PSİKOSOSYAL DANIŞMANLIK

Sosyal hizmet; insanların iyilik hallerinin, sosyal işlevselliklerinin ve yaşam kalitelerinin geliştirilmesi amacıyla bireyin güçlendirilmesine ve özgürleşmesine aracılık eden uygulama temelli bir meslek ve akademik bir disiplindir. Tarihsel süreçte dini ve manevi geleneklerden beslenerek hayırseverlik ve gönüllü çalışmalar olarak ortaya çıkan sosyal hizmet, sanayileşme ve modernleşmeyle birlikte profesyonel yardım mesleğine dönüşmüş, sosyal hizmet okullarının açılmasıyla birlikte de kendine özgü yöntemleri olan bir bilim dalı olmuştur. 1900’lü yıllardan 1960’lara kadar bireyin sorunlarının çözümünde sosyal teşhis ve vaka çalışması kavramlarının kullanıldığı sosyal hizmet uygulamalarında, ağırlıklı olarak psikanalitik yaklaşım ve medikal modelden yararlanılmıştır (Zastrow, 2013; Richmond, 1917). 1960’lardan sonra bireyin sorun ve ihtiyaçları üzerinde çevresel faktörlerin etkisi daha çok ön plana çıkarılarak reform yaklaşımına ağırlık verilmeye başlanmış ve çevresi içinde birey anlayışı doğrultusunda ekolojik sistem ve güçlendirme kuramı geliştirilmiştir. Günümüzde sosyal hizmet, eklektik bilgi temeline dayalı olarak uygulanmakta, müracaatçıyla birlikte planlı değişim süreci yürütülürken bütüncül ve genelci yaklaşım kullanılmaktadır. Sorunu ya da gereksinimi olan bireyleri anlamaya ve onlara yardım etmeye yönelik bilgi, beceri ve değer temeli üzerine kurulu; birey, grup ve toplumla çalışma yöntemlerinin uygulandığı sosyal hizmet müdahalesi, kendine özgü yapılandırılmış aşamalardan oluşmaktadır (Thompson, 2019).

Sosyal hizmetin temel yöntemlerinden birisi olan bireyle sosyal hizmet çalışmalarında; ekolojik sistem kuramı ve güçlendirme yaklaşımı yanında, bilişsel-davranışçı, psikodinamik, kişilerarası, varoluşçu, birey merkezli, çözüm odaklı, hümanist yaklaşımları ve kuramsal temelleri kullanan sosyal hizmet uzmanları çoğu zaman birden çok ekolden yararlanmaktadır (Zubaroğlu-Yanardağ ve Özmete, 2017). Amerika’da yapılan araştırmalarda; psikoterapi uygulayan sosyal hizmet uzmanlarının %26’sının eklektik/bütünleştirici, %19’unun bilişsel, %14’ünün sistemler, %11’inin davranışçı, %9’unun psikodinamik, %5’inin psikanalitik ve %4’ünün varoluşsal teorik yönelime sahip olduğu belirtilmektedir (Sharf, 2014). Sosyal hizmet, psikolojik danışmanlık ve psikoterapi uygulamalarının gerçekleştirildiği ruh sağlığı alanında 400’ün üzerinde yaklaşım bulunmaktadır. Bu yaklaşımlardan pek çoğu bağımsız bir kuram değil, ana akım kuramların türevleri olarak kabul edilmektedirler. Psikoloji tarihinde psikodinamik, bilişsel-davranışsal, hümanist ve transpersonel yaklaşım olmak üzere dört temel akımdan söz edilmektedir. Psikolojik danışmanlık yaklaşımları, bu bakış açılarının bir ya da birkaçından esinlenerek ortaya çıkmıştır. Uygulamada psikolojik danışma hizmeti veren profesyonellerin %37’sinin eklektik bir yaklaşımı benimsediği vurgulanmaktadır (Hackney & Cormier, 2008). İnsan doğasını farklı açılardan ve farklı kavramları öne çıkararak anlamaya ve açıklamaya çalışan bu yaklaşımlardan sosyal hizmet müdahalesinde de yararlanılmaktadır. İnsanın biyopsikososyal boyutunu ve makro sistemlerle etkileşimini esas alarak yardım ve destek sunmaya çalışan sosyal hizmet uzmanları, mesleki bilgilerinin yanında psikoloji kuramlarından da yararlanarak bütüncül ve entegre bir yaklaşımı benimsemektedirler (Özdemir, 2018).

