İnsan hakları ve sosyal adalet ilkelerini esas alarak icra edilen sosyal hizmet mesleği, hızlı bir sosyal değişimin yaşandığı günümüzde değişimin ortaya çıkardığı işlevsizlikleri düzeltmeye çalışmaktadır. Farklı insan grupları ve pek çok farklı durumu içinde barındıran geniş yelpazedeki müdahalelerle meşgul olan sosyal hizmet uygulayıcıları, sosyal sorunların çeşitliliği ve karmaşıklığı nedeniyle yöntem ve ilkelerini sürekli gözden geçirmek durumundadır. Başlangıçta medikal modeli kullanan sosyal çalışmacılar müracaatçıların yetersiz, eksik ve hastalıklı yönlerine odaklanırken, daha sonraki yıllarda sorunun makro boyutunun da etkili olduğunu kabul ederek refah modeline geçiş yapmışlardır.

Sosyal hizmet kuramsal yaklaşımlara sahip olmakla birlikte, uygulamalı bir bilim ve disiplindir. Bu nedenle bilgi, beceri ve değer temeli üzerine inşa edilen sosyal hizmet eğitiminde hem teorik, hem de uygulamalı derslere yer verilmektedir. Sosyal hizmet eğitiminin teorik bölümünde sosyal hizmet müdahale yöntemleri, insan davranışı, sosyal sistemler ve yasal düzenlemelere ilişkin temel bilgilerin öğrenildiği bir süreç yaşanır. Teorik derslerden öğrenilen bilgi ve değerlerin müracaatçıların yararına, doğru bir şekilde uygulamaya aktarılıp beceriye dönüşebilmesi için sosyal hizmet eğitiminin içinde “sosyal hizmet uygulaması” dersleri de yer almaktadır. Sosyal hizmet mesleğinde teoriyi uygulamadan ya da kavramı eylemden ayırmak mümkün değildir. Açıkçası uygulama, hedeflenen değişimi gerçekleştirmek için bilgiyi kullanma ve teoriyi uygulama sürecidir. Teoriden beslenen bilgi ile desteklenmeyen uygulama kendini tekrarlama ve kısırlaşma eğilimi gösterir, uygulama gerçeklerinden beslenmeyen bir teori de sıkıcı ve alakasız olur (Sheafor & Horejsi, 2014).

Sosyal hizmet eğitimindeki uygulamalı dersleri; “öğrencilerin bir danışmanın yönlendirmesiyle sosyal hizmet kurum, kuruluş ve ortamlarında, müracaatçı sistemi ile çalıştıkları, eğitim sürecinde elde ettikleri teorik bilgi ve becerilerini hayata geçirdikleri bir süreç” olarak tanımlayabiliriz. Dört yıllık sosyal hizmet lisans eğitimi programında öğrencilerin birey, aile, grup ve topluma yönelik yardım hizmetlerinde ve iletişimlerinde etkili profesyoneller olmaları hedeflenmektedir. Sosyal hizmet eğitimi sürecinde, teori ve pratik bütünlüğü çerçevesinde sosyal hizmetin temel bilgi, beceri ve değerleri, eğitime katılan taraflar arasındaki karşılıklı iletişim ve etkileşim yoluyla ele alınmaktadır. Bilginin araştırılması, üretilmesi, geliştirilmesi, paylaşılması ve uygulamaya aktarılması boyutlarında aktif katılım gösteren -başta öğrenci ve eğitimci olmak üzere- taraflar karşılıklı öğrenme, gelişme ve değişim oluşturma misyonu üstlenerek etkin iletişim becerilerini demokratik etkileşim ortamında belirli değerler çerçevesinde kullanmaktadırlar (Erbay, Adıgüzel, & Akçay, 2013).

Sosyal hizmet eğitiminin uygulama boyutu, öğrencinin teorik derslerden öğrendiği bilgiyi ne kadar içselleştirdiğini göstermesi bakımından önemlidir. Çünkü bilgi, içsel bir değere ve bireysel beceriye dönüştüğü ölçüde anlamlıdır. Ayrıca uygulama sürecinde öğrenciler, bir kurum ortamında çalışma deneyimi yaşayarak kurum kültürünü öğrenme, bu yapı içinde kendini tanıma ve ifade etme, iletişim kurma, ilgili sorun alanını tanıma, hizmet türü, tarzı ve işleyişi öğrenme, bu süreç içinde mesleki profesyonel sorumluluk üstlenme, gözlem yapma, değerlendirme, uygun müdahale stratejilerini geliştirme, planlayabilme ve uygulayabilme becerilerini de geliştirmektedirler (İl, Öntaş, Duman, & Demiröz, 2011).

Sosyal hizmet yöntemlerini uygulamak üzere kurumsal ortamlara giden öğrencilerin öncelikle hizmet sunacakları toplumun değerlerini kavramaları, sosyo-kültürel sistemlerini tanımaları, ekonomik kaynaklarını belirlemeleri, kurum içi görev ve yetki dağılımlarını öğrenmeleri, sosyal çalışmacıların rolünü gözlemlemeleri ve sonrasında pratik yapmaları beklenmektedir.

Sosyal Hizmet Uygulamasının Esasları

Türkiye’de lisans eğitimi alan tüm sosyal hizmet öğrencileri genelci sosyal hizmet uygulaması programı doğrultusunda yetiştirilmektedirler. Genelci uygulamanın temel ilkesi; birey, aile ya da toplumla çalışılırken sosyal çalışmacının uygun teknik ve beceriler kullanarak çeşitli düzeylerdeki sorun sahiplerinin kendi geleceklerini belirlemelerine yardımcı olacak müdahalelerde bulunmaktır. Genelci yaklaşım, sorun ya da ihtiyacın ortaya çıkmasında etkili olan sistemlerdeki aksaklıkların birbirleriyle olan ilişkileri açısından ele alınmasına ve durumun bir bütün içinde değerlendirilmesine olanak sağlayan bir yaklaşımdır. Örneğin; korunma ihtiyacı olan bir çocuk için müracaatta bulunulduğunda, sosyal çalışmacı çocuğu korunmaya muhtaç duruma düşüren etkenleri mikro, mezzo ve makro düzeyde değerlendirdikten sonra, çocuğun yüksek yararı hangi hizmet modelinin uygulanmasını gerektiriyorsa ona karar vererek soruna müdahalede bulunmalıdır. Bir taraftan çocuğun bakım ve korunmasıyla ilgili hizmetleri harekete geçirirken, diğer yandan günlük yaşam aktiviteleri, eğitim, sağlık ve sosyal gereksinimler gibi pek çok durumla ilgili de öneriler geliştirmelidir. Genelci yaklaşım; çocuğun içinde bulunduğu durumun bütün boyutlarıyla ele alınarak, tüm bu sorun alanlarına ilişkin değişim planı hazırlanmasını ve uygulanmasını sağlar (Zastrow, 2013).

Sosyal hizmet uygulaması yapmak üzere alana gidecek öğrenci genelci sosyal hizmet yaklaşımı eğitimi almış olması nedeniyle her türlü müracaatçıyla çalışmaya hazır olmalıdır. Korunmaya muhtaç çocuklar, şiddet mağduru kadınlar, sığınmacılar, göçmenler, sosyal yardıma muhtaç aileler, bakıma ve yardıma muhtaç engelliler, yaşlılar, ruhsal ve kronik hastalığı olan bireyler, madde bağımlıları, tutuklu ve hükümlüler gibi pek çok müracaatçı ya da hizmetten yaralanan bireylerle çalışma yapılacağı gerçeği sürekli göz önünde bulundurulmalıdır. Uygulama yapılan alan farklı da olsa sosyal çalışmacı adayı olan öğrencinin uyması gereken birtakım uygulama esasları bulunmaktadır. Sosyal hizmet öğrencisinin neleri yapıp, neleri yapmaması gerektiğiyle ilgili etkinlikleri ortaya koyan hususlara uyulması, profesyonel yetkinlik kazanılması açısından önemlidir.

