumsuz etkileyerek dezavantajlı duruma düşmelerine neden olmaktadır. Dezavantajlı koşullarda yaşamak, çocukların kötü muameleye maruz kalma ve suça yönelme gibi riskli davranışlarla karşılaşma ihtimallerini arttırmaktadır. İçinde bulundukları gelişim dönemi nedeniyle davranışlarını ve dürtülerini kontrol etme yetenekleri yeterince gelişmemiş olan çocukların sorun çözme, öfke kontrolü ve iletişim kurma gibi becerilerinin zayıf olması suç olarak tanımlanan eylemlere yönelmelerine neden olmaktadır (Geerlingsa vd., 2020). Ayrıca sosyal çevrelerindeki koruyucu faktörlerin yeterli olmadığı durumlarda kontrolsüz kalan çocuklar sosyal sapma durumuyla karşı karşıya kalmaktadırlar.

Çocuk suçluluğu sanayileşme ve kentleşmeyle birlikte ortaya çıksa da suç olgusu tarihin her döneminde var olmuştur. Birey, aile ve sosyal çevre bileşeninde gerçekleşen suçu tanımlamak için farklı yaklaşımlar kullanılmıştır. Ceza hukuku açısından yapılan bir tanımlamada suç; “topluma zarar verdiği ya da tehlikeli olduğu kanun koyucu tarafından kabul edilen ve belirtilen tavır ve hareketlerdir” şeklinde ifade edilmiştir (Dönmezer, 1984). Tanıma göre modern ceza adalet sisteminde failden daha çok fiil ön plana çıkmaktadır. Suçu gerçekleştirenin fail olduğu kabul edilmekle birlikte, failin sorumluluğunun hukuki dayanağı olan davranışları üzerine yoğunlaşılmaktadır. Ancak bir davranışın ceza hukukunun ilgi alanına girmesi için haksız ve hukuka aykırı olması gerekmektedir. Dolayısıyla suç, “tipe uygun, hukuka aykırı, kusurlu insan davranışı” olarak da tanımlanmaktadır. İnsan davranışının suç olarak tanımlanabilmesi için ceza kanununda düzenlenen biçime ya da suç kalıbına uygun olması gerekmektedir (Işıktaç, 2013).

“Suç, tipe uygun, hukuka aykırı, kusurlu insan davranışıdır.” 

Toplumda var olan ve çoğunluğun uymaya çaba sarf ettiği norm ve değerlerden uzaklaşma ya da bunları kabul etmeme sonucu ortaya çıkan suç, sosyal sapmanın bir türü olarak kabul edilmektedir. Ancak sapma kavramı yasalara aykırı hareket edilmesiyle ortaya çıkan suç olgusundan daha geniş bir anlama sahiptir. Sosyal sapma açısından çocuk suçluluğunun ortaya çıkma süreci değerlendirildiğinde; sosyal kontrolün etkisinin azalmasının tetikleyici bir faktör olduğu görülmektedir. Sosyalleşme sürecinde çocuğun sosyal kuralları öğrenmesi ve toplumca onaylanan davranışların farkına varması sapmadan uzak durmasını sağlamaktadır. Çocuğun üzerindeki sosyal kontrolün zayıf olduğu durumlarda düzen ve uyum bozulacağı için sapma davranışlarının sergilenmesi de kolaylaşmaktadır (Oktik, 2013).

İngilizce alanyazında “reşit olmayanın suçluluğu” anlamında kullanılan “juvenile delinquency” kavramı Türkçe’ye çocukluk ve gençlik dönemini kapsayacak şekilde “çocuk suçluluğu” şeklinde tercüme edilmektedir (Bartollas & Schmalleger, 2017). Genel anlamda çocuk suçluluğu; reşit olmayan bireyin kanunlarda suç olarak nitelendirilen bir eylemi gerçekleştirmesi durumu olarak tanımlanmaktadır (Burfeind & Bartusch, 2006).  Reşit olmayan bireyin ceza hukuku kurallarını ihlal etmesi neticesinde hakkında yasal işlem başlatılarak adli sisteme dâhil edilmesi durumu “çocuk suçluluğu”, hukuk kuralını ihlal eden çocuk da “suça sürüklenen çocuk” olarak nitelendirilmektedir (Karaman-Kepenekçi & Akyüz, 2005).