Sosyal hizmetlerden yararlanan müracaatçıların sorunu birden çok müdahaleyi gerektirecek karmaşıklıkta olabilmekte, sosyal hizmetin yanında psikolojik desteğe de ihtiyaç duymaktadırlar (Başer, Kırlıoğlu ve Mavili-Aktaş, 2013). Dolayısıyla uygulamada bir yandan müracaatçının sosyal yardım taleplerine cevap verilirken diğer taraftan da psikososyal sorunlarına çözüm bulunmaya çalışılmaktadır. Bir araç olarak sunulan sosyal yardımlarla hedeflenen, planlı değişim sürecini başlatarak müracaatçının iyilik halini ve sosyal işlevselliğini geliştirmektir. Müracaatçının kendi yaşamı üzerinde yeniden kontrol sağlayarak güçlenebilmesi için uzun süreli danışmanlık desteğine ve rehberliğe ihtiyaç duyulmaktadır. Bu süreçte müracaatçının içinde bulunduğu durumu anlamaya yönelik çalışmalarda sosyal hizmet uzmanlarının sıklıkla görüşme teknikleri ve danışmanlık becerilerinden yararlandığı görülmektedir (Okoli, Ugwu ve Ebimgbo, 2017).

“Danışmanlık çalışmaları, bireyin benlik algısıyla ilgili kaygılarını ve psikolojik yakınmalarını içeren içsel boyutun yanında kişiler arası ilişkilere vurgu yapan ilişkisel boyutu da kapsamaktadır.”

Sosyal hizmet uygulamalarında iş yoğunluğu ya da insan kaynakları yetersizliği nedeniyle çoğunlukla müracaatçının talep ettiği yardıma yönelik çalışmalar yapılmakta, yapılandırılmış danışmanlık hizmetlerine ise yeterince zaman ayrılamamaktadır. Müracaatçılarla sosyal inceleme amaçlı yapılan kısa süreli görüşmelerle uzun vadeli ve köklü değişimler beklemek gerçekçi olmamaktadır. Dolayısıyla kalıcı değişimler planlı ve düzenli bir şekilde gerçekleştirilecek danışmanlık çalışmalarıyla mümkündür. Yapılandırılmış danışmanlık hizmetleri sayesinde müracaatçının psikososyal sorunlarına çözüm bulunmasının yanında, olgunlaşma ve iyi olma hallerinin de geliştirilmesi sağlanır. Sosyal hizmet uzmanı ve müracaatçı arasında bağ kurmayı, sürecin başlangıcında amaç oluşturmayı, eyleme geçmeyi ve sorumluluk üstlenmeyi içeren danışmanlık uygulaması, kişisel ve kişiler arası sorunlara müdahale etme becerisine dayanmaktadır. Danışmanlık çalışmaları, bireyin benlik algısıyla ilgili kaygılarını ve psikolojik yakınmalarını içeren içsel boyutun yanında kişiler arası ilişkilere vurgu yapan ilişkisel boyutu da kapsamaktadır. Bilgi, beceri ve değer boyutu olan sosyal hizmette danışmanlık uygulamaları, temel danışmanlık kuramları ve terapötik görüşme tekniklerini bilmenin yanında bireyi analiz etme, sorunların kaynağını belirleme, birlikte değişim planı hazırlama gibi etkinlikleri içeren oturum yönetme becerisine sahip olmayı ve etik ilkelere bağlı kalmayı gerektirmektedir (Miller, 2006). Dolayısıyla bu bölümde öncelikli olarak sosyal hizmette danışmanlığın ne olduğu ve hangi işlevleri yerine getirdiği ele alınmakta, sonrasında ise psikososyal danışmanlık süreci ve aşamaları açıklanmaktadır.