Sosyal çalışmacı adayı olarak uygulama yapacak öğrenciden bir grup etkinlikler gerçekleştirmesi beklenir:

  • Uygulama yaptığı kurumun hizmet alanları, müracaatçı profili, uygulamalarına dayanak olan yasal mevzuatı, teşkilat yapısı ve bürokratik işleyişi hakkında bilgi edinmelidir.
  • Kurum danışmanı gözetiminde uygulama yaparken gözlem yapma ve analiz etme yeteneğini kullanmalıdır. Burada bahsedilen gözlem, günlük yaşamda yaptığımız gözlemden biraz farklıdır. Sistematik gözlem olarak adlandırabileceğimiz etkinlikte; sorgulama tekniği kullanılarak uygulama yapan sosyal çalışmacının müracaatçıya yaklaşımı, başvuru türüne göre hangi konulara ağırlık verdiği, değerlendirmeyi nasıl yaptığı, kararı nasıl verdiği ve uyguladığı gibi konular dikkatlice analiz edilmelidir.
  • Uygulama yaptığı kurumun bilgi kayıt ve yönetim sistemi konusunda farkındalık sağlamak için kurum danışmanından izin alarak müracaatçı dosyalarını incelemelidir. Dosya inceleme sürecinde hizmet türüne göre dosyada bulunması gereken standart evrakların ne olduğu konusunda not tutmalı, müracaatçı hakkında düzenlenen sosyal inceleme raporu ve diğer bilgi formlarını okuyarak sorun ve ihtiyaçların hangi başlıklar altında nasıl analiz edildiğine dikkat etmelidir.
  • Uygulama yaptığı birimin hizmet sunum prosedürünü inceleyerek işlem basamaklarına ayırmalı ve ilk başvuru aşamasından başlayarak sürecin nasıl işlediğini analiz etmelidir.
  • Kurum danışmanı ile bir süre çalıştıktan sonra, kurum danışmanının da uygun görmesi halinde bağımsız bir şekilde müracaatçılarla ön görüşme yapma ve sorunu değerlendirme basamaklarından başlayarak teorik olarak öğrendiği mülakat tekniklerini kullanarak uygulama deneyimi kazanmalıdır. Bu süreçte müracaatçıyı beklenti içine sokma, yanlış yönlendirme gibi durumlardan sakınmalıdır.
  • Uygulama alanının özelliğine göre danışman sosyal çalışmacının gözetiminde bireyle çalışma, grupla çalışma uygulamalarına dâhil olarak gözlem yapmalı ve uygulamayla ilgili süreç raporu hazırlamalıdır.
  • Uygulama alanında hem müracaatçılarla, hem de resmi belgelerle sürekli temas halinde olunacağından, gizlilik ilkesi gereğince elde edilen bilgilerin yetkili olmayan şahıslarla paylaşılmamasına azami özen göstermelidir.
  • Uygulama yapılan kurumda müracaatçı, hizmetten yararlanan ve çalışanlarla protokol görgü ve nezaket kuralları çerçevesinde ilişki kurmalı, özel yaşam alanlarına girmemeye dikkat etmelidir.
  • Uygulama yaptığı kurumun çalışma saatlerine, işyerinde uyulması gereken kurallarına ve giyim tarzına uygun hareket etmeye çalışmalıdır.
  • Sosyal hizmet alanında uygulama yapmayı mesleki deneyim kazanma, kendi farkındalığı ve içgörüsünü arttırma adına fırsat olarak değerlendirmelidir. Uygulama yapmak, deneyim kazanmanın yanında iyi bir sosyal çalışmacı olma yolunda farkındalık kazanılmasını da sağlar.

Bu çerçevede öğrenciler çalıştıkları kurumun bir görevlisi ve bir sosyal çalışmacı gibi çalışırlar. Uygulamanın sonuna kadar tüm uygulama düzeylerinde (mikro, mezzo, makro) kuruluş olanaklarının elverdiği ölçüde en az bir müdahale biçiminin öğrenci tarafından deneyimlenmesi önem taşımaktadır. Ayrıca sosyal hizmet uygulamasında önemli bir yeri olan ev ve/veya iş ve kurum ziyaretleri, kaynak kişilerle görüşme, aile mülakatları gibi uygulamaların da olabildiğince gerçekleştirilmesi öğrencinin gelişimine katkıda bulunacaktır. Kuşkusuz uygulama süreci boyunca öğrencilerin kurumda öngörülen diğer çalışmalara da katkı vermesi uygulamanın bütünlüğü açısından gerekmektedir.

Sosyal Hizmet Öğrencisinin Uygulama Deneyimi

Sosyal hizmet uygulaması için kurum ortamına giden ve aynı zamanda sosyal çalışmacı adayı olan öğrenci kültürel geçmişiyle, yaşam deneyimiyle ve kişiliğiyle kendine özgü ayrı bir bireydir. Kişilik özelliği parmak izi gibi kişiye özgüdür. Bu dünyada hiçbir insan fazlalık değildir, her insan kendi orijinal yeteneklerini gerçekleştirmek üzere yaratılmıştır. Bu açıdan sosyal hizmet uygulamasının öğrencinin deneyim kazanması yanında kendini gerçekleştirme sürecine de katkı sağlaması beklenmektedir. Sosyal hizmet uygulama sürecinde sosyal çalışmacının kişilik özellikleri önemli bir yer tuttuğu için öğrencilik yıllarından itibaren kişisel farkındalık ve kavrayışın sağlanması gerekmektedir (Gladding, 2012).

Sosyal hizmet kökenli aile terapisti olan Virginia Satir insan yaşamında benlik saygısı ve kendilik değerinin çok önemli bir yeri olduğuna vurgu yaparak, “kişinin başkalarının görüşü ne olursa olsun kendisine değer vermesinin ve kendisini sevmesinin” ruh sağlığı açısından gerekli olduğunu belirtmiştir. Satir’e göre; düşük kendilik değerine sahip olanlar kaygılıdırlar ve kendilerine güvenmezler, başkalarının onları nasıl değerlendirdiği konusuna odaklanırlar. Benlik saygısı düşük insanlar ilişkilerinde duygularını göz ardı etmekte, bir stres durumunda geri çekilerek kendini eleştirici ve suçlayıcı bir tavır sergilemektedir. Dolayısıyla sosyal çalışmacı adayı olan öğrencinin kendini olduğu gibi kabullenmeyi öğrenmesi, zayıf yönlerini geliştirme konusunda destek almaktan çekinmemesi gerekmektedir (Satir, 2001).

Sosyal hizmet uygulaması yapan öğrenci, bir iyileştirici ve çare bulucu olarak görev yapacağının bilincinde olmalıdır. Bir yandan diğer insanların yaşadıkları acılar ve zorluklar konusunda terapötik iletişim kurmaya istekli, aynı zaman da bu insanların güçlü yönlerine, değerlerine ve estetik tercihlerine saygıyı koruyabilmelidir. Bunu yapabilecek hale gelmek ise, farkındalık, mesleğe gönülden adanmışlık ve psikolojik olarak istikrarlı olmayı gerektirir. Dolayısıyla bu dengeye ulaşabilenler mesleğinde fark oluştururlar. Sosyal hizmet mesleğini etkili bir şekilde icra edenler; sanatsal bir yapıya sahip, sezgileri güçlü ve kişiler arası ilişkilerde duygulara odaklanmayı başarabilenlerdir. Bu nedenle yetkin bir sosyal çalışmacı olmak zaman alır ve çoğu kez 5-6 yıllık bir tecrübeden sonra ancak belli bir olgunluk düzeyine ulaşılabilir.

Bireysel Farkındalık

Sosyal hizmet eğitimi ve uygulaması sosyal çalışmacı adayı olan öğrencilerin kendi farkındalığını kazanması ve risk grubu bireylerle ilgili duyarlılığının artması açısından önemli katkılar sağlamaktadır. Zayıf ve güçlü yönleriyle kendini olduğu gibi kabul etmekte zorlanan bir sosyal çalışmacı müracaatçısına yardım ederken kompleksli davranma riski taşır. Bu nedenle sosyal hizmet eğitimi öncelikle kişinin kendini analiz etmesi ve tanımasını sağlamalıdır. Kendi farkındalığını sağlamanın birden çok yararı vardır. Öncelikle olaylara daha nesnel açıdan bakılmasını sağlar ve kişilerarası ilişkilerde kendinizle ilgili bazı hususları anlayamamanızdan kaynaklanan zorlukları görmenize yardımcı olur. Bu zorluklardan biri de yansıtmadır. Kendi duygu ve ihtiyaçlarını anlayamayan sosyal çalışmacı kendi duygularını müracaatçısına yansıtma eğiliminde olabilir ve durumun asıl kaynağının kendisi olduğunu göremeyebilir.

Kişisel farkındalık ve kavrayış hem sosyal çalışmacı hem de müracaatçı için daha güvenilir bir ortam sağlar. Sosyal çalışmacının kişisel farkındalık ve kavrayıştan yoksun olması müracaatçının verdiği bazı mesajları kişiselleştirmesine, bunlara aşırı tepki göstermesine ve sonuçta savunucu davranmasına yol açabilmektedir. Örneğin; bir müracaatçı sosyal çalışmacının “kendisine yarar sağlayıp sağlayamayacağını” sorgulayabilir. Böyle bir durumda, sosyal çalışmacının saygı görme ve onaylanma ihtiyacı tehdit edilebilir, fakat sosyal çalışmacı bunu fark etmemiş olabilir. Dolayısıyla sosyal çalışmacı müracaatçısındaki belirsizlik duygularına hitap etmek yerine, kendi belirsizlik duygularına cevap vermesi ve davranışları ve ses tonunda kendini belli eden savunucu bir tutum sergilemesi söz konusu olabilecektir (Hackney & Cormier, 2008).