Henüz hayatın başlangıcında olan çocukların işledikleri fiilden sorumlu tutularak suçla ve adli kurumlarla tanışması ve damgalanması, aileden, okuldan ve toplumdan uzaklaştırılması geri dönüşü zor bir süreçtir. Suçun önlenmesi ve çocuğun topluma kazandırılması amacıyla uygulanan sosyal hizmet müdahalesi açısından çocuğun özelliklerinin bilinmesinin yanında onu suça sürükleyen risk faktörlerin belirlenmesi ve çocuğa destek olacak koruyucu faktörlerin geliştirilmesi önemli bir yere sahiptir. Kendine özgü gelişim özelliklerine sahip suça sürüklenen çocukların yetişkinlerden ayrı bir grup olarak değerlendirildiği bu bölümde öncelikle mevcut durum analizi yapılarak çocukların suça sürüklenme nedenlerine değinmekte, sonrasında ise çocuk adalet sistemi kapsamında gerçekleştirilen sosyal hizmet uygulamaları ele alınmaktadır.

Suça Sürüklenen Çocukların Özellikleri

Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları sözleşmesine göre; erken yaşta reşit olma durumu hariç, on sekiz yaşına kadar her insan çocuk olarak kabul edilmektedir. Çocuk Hakları Sözleşmesi dikkate alınarak hazırlanan Çocuk Koruma Kanunu’nda suça sürüklenen çocuk; “kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiası ile hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılan ya da işlediği fiilden dolayı hakkında güvenlik tedbirine karar verilen çocuk” olarak tanımlanmaktadır (Resmi Gazete, 2005). Ceza yasaları açısından suç olarak tanımlanan fiiller yetişkinler ve çocuklar için aynı olmakla birlikte, yaş küçüklüğü nedeniyle çocuklara ceza indirimi uygulanmaktadır (Polat, 2009). Türkiye’de çocukların ceza sorumluluğu 12 yaşından itibaren başlamakla birlikte, 15 yaşından küçük işitme engelli çocukların da ceza sorumluğu bulunmamaktadır. 12-15 yaş arasında suça sürüklendiği iddia edilen çocuklar hakkında ceza davası açılıp açılmayacağına ceza sorumluluğunun araştırılması sonrasında karar verilmesi gerekmektedir (Resmi Gazete, 2004).

“Türkiye’de çocukların ceza sorumluluğu 12 yaşından itibaren başlamaktadır.”

Suça sürüklenen çocuklarla ilgili araştırmalarda çocukların yaşı, cinsiyeti, eğitim durumu, işledikleri suç türü, suç işleme nedeni, ailenin sosyoekonomik durumu ve yerleşim yeri gibi özelliklere yer verilmektedir. Türkiye geneli suça sürüklenmesi nedeniyle güvenlik birimlerinde işlem yapılan çocuklarla ilgili istatistikler 2018 yılına kadar Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından düzenli olarak paylaşılmaktaydı. Ancak bu veriler 2019 yılından itibaren yayından kaldırılmış ve 2020 yılında da istatistik takviminden çıkarılmıştır. TÜİK 2017 yılı istatistiklerine göre; suça sürüklenmesi nedeniyle güvenlik birimine gelen veya getirilen çocukların %85,98’i erkek, %14,02’si kadındır. Çocukların %70,22’si 15-18 yaş grubunda, %22,07’si 12-14 yaş grubunda, %6,43’ü de 11 yaş ve altındadır. Çocukların işledikleri suç türlerine bakıldığında; %34,41’inin yaralama, %24,79’unun hırsızlık, %6,55’inin pasaport kanununa muhalefet, %6,21’inin uyuşturucu ya da uyarıcı madde kullanma, bulundurma ya da satma, %3,89’unun mala zarar verme, %3,63’ünün hakaret, %3,57’sinin tehdit ve %3,52’sinin cinsel suçlar olduğu görülmektedir. Suç fiilini işlemesi nedeniyle güvenlik biriminde işlem yapılan her çocuk için ceza davası açılmamaktadır. 2017 yılında da güvenlik biriminde işlem yapılan çocuklardan %57,61’i adli birimlere sevk edilmiştir (TÜİK, 2020).

Suça sürüklenen çocukların yargılanmaları, ceza mahkemesi statüsünde olan çocuk mahkemesi ya da çocuk ağır ceza mahkemesinde yürütülmektedir. Çocuk Koruma Kanunu’nda her ilde çocuk mahkemesi olması gerektiği vurgulansa da Türkiye’de 32 şehirde çocuk mahkemesi bulunmaktadır. Çocuk mahkemesi bulunmayan illerde çocukların kovuşturmaları asliye ceza mahkemeleri tarafından yerine getirilmektedir. 2018 yılında suça sürüklenen çocukların %47,2’si çocuk ve çocuk ağır ceza mahkemelerinde yargılanırken %42,4’ü asliye ceza, %10,4’ü de ağır ceza mahkemesinde yargılanmıştır. Dolayısıyla çocukların kovuşturmasının yarısından fazlası yetişkin sanıklarla aynı ortamda yürütülmektedir. 2018 yılında 127.649 suça sürüklenen çocuğun davası karara bağlanmış ve kararların %37’si mahkûmiyetle sonuçlanmıştır. Mahkûmiyet kararlarını niteliğine bakıldığında; çocukların %41,9’u hakkında adli ve idari para cezası, %33,8’i hakkında da hapis cezası ön görülmüştür. Suça sürüklenen çocuklar hakkında en çok malvarlığına (%42,6), hürriyete (%18,2) ve vücut dokunulmazlığına (%13,6) karşı işledikleri suçlardan dolayı dava açılmıştır (Adalet Bakanlığı, 2019).