Sosyal Hizmette Danışmanlık

Sosyal hizmet çalışmalarında yardım talep eden ya da herhangi bir hizmetten yararlanmak isteyen birey müracaatçı olarak adlandırılmaktadır. “Müracaatçılar neden yardım talep eder ve yardım etmenin amacı nedir?” sorusu bizi sosyal hizmet müdahalesine ya da danışmanlık ihtiyacına götürür. Sorunun birinci kısmında bireylerin yardım arama nedenlerine vurgu yapılırken, ikinci kısmında yardım sürecinin başlıca amaçlarına dikkat çekilir. Sorun yaşamak ya da bir şeylere ihtiyaç duymak insan olmanın gereğidir. Ancak insanların çoğu, yaşadığı sorunları iyi yönetemediğinde ya da kontrolü kaybettiğinde yardım arama ihtiyacı hisseder. Bazıları da yeteri kadar tatmin edici bir yaşam sürdüremediklerini düşündükleri için yardım arayışına yönelirler. Yardım arama sürecinde genellikle bu iki nedenin karışımı ön plana çıkar. Bu nedenle sosyal hizmet müdahale sürecinde müracaatçıların sorun ve ihtiyaç durumları ile potansiyel fırsat ve kaynaklar yardım etmenin başlangıç noktasını oluşturur (Egan, 2011).

Sosyal hizmette danışmanlığın öneminden bahsetmeden önce psikolojik danışmanlığın ne olduğunun ortaya konulmasında yarar görülmektedir. Amerikan Psikolojik Danışma Derneği (American Counseling Association) psikolojik danışmayı; “ruh sağlığı, psikoloji ve gelişim ilkelerinin; bilişsel, duyuşsal, davranışsal ve etkileşimsel müdahale stratejileri aracılığıyla, bireyin iyi oluşu, kişisel ve meslek gelişimi ile patoloji konularını ele alacak şekilde uygulanması” olarak tanımlamıştır (Hackney & Cormier, 2008). Bu tanıma göre psikolojik danışma iyilik hali, kişisel ve mesleki gelişim, patoloji konularıyla ilgilenmektedir. Psikolojik danışma bir yandan ciddi sorunları olan bireylere hizmet sunmayı gerektirirken, diğer taraftan da kendisini geliştirmek isteyen kişilerle ilgilenmeyi de kapsamaktadır. Kuram temelli olması nedeniyle psikolojik danışmanlığın bilişsel, duygusal, davranışsal ve sistemik yaklaşımları içeren bilgi temeli bulunmaktadır. Psikolojik danışma gelişimsel veya müdahaleye dayanan yapılandırılmış bir süreçtir (Gladding, 2015).