Kendi farkındalığını sağlayan bir sosyal çalışmacı, müracaatçısına yardım ederken duygularını kontrol edebilir ve bu sayede profesyonel danışmanlık ilişkisini sürdürebilir. Bu nedenle öğrencilik yıllarından başlayarak sürekli uygulamanın içinde olmak, sosyal çalışmacının mesleki olgunlaşmasına katkı sağlar. Sosyal hizmet alan uygulaması sayesinde öğrenciler gerçek yaşama hazırlanır ve bağımsız sosyal hizmet uygulaması yapabilme yeterliliğini kazanırlar.

Psikolojik Dayanıklılık

İnsan; hataları, eksiklikleri ve yetersizlikleri olan bir varlıktır. Bu açıdan kimse doğuştan mükemmel olmasa da sosyal hizmet mesleğini yapacak bireyin psikolojik açıdan sağlam olması, hizmet sunduğu kesime dikkatini verebilmesi açısından önemlidir. Toplumun dışlanmış, kirletilmiş ve örselenmiş bireyleriyle çalışma yapılan sosyal hizmet alanında, duygusal açıdan yıpranmadan sağlıklı kalabilmek güçtür. Çünkü sürekli sorun dinlemek, risk alarak ezilenlerin savunuculuğunu yapmak ve müracaatçıların beklentilerini karşılamaya çalışmak, sosyal çalışmacının psikolojik açıdan yıpranmasına neden olmaktadır.

Sosyal hizmet uygulaması kapsamında örselenmiş bireylerle çalışma yapan kurumlarda bulunan öğrenci, çok karmaşık vakalarla karşılaşmaya psikolojik açıdan hazır olmalıdır. Örneğin; cinsel istismar mağduru bir kız çocuğunun yaşadığı olayı sosyal çalışmacıya anlattığı esnada gözlemci ya da yardımcı olarak o ortamda bulunuyorsanız, jest ve mimiklerinizle veya sözel ifadelerinizle mağduru rahatsız edecek herhangi bir geri bildirimde bulunmamalısınız. Bunun yanında cinsel istismar olayını dinledikten sonra, psikolojik durumunuzun nötr kalması adına iç dünyanızda yaşadığınız çöküntü ya da hayal kırıklığını danışmanınızla paylaşmalı ve yardım almalısınız.

Açık Fikirli Olma ve Nesnellik

Açık fikirlilik sosyal çalışmacının kendi dünyası dışındaki dünyayı da tanıyıp bilmesi, aydınlanması anlamına gelmektedir. Aynı zamanda sosyal çalışmacının kendi iç dünyasını da tanıması ve anlaması gerekir. Sosyal çalışmacı dikkatli olmadığı takdirde kendi iç dünyasını şekillendiren standartları, değerleri, varsayımları, algılayış biçimlerini ve düşüncelerini müracaatçıya yansıtabilir. Açık fikirlilik sosyal hizmet uygulama sürecine önemli ölçüde katkıda bulunur. Bu özellik sayesinde sosyal çalışmacı kendi duygu, düşünce ve davranışlarından farklı da olsa müracaatçının duygu, düşünce ve davranışlarına uyum sağlamaya çabalar. Müracaatçıyı olduğu gibi kabul edebilmek için ön yargılardan uzak bir yaklaşım sergilenmek gerekir.

Nesnellik, bir müracaatçıyla etkileşim içindeyken aynı zamanda geri çekilip müracaatçıyla ilgili olayları ve görüşme esnasında yaşananları doğru olarak görebilmektir. Bazen müracaatçılar sorunlarını ya da durumlarını abartma veya felaketleştirme eğiliminde olabilmektedirler. Sosyal çalışmacının nesnel değerlendirmesi müracaatçının işlevsel olmayan bu tarz iletişim kalıplarını görmesi açısından da önemlidir. Nesnellik umursamazlık anlamında algılanmamalıdır. Sosyal çalışmacı müracaatçısıyla empati kurarken, müracaatçının durumuyla ilgili yeni bir anlayış geliştirebilmesi ve olayı farklı bir boyuttan görebilmesi için “ilave bir çift göz ve kulak” görevi görmesi gerekmektedir (Hackney & Cormier, 2008).

Güvenilir ve Yetkin Olma

Sosyal çalışmacının güvenilirliği ile vurgulanmak istenen; sözüne güvenilir, sorumluluk sahibi, etik standartlara uyan ve şeffaflık özelliklerine sahip bir insan olmasıdır. Güven duygusu uyandırmak zor bir iştir. Fakat tek bir söz ya da hareketle bu güven duygusu aniden yerle bir olabilir. Güvenilir sosyal çalışmacı müracaatçının anlattıklarını gizleyebilen, onun sorunlarına enerjik bir şekilde cevap verebilen, müracaatçının “kendisini ifade ettiği için asla pişman olmadığı” kişidir. Güvenilirlik tek bir cümleyle özetlenebilir: “Yapabileceğinizden fazlasına söz vermemek ve verilen sözü mutlaka yerine getirmektir.” Sosyal çalışmacı güvenilir bir kişi olarak davranmamalı, güvenilir bir kişi olmalıdır (Hackney & Cormier, 2008).

İnsan davranışıyla ilgili mesleklerin etik standartları yüksek düzeyde yetkinliğe sahip olmayı gerekli kılar. Sosyal çalışmacının müracaatçılara yardımcı olabilmesi için uygulama yaptığı alanla ilgili bilgi birikimine, deneyime ve becerilere sahip olması gerekir. Müracaatçıya güven duygusu verme, güçlü yönlerini destekleme ve daha umutlu olmasını sağlama adına sosyal çalışmacının yetkin olması gerekmektedir. Müracaatçının sorunlarının çözümü konusunda ihtiyaç duyduğu yardımı ve desteği alabilmesi için sosyal çalışmacının sorumluluğu üstlenmesi, kaynak ve fırsatları etkili bir şekilde yönetmesi beklenmektedir. Sosyal çalışmacının yetkinliğine ya da uzmanlığına güven arttıkça, sosyal hizmet mesleğinin saygınlığı da artacaktır.

Uygulamada Sosyal Çalışmacın Rol ve İşlevleri

Bireylerle, gruplarla, ailelerle, kurumlar ve topluluklarla çalışırken sosyal çalışmacının çeşitli rollerde bilgili ve yetenekli olması beklenir. Bu roller meslek mensupları tarafından sosyal normlar, tarihsel gelenekler, hukuki düzenlemeler ve kurum politikaları dikkate alınarak oluşturulmuş ve mesleğe yeni başlayan sosyal çalışmacılara sorumluk olarak yüklenmiştir. Her mesleki rol altında belirli işlevlerin gerçekleştirilmesi ön görülmektedir. Örneğin tıbbi sosyal hizmet alanında görev yapan sosyal çalışmacı; aracı, klinik tedavi uzmanı, danışman ya da vaka yöneticisi olarak müracaatçının durumunu değerlendirebilir (Sheafor & Horejsi, 2014).

İnsanların sorun çözme, başa çıkma ve gelişme kapasitelerinin arttırılması için sosyal çalışmacılar değerlendirme, tanılama, inceleme, destek, danışmanlık, savunuculuk, muktedir kılıcılık işlevlerini yerine getirmektedirler. Ayrıca müracaatçılarla kaynaklar arasında bağlantı kurulabilmesi için yönlendirme, organize etme, harekete geçirme gibi işlevler de bulunmaktadır (Duyan, 2012).

Thompson (2013) “sosyal hizmet nedir?” sorusuna; “sosyal çalışmacı ne yapıyorsa sosyal hizmet odur” cevabını vermiştir. Dolayısıyla sosyal hizmet mesleğinin toplum nezdindeki tanınırlığı ve saygınlığı için sosyal çalışmacıların yaptıkları etkinlikler çok önemlidir. Sosyal çalışmacının gerçekleştirdiği birçok etkinliği şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Sosyal hizmet yardımına başvuran ya da böyle bir hizmeti alması gerektiği düşünülen kişilerin koşulları ve ihtiyaçlarına ilişkin ön değerlendirme yapmak,
  • Tanımlanan ihtiyaçlar için gerekli hizmetleri sağlamak ve/veya kullanıma sunmak/devreye sokmak, yetersiz ya da zararlı koşulları iyileştirmek,
  • Birey, aile, grup ya da topluluk düzeyinde sorun çözücü, destekleyici ve kolaylaştırıcı etkinlikler geliştirmek,
  • Yardıma muhtaç bireylerin maruz kaldığı riskin doğası ve derecesine ilişkin ön değerlendirme yapmak,
  • Koruyucu-önleyici planlar yapmak, uygulamak ve bunları değerlendirmek,
  • Kararların yerinde ve uygun biçimde verilmesine yardımcı olmak amacıyla mahkemelere rapor hazırlamak ve sunmak,
  • Diğer profesyonellerin çalışmalarından faydalanmayı ve onları desteklemeyi amaçlayan multidisipliner proje ve planlara katkı sunmak,
  • Savunma veya arabuluculuk faaliyetleri düzenlemek ve sunmak,
  • Koruyucu-önleyici boyutta sosyal sorunları tanımlamak için bireyler, aileler ve topluluklarla çalışmak,
  • Yürürlükteki yasalara uygun olarak yasal görevleri üstlenmek (Thompson, 2013).