Çocuk suçluluğu araştırmalarının tarihsel gelişimine bakıldığında; Türkiye’de suça sürüklenen çocuklarla ilgili ilk araştırmanın “Mücrim Çocuklar Araştırması” adıyla Rıdvan Nafiz tarafından 1927 yılında İzmir Hapishanesi’nde gerçekleştirildiği belirtilmektedir. 107 çocukla anket yapılarak elde edilen verilerde; 47 çocuğun hırsızlık, 25 çocuğun adam öldürme, 14 çocuğun genel ahlaka aykırı hareket etme, 4 çocuğun eşkıyalık, 4 çocuğu ırza geçme, 3 çocuğun yaralama ve diğer 6 çocuğun da para cezasını ödememe, laf atma, kaçakçılık ve esrar kullanma gibi suçlardan dolayı ceza aldıkları vurgulanmıştır. Suça sürüklenen çocukların sorunlarına dikkat çekilen araştırmada suçun önlenmesi için çocuklara özgü kuruluşların olması gerektiği belirtilmiştir (Akyüz Y., 2011). 1931 yılında Hilmi A. Malik tarafından 80 cezaevinde kalan 732 suça sürüklenen çocuğa anket uygulanarak gerçekleştirilen araştırmada ise çocukların %42’sinin adam öldürme, %35’inin hırsızlık ve adi suçlar, %18’inin kız kaçırma, ırza tasaddi suçlarından, geri kalanın ise diğer suçlardan hüküm giydiği vurgulanmıştır (Malik, 1932; Kunter, 1951). Suç istatistiklerinin düzenli olarak kayıt altına alınması Türkiye İstatistik Umum Müdürlüğü tarafından 1935 yılından itibaren başlatılmış ve “1935-1942 Mahkûmlar İstatistiği” adlı bir kitapta yayınlanmıştır. Bu kitapta suça sürüklenen çocukların sayısının 1935 yılında 4.392 olduğu, 1942 yılında ise 12.764’e yükseldiği belirtilmiştir. Bu dönemin İkinci Dünya Savaşı (1939-1945) yıllarına denk gelmesinin ve yoksulluk, işsizlik, hastalık, eğitimsizlik gibi nedenlerle ailelerin yaşadığı sorunların çocukların suça yönelmesinde etken olduğu tahmin edilmektedir (Şensoy, 1947).

“Türkiye’de suça sürüklenen çocuklarla ilgili ilk araştırma; ‘Mücrim Çocuklar Araştırması’ adıyla Rıdvan Nafiz tarafından 1927 yılında İzmir Hapishanesi’nde gerçekleştirilmiştir.”

Günümüzde yapılan araştırmalara bakıldığında; çocuk mahkemeleri, çocuk cezaevleri, çocuk ve ergen psikiyatri polikliniği, adli tıp gibi kurumlarda gerçekleştirilen çalışmalardan elde edilen verilerle çocuk suçluluğunu değerlendirmek mümkündür. Açıkel-Gülel ve Daşbaş’ın (2019) İstanbul İlinde ceza infaz kurumunda ve eğitim evinde hükümlü olarak kalan erkek çocuklar üzerine yaptıkları bir araştırmada; hükümlü çocukların %70,8’inin 17 yaşında, %21,2’sinin 16 yaşında olduğu, %54,9’unun ortaokul, %14,6’sının ilkokul mezunu olduğu ve %7,5’inin ise okur-yazar olmadığı görülmüştür. Çocukların %55,3’ünün çekirdek aileye, %44,7’sinin geniş aileye sahip olduğu, %32,3’ünün ebeveyninin ayrı yaşadığı, %4’ünün ailesinin herhangi bir gelire sahip olmadığı, %67,3’ünün 1.800 TL.’nin altında aylık gelire sahip olduğu belirtilmiştir. Hükümlü çocukların işledikleri suç türleri incelendiğinde; %60,2’sinin hırsızlık, %14,2’sinin yağma, %6,2’sinin cinsel istismar, %5,8’inin uyuşturucu suçundan ceza aldığı görülmüştür. Benzer şekilde çocuk eğitimevlerinde hükümlü çocuklar üzerine yapılan bir araştırmada; katılımcıların %91,2’sinin 15-17 yaş aralığında olduğu, %44,4’ünün mala yönelik suç işlediği, %39,5’unun ailesinin göç öyküsünün olduğu, %55,6’sının babalarının işsiz olduğu, %82,3’sının hükümlü olmadan önce çalıştığı, %66,1’inin suç işleyen bir arkadaşa sahip olduğu bulunmuştur (Bulgurcuoğlu & Çamur-Duyan, 2019).

İşlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ya da davranışlarını yönlendirme yeteneğinin gelişmiş olup olmadığının değerlendirilmesi için çocuk ve ergen ruh sağlığı ve hastalıkları polikliniğine adli psikiyatrik muayene amacıyla getirilen 107 suça sürüklenen çocuğun özelliklerinin incelendiği bir araştırmada; çocukların %96,3’ünün erkek, %3,7’sinin kız olduğu, yaş ortalamalarının 14,2 olduğu, %49,5’inde en az bir psikiyatrik rahatsızlık olduğu, %65,4’ünün okula gitmediği, %28’inin suç geçmişi olduğu, %22,4’ünün madde kullandığı, %10,7’sinin daha önce cezaevinde kaldığı, %22,4’ünün çocuk işçi olduğu belirtilmiştir (Yüksel, 2019). Güler ve arkadaşlarının (2018) 101 suça sürüklenen çocuğun tıbbi verilerini inceleyerek yaptıkları benzer bir araştırmada; çocukların çoğunluğunun erkek olduğu (%87,1), %31,7’sinin okula devam etmediği, %29,7’sinin ailesinin gelir düzeyinin çok düşük olduğu, %43,6’sının psikiyatrik rahatsızlığı olduğu tespit edilmiştir.

Farklı ülkelerde yapılan araştırmalarda suça sürüklenen çocukların benzer sosyodemografik özelliklere sahip oldukları görülmektedir. Arjantin’de yapılan bir araştırmada suça sürüklenen çocukların yaş ortalamasının 16,6 olduğu, %73,3’ünün parçalanmış ailede yaşadığı, %52,48’inin düşük öz kontrole sahip olduğu, %25,76’sının alkol ya da madde kullandığı, %8,08’inin antisosyal arkadaşlarının olduğu belirtilmiştir (Bobbioa vd., 2020). İngiltere’de suça sürüklenen çocuklar ve aileleriyle ilgili yapılan bir çalışmada; çocukların %71’inin erkek ve yaş ortalamalarının 15 olduğu, %45’inde davranış bozukluğu olduğu, %55’inin tek ebeveynle yaşadığı, %60’ının ebeveyninin işsiz olduğu vurgulanmıştır (Humayun vd., 2017). Amerika Birleşik Devletlerinde suça sürüklenen çocukların yeniden suç işlemeleri hakkında yapılan bir araştırmada; çocukların %77’sinin erkek ve ilk suç işleme yaş ortalamalarının 13,88 olduğu, %46’sının şahsa ve %28’inin mala karşı suç işlediğine dikkat çekilmiştir (Powell vd., 2019).

Suça sürüklenen çocuklar üzerine yapılan araştırmalarda aile ve çevre koşullarının yetersizliği nedeniyle eşitsizliğin mağduru olan çocukların bir süre sonra suçun öznesi olarak adli makamların karşısına çıktığı görülmektedir. Karmaşık bir yapıya sahip olan suç olgusu, pek çok etmenin dinamik etkileşimiyle oluşmaktadır. Bu nedenle birey, aile, sosyal çevre ve suç davranışı bileşeninde ortaya çıkan çocuk suçluluğunu anlamaya ve açıklamaya çalışan pek çok yaklaşım bulunmaktadır. Bu yaklaşımların temel amacı öncelikle çocukları suça sürükleyen risk faktörlerini belirlemek ve bu çocukları rehabilite ederek topluma kazandırma çalışmaları yapmaktır. Bu doğrultuda suça sürüklenen çocuklara yönelik gerçekleştirilen sosyal hizmet çalışmaları da erken uyarı ve müdahale olmak üzere iki temel alanda yoğunlaşmaktadır. Erken uyarı alanı açısından çocukların suça sürüklenmesine neden olan risk faktörlerinin belirlenmesi alınacak önlemlerin planlanması için gereklidir.

KAYNAK: Karataş Z. (2020). Suça Sürüklenen Çocuklar. Çocuklarla Çalışma Temel Alanlar, Uygulamalar, Güncel Tartışmalar, Paslı Figen, Hüsnünur Aslantürk, Editör. Ankara: Nobel Akademik Yayıncılık, ss.167-190.