Psikolojik danışmanlığın ruh sağlığı danışmanlığı, evlilik ve aile danışmanlığı, bağımlılık danışmanlığı, rehabilitasyon danışmanlığı, okul danışmanlığı, kariyer danışmanlığı gibi pek çok alt uzmanlık alanı bulunmaktadır. Klinik sosyal hizmet alanında da ruh sağlığı, bağımlılık, rehabilitasyon, evlilik ve aile danışmanlığı uygulamalarına sıklıkla başvurulduğu görülmektedir (Barth, 2014). Bu alanlarda çalışabilmek için lisans eğitimi sonrasında ilgili alanda yüksek lisans düzeyinde eğitim almış ya da akredite edilmiş kuruluşların sertifikalı programlarına katılmış olmak gerekir. Ancak Türkiye’de henüz Ruh Sağlığı Yasası olmadığı için psikolojik danışmanlık ve psikoterapi alanında görev alan profesyonel yardım mesleklerinin sınırları ve yetki alanlarıyla ilgili belirsizlik devam etmektedir. Bununla birlikte 2012 yılında Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından yayınlanan Aile Danışma Merkezleri Yönetmeliği kapsamında aile danışmanlığı uygulamasıyla ilgili esaslar ve bu amaçla açılacak merkezlerin standartları belirlenmiştir. Aile danışmanlığı yapabilmek için psikoloji, sosyal hizmet, sosyoloji, psikolojik danışmanlık ve rehberlik, tıp, hemşirelik ve çocuk gelişimi alanlarından birinde en az dört yıllık lisans programlarından mezun olma şartı bulunmaktadır. Bu bölümlerden mezun olduktan sonra; Milli Eğitim Bakanlığı, Yükseköğretim Kurulu veya üniversitelerden biri tarafından uygun görülen en az 300 saati teorik ve en az 30 saati süpervizyon eşliğinde olmak üzere 150 saati uygulamalı toplam 450 saatlik aile danışmanlığı alanında bir eğitim programını başarıyla tamamlayarak sertifika alınması zorunluluğu getirilmiştir (Resmi Gazete, 2012). Benzer şekilde İngiltere Danışmanlık ve Psikoterapi Birliği (BACP), danışman adaylarının en az 450 saatlik programlı ve kılavuzlu bir öğrenim süreci ve en az 150 saatlik denetimli uygulama gerçekleştirmesi gerektiğini belirtmiştir (Nelson-Jones, 2015).

Bireyin gelişimini ve uyumunu sağlamaya yönelik sistemli bir şekilde profesyonel kişiler tarafından sunulan yardım hizmetleri olarak tanımlanan psikolojik danışmanlık, bireylerin sorunlarını çözerek özgürleşmesini ve güçlenmesini hedeflemektedir (Yeşilyaprak, 2006). Psikolojik danışmanlığın temel esaslarını oluşturan bireyin biricik ve kendi kararlarını verme özgürlüğüne sahip olduğu gerçeği, çevresindeki bireylerin de dâhil edildiği sürecin planlı, sistematik ve programlı bir biçimde yürütülmesi gerektiği sosyal hizmet mesleğinin etik ilkeleri ve müdahale yaklaşımıyla bire bir örtüşmektedir (Payne, 2020). Sosyal hizmet mesleği insanların problem çözme ve başa çıkma kapasitelerini geliştirerek, iyilik hallerini ve sosyal işlevselliklerini arttırmaya çalışır. Psikolojik danışma hizmeti de bireylerin problem çözme ve karar verme ihtiyaçlarından yola çıkarak gerçekleştirilir. Müracaatçının sorun olarak algıladığı ya da yaşadığı durum, ihtiyaçlarını karşılamaya ya da amaçlarına ulaşmaya çalışırken bir engelle karşılaştığında ortaya çıkan çatışmadır. Müracaatçının bulunduğu yer ile bulunması gereken yer arasındaki boşluk da sorunun önem derecesini göstermektedir. Amaçlarına ulaşmakta güçlük yaşayan birey içinde bulunduğu durumu problem olarak algıladığında ve durumdan rahatsızlık duymaya başladığında psikolojik danışma desteğinin devreye girmesi gerekir (Eryılmaz ve Mutlu, 2016).