Yukarıda sıralanan etkinlikleri yerine getirirken sosyal çalışmacılar her an etkisi büyük ya da nispeten küçük kararlar vermek durumundadır. Hangi yaklaşımın, müdahale yönteminin uygun olduğu, hangi programların, etkinliklerin yapılacağı, müdahalenin gerekip gerekmediği gibi pek çok kararla yüz yüze kalmaktadır. Bu kararları verirken sosyal çalışmacılar bir dereceye kadar bağımsız hareket etseler de süreç içerisinde atılması gereken adımların kanun ve yönetmeliklere uygun olması gerektiğini unutmamalıdırlar. Sosyal çalışmacının mesleğini icra ederken kurum içindeki rol ve sorumlulukları ilgili kanun ve yönetmeliklerle belirlenir. Başka bir ifadeyle yasal mevzuat belirli durumlarda sosyal çalışmacının nasıl davranması gerektiğine açıklık getirir. Bu nedenle sosyal çalışmacının görev yaptığı sosyal hizmet alanıyla ilgili kanun ve yönetmelikleri çok iyi bilmesi gerekmektedir.

Arabuluculuk Rolü

Sosyal çalışmacı müracaatçılarla fırsatlar ve kaynaklar arasında bağlantı kurulmasına yardımcı olan profesyonel meslek elemanıdır. Arabuluculuk rolünü yerine getirmek için sosyal çalışmacının müracaatçıların ihtiyaçlarını tanımlaması, farklı kaynaklar kullanmaları için var olan kapasite ve motivasyonlarını belirlemesi ve kaynaklara ulaşabilmeleri için yardımcı olması gerekmektedir. İnsani hizmetler aracısı olarak sosyal çalışmacı, çalıştığı ülkenin program ve hizmetleri hakkında bilgi sahibi olmalı, her bireyin güç ve sınırlarına dair değerlendirmelerini güncel tutmalı ve kaynaklara ulaşım prosedürünü anlamalıdır (Sheafor & Horejsi, 2014).

Arabuluculuk Rolünün İşlevleri:

  • Müracaatçının durumunun ön değerlendirilmesinin yapılması,
  • Kaynakların ön değerlendirilmesinin yapılması,
  • Müracaatçıların kaynaklara yönlendirilmesi,
  • Sosyal hizmet sistemleri içinde bağlantıların kurulması,
  • Müracaatçıları ve yöneticileri bilgilendirme.

Savunuculuk Rolü

Savunuculuk, bir ya da daha fazla birey, grup veya topluluk adına sosyal adaleti sağlama ve koruma amacıyla doğrudan temsil etme, müdahil olma, destekleme, tavsiyede bulunma eylemi şeklinde tanımlanmaktadır. Sosyal çalışmacı savunuculuk rolünü yerine getirirken müracaatçının değişim sürecine katılım ve kendi kaderini tayin hakkına saygı göstermelidir. Müracaatçının sorunlarını çözebilmesi ve ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için kurumsal destek alması gerekmektedir. Bazen kurumlar destek sağlama konusunda istekli olmamaktadırlar ya da müracaatçı bu kurumlara nasıl başvuracağını bilmemektedir. Böyle durumlarda sosyal çalışmacı müracaatçının ihtiyacı doğrultusunda kurumlardan hizmet alabilmesi için hak savunuculuğu gücünü kullanmaktadır.

Savunuculuk Rolünün İşlevleri:

  • Müracaatçı ya da vaka savunuculuğu,
  • Sosyal sınıf savunuculuğu.

Eğiticilik Rolü

Sosyal hizmet uygulamasının temel amacı müracaatçılara işlevsiz olan davranışlarının değişmesinde ve etkili sosyal iletişim alışkanlıkları kazanmalarında yardımcı olmaktır. Bu durum müracaatçılara belirli kurallara, yasalara ve toplumun normlarına bağlı kalmayı, sosyal beceriler ve kendi davranışlarına dair bakış açısı geliştirmeyi öğretmeyi gerekli kılmaktadır. Eğitme eylemi bireysel olarak gerçekleştirilebileceği gibi grup halinde sunum yapma, interaktif öğrenme ortamları oluşturma, seminer verme tarzında da yerine getirilebilir.

Sosyal hizmet uygulamasının büyük bölümü, müracaatçıları ya da müracaatçı gruplarını hayatın getirdiği zor durumlarla başa çıkmak veya sorunları ve krizleri önceden tahmin etmek ve engellemek için eğitmek eylemini kapsar. Bu durum müracaatçıyı güçlendirmektedir.

Eğiticilik Rolünün İşlevleri:

  • Sosyal ve günlük yaşam becerilerini öğretmek,
  • Davranış değişimi konusunda yardımcı olmak,
  • Birincil önlemler alabilmesi için farkındalık sağlamak.

Danışmanlık ve Klinisyenlik Rolü

Danışmanlık/klinisyenlik rolü kanıta dayalı değerlendirmeleri uygulama ve bireylere, ailelere veya küçük gruplara hayatlarındaki sosyal ve duygusal sorunlarla başa çıkmak için yardımcı olacak müdahaleleri içermektedir. Bu rolü yerine getirebilmesi için sosyal çalışmacının insan psikolojisi ve davranışları hakkında bilgi sahibi olması gerekir. Ayrıca sosyal çevrenin insan üzerindeki etkisi ile müracaatçılarının ihtiyaçlarını ve işlevselliklerini değerlendirme kabiliyeti, hangi müdahalelerin müracaatçıya stresi ile mücadele etmesinde yardımcı olabileceğine dair yargı yeteneği, müdahale tekniklerini uygulama yetisi ve değişim süreçleri boyunca müracaatçılara destek olabilme becerisine sahip olması gerekir.

Danışmanlık/Klinisyenlik Rolünün İşlevleri:

  • Psiko-sosyal değerlendirme ve teşhis,
  • Kronik durumlarda bakım sağlamayı sürdürmek,
  • Sosyal tedavi

Vaka Yöneticisi Rolü

Sosyal çalışmacının vaka yöneticisi olarak görevi, birçok kurum tarafından sağlanan hizmetten yararlanmak zorunda olan müracaatçılar için kritik bir öneme sahiptir. Vaka yönetimi, müracaatçının gelişme ve değişme kaydetmesi için ihtiyaç duyduğu birbirinden farklı hizmet ve profesyonel müdahalenin müracaatçı lehine düzenlenmesi, eşgüdümleşmesi, uygulanması, izlenmesi ve değerlendirilmesini içerir. Vaka yöneticisi olarak görev yapan sosyal çalışmacı, müracaatçısının ihtiyacı olan hizmet modellerini tespit ederek, bir müdahale planı kapsamında gerekli kurumlara yönlendirme yapabilmelidir.

Vaka yönetim sisteminin amacı, hizmetsel bütünleşmenin sağlanmasıdır. Hizmetsel bütünleşme, müracaatçıların ihtiyaçlarının karşılanması ve sorunlarının çözümlenmesinde destek ve yardımcı olabilecek kurum ve kuruluşların hizmetlerinin müracaatçı lehine koordinasyon ve işbirliği sağlanmak suretiyle bir bütünlük içinde gerçekleştirilmesidir. Hizmetsel bütünleşmenin sağlanması, müracaatçı yönünden yararlanılması gerekli olan insani hizmetler arasında “bağlantı” tesis edilmesi suretiyle ancak gerçekleşebilir (Karataş Z. , 2010).

Vaka Yöneticiliği Rolünün İşlevleri:

  • Müracaatçının tanımlanması ve oryantasyonu,
  • Müracaatçının değerlendirilmesi,
  • Hizmet/tedavi planlanması,
  • Bağlantı kurulması ve hizmetlerin birbiriyle ilişkilendirilmesi, koordinasyon sağlanması,
  • Müracaatçının desteklenmesi,
  • Verilen hizmetin izlenmesi ve takip edilmesi.

Uygulamada Sosyal Hizmet Müdahale Süreci

Sosyal hizmet uygulamalarında bireyin sosyal işlevselliğini sağlamak ve yaşam standardını geliştirmek için sorun alanlarına çoklu ve bütüncül müdahalelerde bulunmak gerekmektedir. Genelci sosyal hizmet yaklaşımı esas alınarak gerçekleştirilecek bu müdahaleler, bir süreç dâhilinde belli aşamalardan oluşmaktadır. Sosyal hizmet uygulamasında bireyle, grupla ya da toplumla çalışma yöntemlerinin kullanıldığı tüm sorun alanlarında planlı değişim sürecini başlatmak ve yönetmek amacıyla ön görülmüş olan müdahale aşamaları sorunun ele alınmasında sosyal çalışmacıya sistematik bir şekilde yol göstermektedir. Sosyal inceleme ve planlı değişim sürecini kapsayan sosyal hizmet müdahalesi birbirini takip eden yedi aşamadan oluşmaktadır.