Psikolojik yardım alma kararı vermek birçok müracaatçı için zor bir durumdur. Toplumun bireysel sorunları zayıflık ve yetersizlik olarak algılaması nedeniyle damgalanma korkusu yaşayan ya da yetkin bir yardım edici bulamama endişesi taşıyan müracaatçı uzun bir süre sorununu kendi başına çözmeye çalışır. Bu nedenle psikolojik yardım talebinde bulunan müracaatçı sorunlarına ilişkin bir dizi bakış açısına sahiptir. Ancak sorunlarının nelerden kaynaklandığını ve kökenlerinin ne olduğunu gerçekçi bir şekilde bilemeyebilir. Psikolojik danışmanlığın başarısı sorunu etkili bir şekilde yönetmeye ve fırsatları geliştirmeye bağlı olduğu için bu noktada sosyal hizmet uzmanının temel görevi, müracaatçının algıladığı sorunlu durumlara ilişkin anlayışını netleştirmek ve genişletmektir. Dolayısıyla psikososyal yardım modelleri ve süreçleri müracaatçının kendisine bazı temel soruları sormasını ve cevaplamasını gerektirir (Egan, 2011):

  • Neler oluyor? Müracaatçının mevcut durumunu yansıtan üstünde çalışması gereken sorunlar, endişeler ve kullanılmayan fırsatlardır.
  • Neye ihtiyacım var ya da ne istiyorum? Müracaatçının yaşamayı arzuladığı hayatı ve yapmak istediği değişiklikleri içerir.
  • Amaçlarıma nasıl ulaşırım? Müracaatçının arzuladığı hayatı yaşamak için nereden başlaması ve neler yapması gerektiğiyle ilgili planlarıdır.
  • Planlarımı nasıl gerçekleştirebilirim? Müracaatçının amaçlarına uygun bir hayat yaşamak için çözümlerini nasıl uygulamaya dönüştüreceği ve bunu nasıl sürdüreceğiyle ilgili eylemleridir.

“Danışmanlık, sosyal hizmet uzmanının tek taraflı aktarımla yürüttüğü bir etkinlik değil, müracaatçının katılımının sağlandığı ve sorunlar üzerinde birlikte çalışmayı gerektiren bir süreçtir.”

Sosyal hizmette danışmanlık, kişiler arası ilişkiye dayalı bir süreç olarak tanımlanmaktadır. Arzulanan sonuçlara ulaşmak için müracaatçı ile sosyal hizmet uzmanı arasında birlikte çalışma ittifakı kurulmalıdır. Bu çalışma ittifakı psikolojik danışmanlığın amaç ve hedefleri konusunda anlaşmaya dayalı bir işbirliği ilişkisidir. Dolayısıyla danışmanlık, sosyal hizmet uzmanının tek taraflı aktarımla yürüttüğü bir etkinlik değil, müracaatçının katılımının sağlandığı ve sorunlar üzerinde birlikte çalışmayı gerektiren bir süreçtir. Ortak yürütülen bir süreç olması nedeniyle danışmanlık ilişkisinde tarafların sorumluluklarının ne olduğu üzerine bir anlaşma sağlanması gerekir. Bir sözleşme olarak da düzenlenebilecek bu anlaşmada; yardım sürecinin doğası ve amaçları, kullanılacak teknikler ve yardım yaklaşımı, müracaatçının ve sosyal hizmet uzmanının sorumlulukları, etik değerler, danışmanlığın süresi ve sıklığı gibi konular yer almalıdır. Danışmanlık süreci müracaatçının kaynakları, algılamaları, deneyimleri, duygu ve düşünceleri etrafında şekilleneceği için kontrolün ve sorumluluğun kendisinde olduğunu hissetmesi gerekir. Sosyal hizmet uzmanının sağlayacağı kabul edici ve güven verici psikolojik atmosfer sayesinde müracaatçı sosyal ve duygusal bir öğrenme süreci yaşayarak tutum ve davranışlarını gözden geçirme fırsatı yakalar (Cournoyer, 2011).

KAYNAK: Karataş, Z. (2021). Sosyal Hizmet Uygulamalarında Psikososyal Danışmanlık. Sosyal Hizmet Eğitiminin Genişleyen Sınırları: Uygulama ve Araştırma İçin Bir Rehber. Kırlıoğlu, M. ve Akarçay-Ulutaş, D. Editör. Konya: Eğitim Yayınevi.