Herhangi bir sosyal hizmet biriminde görev yapan sosyal çalışmacı “genelci sosyal hizmet müdahale yaklaşımı” uyguladığının farkında olarak öncelikle müracaatçının bulunduğu yerden işe başlamalıdır. Başka bir ifadeyle bireyin ve ailesinin mevcut durumunu, ihtiyaç ve sorunlarını, yaşam deneyimlerini, güçlü yönlerini, yetersizliklerini ve destek mekanizmalarını gerçekçi bir şekilde belirlemelidir. Değişim sürecini başlatmak; bireyin ve ailesinin katılımıyla birlikte gerçekleştirilen etkili bir ön değerlendirme sonrasında mümkün olacaktır. Planlı değişim sürecini yürütecek olan sosyal çalışmacı uygulamada bazı ilkelere dikkat etmelidir (Sheafor & Horejsi, 2014):

  • Sosyal çalışmacı öncelikli olarak dikkatini, müracaatçı tarafından tanımlanan, algılanan ve tecrübe edilen şekilde onun sorununa ya da endişesine vermelidir.
  • Sosyal çalışmacı öncelikli olarak durumun bu yönlerine ve müracaatçıyı en yakın ve çabuk etkileyen çevresine odaklanmalıdır.
  • Sosyal çalışmacı bir ya da daha fazla seviyede müdahalede bulunacağının farkında olmalıdır.
  • Sosyal çalışmacı çeşitli teknikleri, yaklaşımları ve hizmetleri kullanmaya hazırlıklı olmalıdır.

Tanışma ve Bağlantı Kurma

Tanışma öncesinde hazırlık çalışması yapılması, bireye ve ailesine önem verildiğinin temel göstergesidir. Çünkü insanın en temel ihtiyacı güven ve sosyal onaydır. Dosya üzerinden birey ve ailesi hakkında ön bilgi edinilmesi, daha önce yardım aldığı kuruluşlar varsa o kuruluşlardan bilgi alınması, birey ve aileyle görüşme için randevu talep edilmesi tanışma öncesi yapılması gereken temel eylemlerdir.

Yüz yüze veya telefonla gerçekleştirilen tanışma esnasında; sosyal çalışmacı kendini tanıtmalı, görevi hakkında bilgi vermeli, arama/görüşme amacını söylemeli, müracaatçıyla ilgili yapılacak işlemler hakkında bilgi vermeli ve aileden beklentinin ne olduğunu açıklamalıdır. Yüz yüze görüşmede empatiye dayalı bir ilişki kurulması müracaatçının endişe, belirsizlik ve kararsızlık duygularının giderilmesini sağlayacaktır (Rosenberg, 2013). Empati sayesinde karşı tarafa şu mesajlar verilir: “Seni fark ediyorum, duygunu paylaşıyorum ve bu yüzden sana yardım etmek için harekete geçiyorum.” Görüşme esnasında saydam ve açık sözlü olma; müracaatçının iyilik duygularını geliştirir ve olumlu duyguların güçlenmesini sağlar. Sosyal çalışmacı mesleki bilgi ve tecrübesiyle, yetki sahibi olduğunu karşı tarafa hissettirmelidir.

Sosyal hizmet müracaatçı adına değil, müracaatçıyla birlikte yapılan bir eylem olduğu için katılım ilkesi gereği müracaatçı ve ailesi yardım ilişkisine dâhil edilmelidir. Müracaatçıyla işbirliği yapmanın çeşitli teknik ve yöntemleri bulunmaktadır. Bu yöntemleri kuruluşun “karşılama politikası” olarak nitelendirebiliriz. Bu nedenle, görüşme öncesinde müracaatçıyı rahatsız etmeyecek ve tehdit edici olmayacak şekilde karşılamak ve selamlamak gerekir. Pek çok belirsizlik nedeniyle karmaşa yaşayan müracaatçının talebi, sorunu ya da durumuna gerçekten ilgi göstermek; beklentisini ifade etmesini kolaylaştırmak; müracaatçının isteğini, kaygısını, kurumdan ve sosyal çalışmacıdan beklentisini açık bir şekilde ifade etmesine yardım etmek önemlidir. Müracaatçının kurum, sosyal çalışmacı ya da sağlanan hizmet ile ilgili sahip olabileceği yanlış anlamaları ya da korkuları belirlemek; hizmet sunumunu etkileyebilecek ilgili çalışma şartlarını açıklamak da daha sonra yaşanması muhtemel çatışmaları önleyecektir.

Sosyal çalışmacı ilk görüşmede; temsil ettiği kurumun hizmet sunum ve yardım yaklaşımını açıklamalıdır. Adli sosyal hizmet alanı gibi bazı alanlarda sosyal çalışmacının istenmeyen müdahaleci, davetsiz yabancı ve otorite figürü olarak algılanma ihtimali yüksektir. Bu nedenle sosyal çalışmacı kendisi, görev ve rolü hakkında tanıtıcı açıklamalar yapmalıdır. Görevlinin kim olduğu, kimi temsil ettiği ve niçin görüşme ihtiyacı duyduğu konusunda açıklama yaparak görüşmeye başlaması karşı tarafı rahatlatacaktır. Görüşmenin başlangıcında; ilgili mahkemeye bir rapor hazırlanacağı, bu yüzden söylenilenlerin mahkeme tarafından bilineceği belirtilmelidir.

Görüşmeye müracaatçının bulunduğu yerden yani müracaatçının önemli saydığı ve hakkında konuşmak istediği konuyla başlamak önemlidir. Müracaatçı acele ettirilmeden, düşüncelerini toparlamak ve söylemek istediklerine karar verebilmesi için zaman tanınarak görüşme süreci yönetilmelidir. Müracaatçının söyledikleri herhangi bir cihazla kayıt altına alınacaksa aydınlatılmış onam formu kullanılmalıdır. Ayrıca iletişim bilgilerinin kaydedilmesi de unutmamalıdır (Sheafor & Horejsi, 2014).

Ön Değerlendirme ve Veri Toplama

Ön değerlendirme aşamasında müracaatçının ihtiyaçları ve sorunları anlaşılmaya çalışılır. Sorunların ve ihtiyaçların hangi sistemlerden, nasıl kaynaklandığı belirlenmelidir. Müracaatçının içinde bulunduğu sosyal bağlamı kavrayabilmek için ev ziyaretleri gerçekleştirerek aile yapısı hakkında bilgi edinilmesi ve aile içi etkileşim örüntülerinin ortaya çıkarılması çok önemlidir. Müracaatçı ve ailesi hakkında daha önceden hazırlanmış bir sosyal inceleme raporu yoksa raporda olması gereken bilgiler doğrultusunda sosyal inceleme yapmak öncelik taşımaktadır. Bu süreçte elde edilen bilgiler Müracaatçı hakkında düzenlenmesi gereken değerlendirme formları için de kaynak niteliğinde olacaktır (Uluğtekin, 2012).

Ön değerlendirme aşaması; elde edilen ilk verilerden anlam ve deneysel sonuç çıkarma süreci olduğundan bu bilgilerin, nihai bilgiler olmadığı bilinmelidir. Elde edilen bu ham veriler süreç içinde ortaya çıkacak yeni bilgi ve belgelerle desteklenmelidir. Bu aşamada sosyal hizmet bakış açısıyla yapılacak en önemli çalışma, müracaatçının sosyal işlevselliğinin değerlendirilmesidir. Bu değerlendirme aynı zamanda sosyal inceleme raporunun da ana gövdesini oluşturur. Sosyal hizmet müdahalesinin temel amacı müracaatçının tatmin edici bir hayat sürdürmesi için sosyal işlevselliğindeki sorunlarını düzeltmek ve önlemek, sosyal yapısını ve kapasitesini iyileştirmektir (Sheafor & Horejsi, 2014). Bu amaçla yardıma ihtiyaç duyan birey ve ailesi hakkında ev ziyareti ve sosyal çevre araştırması yapılarak kapsamlı bir ön değerlendirme yapılmalıdır. Bireyi ve aileyi kuşatan riskler doğru bir şekilde tespit edilmelidir.

Planlama ve Sözleşme

Planlama ön değerlendirme ve müdahale arasında köprüdür. Sosyal hizmet müdahalesi uygulamakla yükümlü olan sosyal çalışmacı, bu müdahalenin nasıl yerine getirileceği konusunda bir plân hazırlar ve bu plân doğrultusunda uygulama yapar. Yardıma muhtaç bireyin güçlendirilmesi, sosyalleşmesi ve yeniden işlevsel hale gelmesi için planlama aşamasının titizlikle ele alınması gerekmektedir.

Sosyal hizmet disiplini açısından konuya yaklaştığımızda planlama, sosyal inceleme raporunun müdahale planı bölümüne denk gelen, birey ve sosyal çevresinde gerekli değişimleri gerçekleştirmek üzere hedefler belirlenmesini sağlayan bir işlemdir. Müdahale planının giriş kısmında müracaatçının başvuru nedenine ilişkin bilgilere yer verilmelidir. Müracaatçıyı yönlendiren birim, sevk tarihi ve numarası, hakkında verilmiş herhangi bir tedbir kararı varsa kararın türü ve süresi, tedbir kararının verilme nedeni gibi bilgiler planlamanın yasal gerekçesini oluşturması açısından önemlidir. Planın ikinci bölümünde müracaatçının bilgilerine yer verilir. Müracaatçının adı, kimlik numarası, doğum tarihi ve yeri, anne-baba adı, öğrenim, sağlık ve iş durumu, kiminle yaşadığı, adresi ve telefon numarası gibi bilgilerin olmasında yarar vardır. Planın üçüncü bölümünde müracaatçının başvurmasına neden olan sorunlar detaylı bir şekilde risk faktörleriyle birlikte ele alınır. Planın son bölümünde ise hizmetten yararlanması uygun görülen bireye ve aileye ilişkin hedefler belirlenir. Her bir hedefe ulaşmak için planlanan faaliyetler, görev alacak kişi ve kuruluşlar, hedefin tamamlanacağı süre, ilerlemenin nasıl ölçüleceği, işbirliği yapılacak kişi ve kuruluşlar bu bölümde belirtilir. Hedefler belirlenirken ulaşılabilir ve gerçekçi olmasına dikkat edilmeli, mümkün oldukça elde edilecek tek bir sonucun belirtilmesi sağlanmalıdır.

Sosyal hizmet mesleğinde her bireyin kendi kaderini tayin etme hakkı olduğu kabul edildiğinden planlamanın müracaatçı ve ailesiyle birlikte yapılması önemlidir. Planlamada sorunlar önceliklere göre sıralanmalı ve ihtiyaç olarak tanımlanmalıdır. Örneğin madde bağımlılığı olan çocuğun sağlıklı olma ihtiyacı olduğu, okul devamsızlığı olan çocuğun ise okula uyum sağlama ihtiyacı bulunduğu bilinmelidir. Sorun varlığından rahatsızlık duyulan fiziksel, bilişsel, duyuşsal ve davranışsal bir şeyi tanımlarken, ihtiyaç yokluğundan rahatsızlık duyulan bir şeyi tanımlar.

Planlama aşamasında müracaatçıyla birlikte bir ihtiyaç listesi hazırlanabilir. Örneğin; sosyal güvencesi ve işi olmayan aile fertleri için ekonomik destek ihtiyacı, ruh sağlığı sorunları olan aile bireyleri için psikiyatrik yardım ihtiyacı, boşanma, velayet vb. konular için hukuki destek ihtiyacı, zararlı alışkanlığı olan aile bireyi için boş zaman etkinlikleri ihtiyacı gibi ihtiyaç listesi yapılmasında yarar vardır. Müracaatçıyla birlikte hazırlanan değişim planında mutabakat sağlandıktan sonra yazılı bir hizmet sözleşme yapılması konuşulanların teyit edilmesi açısından önemlidir. Bu sayede iki taraf için de yanlış anlaşılmaların önüne geçilmiş olacaktır (Sheafor & Horejsi, 2014).

Uygulama ve Müdahale

Değişim zordur ve müracaatçılar değişim için adım atmak konusunda korku ya da kararsızlık içinde olurlar. Planlanan hedeflere ulaşmak için bilgi sağlama, tavsiye verme ya da bazı durumlarda harekete geçmesi için ikna etmek gerekebilir. Bu aşamada gereksiz ve acemice tavsiyelerden kaçınılmalıdır.

Müdahale aşamasında hedef davranışın güçlendirilmesi ve ilerletilmesi için müracaatçılar desteklenmelidir.  Örneğin devamsızlık sorunu yaşayan suça sürüklenen bir çocuk okula devam ettiğinde hoşuna giden ve ihtiyacı olan bir eşya hediye edilebilir. Çocuğun benlik imajını güçlendirecek olumlu destekler sağlanmalıdır. Örneğin; onay sözcükleri kullanma ve çocuğa önemli biri olduğunu hissettirme gibi psikolojik pekiştireçler kullanılabilir.

Müdahale aşamasında müracaatçının sorun yaşamasına neden olan ailesel sorunlara müdahale etmek de önemlidir. Bu süreçte ailenin sosyo-ekonomik destek alabileceği kuruluşlara yönlendirilmesi gerekebilir. İşsizlik sorununun çözümü için iş danışmanlarına yönlendirme yapılabilir ya da ev ekonomisi ve idaresi konusunda bilinçlenmeleri sağlanabilir.

Müracaatçılar çoğunlukla göç, istismar, yoksulluk, işsizlik gibi birden çok yıkıcı tecrübeyle karşılaşmış insanlardır. Geçmişlerini yenmek isteseler de çoğu zaman kendilerini güçsüz hissedebilirler. Kimilerinde kemikleşmiş bir kaybedilmişlik duygusu hâkimdir, reddedildiklerini ve yok sayıldıklarını düşünürler. Bu olumsuz ve sınırlayıcı yaklaşımları düzeltmek ya da ortadan kaldırmak için sosyal çalışmacı ve kurumlar güçlendirme üzerinde durmalıdırlar (Sheafor & Horejsi, 2014).

Müdahale aşamasında müracaatçı ve ailesini mikro bir sistem olarak ele alıp, bu sistem etrafındaki kaynakları ve fırsatları harekete geçirmenin yol ve yöntemleri aranmalıdır. Ekolojik sistem yaklaşımı açısından sosyal hizmet birimi ve sosyal çalışmacı değişimi başlatacak sistem olarak değerlendirilebilir. Sosyal çalışmacı müracaatçı sisteminde değişmesi gereken hususları belirledikten sonra toplumsal kaynak ve fırsatları temsil eden eylem sistemini harekete geçirmelidir. Örneğin; hırsızlık yaptığı için hakkında danışmanlık tedbiri verilen 14 yaşındaki çocuğuna (müracaatçı sistemi) yardımcı olmak isteyen anne, çocuğunun okul arkadaşlarıyla ilişkisi konusunda destek almak istemektedir. Eğer hem annenin hem de çocuğun değişmesi gerekiyorsa, ikisi de hedef sistem olur. Eğer sosyal çalışmacı çocuğun öğretmenini, okul müdürünü ve okul rehber öğretmenini yardım sürecine dâhil ederse, bunlar eylem sisteminin bir parçası olur.

Son Değerlendirme ve Sonlandırma

Son değerlendirme sosyal hizmet müdahalesinin amacına ulaşıp ulaşmadığını belirlemenin bir aracıdır (Duyan, 2012). Müracaatçı yararına yapılan değişim planının ne oranda gerçekleştiğinin, aksayan yönler varsa nedenlerinin ve kurumsal hizmetlerin yetersizliklerinin belirlenmesi yapılacak iyileştirmeler konusunda geri bildirim sağlayacaktır. Değerlendirme hem müdahale programlarının geliştirilmesi hem de erken uyarı alanıyla ilgili model üretilmesi açısından önemlidir. Sorunları karmaşıklaşmış bir vakadan yola çıkılarak, benzer vakaların oluşmaması için alınacak önlemelerin belirlenebilmesi bilimsel ve nesnel bir değerlendirmeyi gerektirir. Değerlendirme yapıldıktan sonra planlanan hedeflere kısmen ya da tamamen ulaşılmışsa artık çalışmanın sonlandırılması gerekmektedir. Ayrıca resmi açıdan bir süre ön görülmüşse süre bitiminde vakanın sonlandırılarak ilgili makamlara bilgi verilmesi gerekmektedir.

Yardım amaçlı her ilişkinin bir sonu vardır. Sonlandırma, yardım ilişkisi sona ererken ortaya çıkabilecek sorunlara hassasiyetle yaklaşarak denetim görevlisinin bitirmeye rehberlik etmesidir. Sonlandırma aşamasında müracaatçıda kayıp hissi yaşanabilir. Gerektiğinde yeniden destek alabileceği hatırlatılabilir.

Bu süreçte sosyal çalışmacı bazı sorulara cevap aramalıdır: Müdahale yöntemleri başarılı oldu mu? Sosyal hizmet müdahalesi uygulanmasını gerektiren problem ya da durum yeteri kadar çözüldü mü? Müracaatçı kabul edilebilir bir düzeyde yaşamını sürdürebilecek mi? Kendine veya başkalarına zarar verme riski ortadan kalktı mı? Sosyal çalışmacı gerekli sonuçları almak için yeterli zaman, enerji veya beceri gösterebildi mi? Yetersizlikler olduysa nedenleri belirtilmelidir. Müracaatçının farklı hizmet modellerine ihtiyaç duyması durumunda gerekli yönlendirmeler yapıldı mı? Sonuçları izlendi mi? (Sheafor & Horejsi, 2014)

İzleme

İzlemenin temel amacı, yardıma muhtaç birey ve ailesinin sosyal hizmet müdahale sürecindeki kazanımlarını koruyup korumadığının takip edilmesidir. Bu nedenle süreç sonlandırılsa bile belirli aralıklarla müracaatçı ve ailesiyle görüşmeler sürdürülmelidir. Bireyin iletişim içinde olduğu yardım kuruluşları, adli birimler, sosyal hizmet merkezi gibi kuruluşlarla işbirliği yapılarak sosyal hizmet uygulama sürecinde edinilen olumlu kazanımların sürdürülmesi sağlanmalıdır.

Sosyal Hizmet Değerlerinin Uygulamaya Aktarılması

Bir disiplin ve meslek olarak sosyal hizmet, özellikle toplumun risk altında olan kesimleriyle ve karşılanması pek de kolay olmayan büyük sorunların yanı sıra çoğu zaman karşılanmamış ihtiyaçlara ve diğer zorluklara sahip insanlarla çalışmayı gerektirir. Bu nedenle sosyal çalışmacılar etik olmayan uygulamalarla istismar edilme veya baskılanma ihtimallerine karşı müracaatçılarını korumak zorundadırlar.

Her insan sahip olduğu haklar bağlamında biriciktir ve insan olması dolayısıyla saygıya değerdir. Sosyal çalışmacı her müracaatçının benzersiz nitelikleri olduğunun ve her birine yardım ederken ilke ve yöntemlerin farklı biçimlerde kullanılması gerektiğinin bilincinde olmalıdır. Müracaatçısını gerçekte olduğu gibi güçlü ve zayıf yönleriyle, uyumlu ve uyumsuz nitelikleriyle, olumlu ve olumsuz duygularıyla, yapıcı ve yıkıcı tutum ve davranışlarıyla kabullenmelidir. Ön yargıdan uzak bir şekilde müracaatçısına suç ya da masumiyet istinat etmeden, yaşadığı sorunların sorumlusu olarak görmeden saygıyla karşılayabilmelidir. Bu kabullenme müracaatçıların hiç yanlış yapmayacağı ya da sosyal çalışmacının onların yaptığı her şeyi onaylayacağı anlamına gelmez. Belirli eylemleri kabul edilemez bulabilir ve bu nedenle bunları onaylamayabiliriz. Ancak bu kişinin onaylanmayacağı anlamı taşımaz. Bir başka ifadeyle yardım, müracaatçının bunu hak edişine göre değil, ihtiyaçlar ve tanımlanan önceliklere göre sunulur. Örneğin, alkol kullanan bir müracaatçı hakkında “kendi sorunlarına kendisi neden olmaktadır” diyerek alması gereken hizmeti sunmaktan vazgeçersek, durumunu daha da kötüleştirebiliriz. Böyle bir tavır hem profesyonelliğe yakışmaz, hem de sorunların çözümüne katkı sağlamaz.

Sosyal hizmet uygulamasında insan onurunu yüceltmeyi esas alan etik değerlere bağlı kalmak, mesleğin saygınlığını ve itibarı koruma adına çok önemlidir. Sosyal çalışmacı kişisel ve mesleki değerleri arasında bir çatışma yaşadığında meslek örgütü ya da meslektaşlarından destek alarak mesleki rolünü en iyi şekilde yerine getirmeye çalışmalıdır. Aşağıda örnek olması açısından bazı sosyal hizmet etik değerlerine yer verilmiştir. Sosyal hizmetin etik ilkeleri meslek örgütleri tarafından sürekli güncellenerek sosyal çalışmacıların istifadesine sunulmaktadır.

İnsan Hakları ve İnsan Onuru

Statüsü ne olursa olsun bütün insanların onuru eşittir. Sosyal hizmet tüm insanların doğasında var olan değere ve insanlık onuruna ve de bunlardan doğan haklara saygılıdır. Sosyal çalışmacılar her bireyin fiziksel, psikolojik, duygusal ve manevi bütünlüğünü ve esenliğini destekler ve savunur. Sosyal çalışmacının uygulama yaparken hizmet alanların onurunu koruma adına sağlaması gereken temel insan hakları şu şekilde sıralanabilir:

  • Kişinin kendi kaderini tayin etme hakkına saygı: Sosyal çalışmacılar, kişinin başkalarının haklarını ve meşru menfaatlerini tehlikeye sokmamak koşuluyla kendi seçimlerini yapma ve kararlarını alma hakkına saygı duyar ve bunu geliştirmek için çalışır.
  • Katılım hakkını geliştirme: Sosyal çalışmacılar hizmetlerden yararlanan kişilerin kendi güçlerini fark edip, kullanabilmelerini sağlayacak yollarla, kendi yaşamlarını etkileyen tüm karar ve eylemlere dâhil olmalarını ve tam katılımlarını destekler.
  • Bireyi bütün olarak ele alma: Sosyal çalışmacılar, kişiyi ailesi, içinde yaşadığı topluluk, toplumsal ve doğal çevresi içinde bir bütün olarak ele alır ve kişinin yaşamının tüm yönlerini dikkate alır.
  • Güçlü yanların keşfedilmesi ve geliştirilmesi: Sosyal çalışmacılar, tüm bireylerin, grupların ve toplulukların güçlü yanlarına odaklanır ve böylece onların güçlerini fark etmelerine ve kullanmalarına destek verir.
  • Bireyin mahremiyetinin korunması: Müracaatçıya zarar verici etkisi olacak bilginin yetkili olmayan kişilerle paylaşılmaması gerekir.

Sosyal Adalet

Sosyal çalışmacılar; toplumun geneli ve çalıştıkları kişilerle ilgili olarak sosyal adaletin gerçekleşmesini desteklemekle sorumludurlar. Sosyal hizmet mesleğinin temel felsefesinde yer alan sosyal adaletin toplumun tüm katmanlarına yaygınlaştırılabilmesi için sosyal çalışmacının eşitsizliklerle mücadele etme misyonu bulunmaktadır. Sosyal adaletin tesisinde sosyal çalışmacının rol alması gereken mücadele alanları şu şekilde sıralanabilir:

  • Olumsuz ayrımcılıkla mücadele: Sosyal çalışmacılar; yaş, kültür, cinsiyet, cinsel tercih, medeni hal, sosyo-ekonomik statü, politik görüş, renk, ırk, inanç ya da farklı fiziksel özelliklerine göre yapılan olumsuz ayırımcılığa karşı mücadele etmekle sorumludur.
  • Çeşitliliğin tanınması: Sosyal çalışmacılar; bireye, aile, grup ve topluluklara ilişkin farklılıkları da göz önünde tutarak, çalıştıkları toplumdaki etnik ve kültürel çeşitliliği tanır ve saygı duyar.
  • Kaynakların eşit dağıtımı: Sosyal çalışmacılar, yönettikleri kaynakların hakkaniyetli ve ihtiyaçlarla orantılı bir şekilde dağıtılmasına dikkat ederler.
  • Adil olmayan politikalarla ve uygulamalarla mücadele: Sosyal çalışmacılar, kaynakların yetersiz olduğu ya da kaynak dağıtımının, politika ve uygulamaların zarar verdiği, hakkaniyetsiz ya da baskıcı olduğu durumlarda, konuya kendi yöneticilerinin, karar mekanizmalarının, politikacıların, kamuoyunun dikkatini çekmekle görevlidirler.
  • Birlik ve dayanışma içinde çalışma: Sosyal çalışmacılar, sosyal dışlamaya, damgalamaya ya da boyun eğdirmeye katkıda bulunan sosyal koşullarla mücadele etmekle ve herkesi kapsayıcı bir toplum için çalışmakla yükümlüdür.

Sosyal Çalışmacı Adayı Öğrencilere Öneriler

Sosyal hizmet uygulamasında dikkat edilmesi gereken hususlardan birisi de teorinin uygulamaya nasıl aktarılacağı sorunudur. Özellikle ülkemizde Batılı bilim insanlarının ürettiği kuramlardan yararlanılarak öğretilen sosyal hizmetin bilgi temelinin uygulamada kültürel açıdan sorunlar yaşanmasına neden olacağı gerçeği hatırda tutulmalıdır. Türkiye’nin kendi içinde bile doğusuyla batısı arasında kültürel ve coğrafi farklılıkların olduğu bir ortamda, sosyal hizmet uygulamalarında bu kültürel zenginliği nazara almamak önemli bir eksiklik olacaktır. İnsan onuruna saygı anlayışıyla yaklaşıldığında, sosyal hayatın vazgeçilmez gerçeği olan farklılıklar çeşitlilik olarak görülmeye başlanacaktır. Sosyal çalışmacı okulda edindiği bilginin mesleki beceriye dönüşmesi aşamasında kültürel farklılıklara dikkat edilmesi gerektiği gerçeğini unutmamalıdır. Bu durum teorik bilginin tamamen reddedilmesi anlamına gelmez. Bazen ülkemizde sosyal hizmet alanında uygulama yapan öğrenci ya da aday memur sosyal çalışmacılara “okulda öğrendiklerinizi unutun, hayat okulunda işler farklı yürür” şeklinde bilgi karşıtı öğütler verilmektedir. Bu durum aslında teoriyle uygulama arasındaki ilişkinin yeterince anlaşılmadığının bir göstergesidir. Aynı zamanda da işin kolayına kaçmaktır.

Uygulama yapmak üzere sosyal hizmet kuruluşlarına gittiğinizde birçok meslek elemanının mesleki formasyona uymayan yaklaşımlar sergilediğine şahit olabilirsiniz. Bu durum öğrendiğiniz teorik bilgilerin geçerliliği ve yeterliliği konusunda sizleri endişelendirmemelidir. Bireylerin kişisel tercihlerinden kaynaklanan bu anlayışın, pek çok nedenleri bulunmaktadır. Sosyal hizmet mesleği bürokratik bir yapı içinde uygulandığından, zaman zaman evrak ve büro memurluğu olarak algılanmaktadır. Çoğu zaman müracaatçının dosya işlemleriyle uğraşmak, müracaatçıyla ilgilenmenin önüne geçebilmektedir. Sosyal çalışmacı bu anlayışa teslim olmama konusunda direnmeli ve yaptığı meslekî uygulamaların rutinleşmesine izin vermemelidir. Örneğin, şiddet mağduru kadın müracaatçılarla çalışırken, siz daha önce onlarca kadınla görüşme yapıp, kadın konukevine yönlendirme işlemi yapmış olabilirsiniz. Ancak bir sonraki müracaatçı, ilk kez başvuruda bulunuyordur ve daha önce sosyal çalışmacıyla hiç karşılaşmamıştır. Eğer bu durumda sosyal çalışmacı rutinleşme tuzağına düşerse, müracaatçısını değersizleştirir ve kaygılarının artmasına neden olur. Bu nedenle; her müracaatçının biricik olduğu, ilgi ve desteği hak ettiği, sorun ve ihtiyaçlarının dikkatlice değerlendirilmesi gerektiği gerçeği bürokratik monotonluğa feda edilmemelidir.

Teknoloji ve bilişim çağını yaşayan günümüz toplumlarında okulda öğrenilen bilgilerin geçerlilik süresi, en iyimser tahminle beş yıldır. Bu nedenle mezun olduktan sonra teoriyle bağını koparmış, mesleki yayınları takip etmeyi ve okumayı bırakmış sosyal çalışmacı kendi geleneksel yaklaşımıyla sosyal hizmet uygulaması yapmaya mahkûm olacaktır. Okulda öğrenilen teorik bilginin pratiğe aktarılması elbette kolay bir iş değildir. Bunun için sabırlı ve istikrarlı bir şekilde bilgiyi beceriye dönüştürme kararlılığı taşımak gerekir.

Sosyal hizmet uygulaması yapmak üzere ilk defa alana gidildiğinde okulda öğrenilen görüşme tekniklerini pratiğe aktarmada acemilikler yaşamak son derece doğaldır. Yeterli deneyime sahip olmamak bazen kendinizi çaresiz hissetmenize de neden olacaktır. Başlangıçta hissettiğiniz çaresizlik, kaygı ya da yetersizlik duygularını zihninizde “fırsat” olarak kodlarsanız, yeniden teoriye dönerek daha bilinçli bir öğrenme süreci yaşayabilirsiniz. Aynı zamanda öğrendiğiniz teorik bilgiyi yeniden zihin süzgecinden geçirerek içselleştirme fırsatı da yakalarsınız. Aksi halde kendi acemiliğini teorik bilginin geçersizliği ya da yetersizliği gibi algılamak, mesleki kariyere zarar verecek yanlış bir değerlendirmedir.

Sosyal hizmet uygulamasında sosyal hizmetin teorisinin ya da bilgi temelinin önemsenmemesinin mesleğe neler kaybettirebileceği üzerine düşündüğümüzde, şunları söyleyebiliriz (Thompson, 2013):

Mesleği sıradanlaştırır. Sosyal hizmet mesleği ülkemizde doğru bir şekilde algılanmadığı için sosyal çalışmacıların ne iş yaptığı konusunda da kafa karışıklıkları bulunmaktadır. Zaman zaman sosyal hizmet uygulamaları, sosyal inceleme raporu hazırlama işine indirgenerek “eğer sosyal hizmet buysa, bunu herkes yapar” mantığıyla yaklaşılmakta meslek değersizleştirilmektedir. Eğer sosyal çalışmacı teoriden aldığı gücü ve profesyonelliği uygulamaya aktarıp fark oluşturamazsa, bu kanaatin yaygınlaşması kaçınılmaz olacaktır.

Akademisyen ve öğrencinin emeğini değersizleştirir. Sosyal çalışmacı olabilmek için dört yıllık lisans eğitimini tamamlamış olmak gerekir. Dört yıllık sosyal hizmet eğitimi süresince öğrenci ve akademisyenler bilgi ve deneyim paylaşım süreci yaşamaktadırlar. Teorinin uygulamada geçersizliğini ima etmek insanlığın ortak mirası olan bilime saygısızlık yapmak ve bilimle meşgul olan öğrencinin öğrenme çabasını ve emeğini yok saymaktır.

Öğrenme motivasyonunu düşürür. Bizim kadim geleneğimizin temel ilkelerinden birisi olan “beşikten mezara kadar öğrenme” düsturu, günümüzde hayat boyu öğrenme olarak nitelendirilmektedir. Bilgiyi güce dönüştüren Batı Medeniyeti kitaplar üzerine kurulu bir medeniyettir. Sürekli öğrenme eylemini alışkanlığa dönüştüren toplumlar gelişmişliği hak etmektedirler. Sosyal refah ve sosyal hizmet sistemleri güçlü olan ülkelerin hayat boyu öğrenmeyi prensip edinen sağlam bir eğitim sistemleri olduğu bilinmektedir. Lisansta öğrenilen bilgiler uzmanlaşma için yeterli olmazken, okulda öğrenilen teorinin önemsiz olduğunu düşünmek yeni şeyler öğrenme konusunda motivasyonu kıracaktır. Hâlbuki lisans mezunu her sosyal çalışmacının uzmanlaşma adına lisansüstü eğitim alma hedefi ve ideali olmalıdır. Bunu da yapamazsa en azından sosyal hizmet alanında çıkan yayınları takip ederek bilgi ve deneyim repertuvarını zenginleştirmelidir.

Özgür düşünmeyi engeller. Dezavantajlı bireylerin savunuculuğu gibi bir misyonu üstlenen sosyal hizmet mesleğinin bilgi temelinin değersizleştirilmesi sosyal adaletsizliklere yol açar. Adaletsizlikler karşısında duyarsız kalan ve ne yapacağını bilmeyen bir sosyal çalışmacı özgür davranıp baskı karşıtı eylemler başlatamaz. Makro düzeydeki küresel gelişmeleri doğru okuyup, doğru anlayabilmek ve bunun karşısında ezilenlerin savunuculuğunu yapabilmek ancak bilgiyle, aydınlanmayla mümkündür. Bu nedenle sosyal çalışmacı, hâkim güçlerin baskısı altında kalmadan özgürce düşünüp karar verebilme adına öğrenmeyle, bilgi edinmeyle bağını hiçbir zaman koparmamalıdır.

Sonuç olarak; sosyal hizmet mesleği bilgi, beceri ve değer temelleri üzerinde yükselen bir meslektir. Sosyal hizmet eğitiminde teorik bilgi kadar, beceri ve deneyim sahibi olmak da önemlidir. Teori ne kadar güçlü olursa, beceri ve deneyim de o oranda güven verir, değişim motivasyonu sağlar. Ancak sosyal hizmet uygulamasında, teorik bilgi içselleştirildikten sonra uygulamaya aktarılırsa daha tesirli olacaktır. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi sosyal hizmet eğitimi almış olmak en başta eğitim alan bireyin kendi yaşamında değişim sağlamalıdır. Çünkü değişim içten dışa doğru olursa daha etkili ve kalıcı olur. Dış dünyayı değiştirmeye çalışanlar, önce kendilerini değiştirmeleri gerektiği gerçeğini unuttukları için istedikleri başarıyı bir türlü yakalayamazlar. Kendini değiştirmek dünyanın en zor işlerden birisidir, ancak bunu başaranlar yaşadıkları ortamlarda fark oluştururlar. Buna kelebek etkisi de denir. Sizin için çok küçük bir esinti olan kişisel değişim çabanız, belki de okyanus kıyısında dev bir dalgaya dönüşecektir. Bu nedenle başarı bir sonuç değil, bitmeyen bir yolculuktur. Önemli olan yolculuğa başlamak, sosyal hizmet yolunun yolcusu olmaktır…

KAYNAK: Karataş, Z. (2017). Sosyal Hizmette Uygulama Alanları. İstanbul Üniversitesi